Yıldız Soylu Göz kapaklarım tonlarca ağırlıktaki bir kaya gibi aralandığında, kulaklarımdaki o hırçın inlemeler ve makine sesleri yerini derin, koruyucu bir sessizliğe bırakmıştı. Başımın altındaki yastığın yumuşaklığından, tamamen başka bir odaya taşındığımı anladım. Odanın tavanındaki barok avizeden süzülen loş amber ışık gözlerimi kamaştırırken hızla doğruldum. Az önce şahit olduğum o çiğ çıplaklıkların yarattığı mide bulantısı hala gitmemişti ama içimdeki öfke, korkunun çoktan önüne geçmişti. Tam o sırada, odanın karanlık köşesindeki geniş, deri koltukta oturan o gölgeyi fark ettim. Beni koridorda kucağına alan adam oradaydı. Bacak bacak üstüne atmış, elindeki kristal viski kadehini yavaşça sallıyordu. Üzerindeki siyah gömleğin ilk birkaç düğmesi açıktı ve kolları dirseklerine kad

