Yıldız Soylu Sabah gözlerimi açtığımda, odanın tavanındaki çatlak çizgileri dünkü fırtınanın yorgunluğunu taşıyor gibiydi. Alarmın kulak tırmalayan sesi odayı doldurmadan önce uzanıp telefonu kapattım. Yataktan doğrulup ayaklarımı soğuk zemine bastığımda, zihnim dün gecenin ağırlığıyla anında doldu. Mustafa Keleş’in yurdun önündeki loş ışıkta kurduğu o tehlikeli cümleler kafamın içinde dönüp duruyordu. “Onu kendine aşık et. O çelik kapıları sana kendisi açacak.” Bir yanda benden hayatımın en büyük kumarını oynamamı isteyen bir başkomiser vardı, diğer yanda ise bana en başından beri yalan söyleyen Baybars. Bordo’nun sadece hukuki işlerine baktığını iddia ederken, aslında o yeraltı dünyasının mutlak hakimi çıkmıştı. Kendimi kandırılmış, büyük bir oyunun tam ortasına fırlatılmış gibi hisse

