Bir anda geriye çekildim.
Nefesim düzensizdi, kalbim hızlanmıştı ama bu heyecanın sebebini tam olarak çözemedim. Akgün’ün gözlerinin içine baktım. Simsiyah… Soğuk ama aynı zamanda tehlikeli bir şekilde çekici.
Sonra bir kahkaha patlattım.
Akgün’ün kaşları çatıldı, yüzündeki anlamı çözmek istercesine gözlerini kıstı. Ama ben sadece eğlendim. Elimi yavaşça onun omzuna koydum, başımı hafif yana eğerek alaycı bir şekilde baktım.
“İyi denemeydi.” dedim. Sesim hala hafif gülümsemeyle doluydu.
Akgün sadece gülümsedi. Ama bu sıradan bir gülümseme değildi. İçinde şeytani bir kıvrım vardı. Derin, gizemli ve ürkütücü derecede özgüvenli. Gözlerinin koyulaştığını fark ettim. O simsiyah bakışlar, daha da derinleşti.
“Deneme değildi. Yapmak istediğimde yapıyorum.”
Tüylerim diken diken oldu. Ama korkudan değil.
Bilmiyorum, belki de bilinmezlik hoşuma gitmişti.
Başımı hafifçe yana eğdim, gözlerimi onun gözlerinden ayırmadan mırıldandım.
“Gerçekten neyi amaçlıyorsun bilmiyorum ama… sert bir adama benziyorsun.”
Akgün’ün dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı.
“Evet, sert olduğum doğrudur.” Bir anlık sessizlik. Sonra sesi daha da alçaldı, gözlerimin içine baktı. “Özellikle yatakta sert olmayı çok tercih ederim.”
Bir saniyeliğine durdum. Sonra içimdeki kahkaha tekrar yükseldi. Başımı geriye atıp gülümsedim, dudaklarımda hala alaycı bir kıvrım vardı.
“Bu beni korkutmuyor, biliyor musun?”
Akgün gözlerini kısıp bana biraz daha yaklaştı.
“Ne güzel, o zaman iyi anlaşacağız.”
Elini belime koydu. Dokunuşu sertti ama rahatsız edici değil… sahiplenici.
İçimde anlamlandıramadığım bir kıpırtı hissettim.
Yüzlerimiz birbirine yaklaştıkça nefesimi tuttum.
“Ayrıca iyi öpüşüyorsun, tecrübelisin sanırım.” dedi.
Gözlerimi kıstım. “En az senin kadar.”
Yalan söylüyordum, daha önce yakınlaştığım erkek olmamıştı.
Kaşlarını çattı. “Belki çok fazla tecrübeli değilimdir?”
“Bana, benimle oyun oynuyormuşsun gibi geliyor…Önce okulda karşılaştık şimdi ise burada ve sonra da öpüyorsun beni…” dedim.
“Zeki kız.” Yüzüme eğildi. “Bizi kader bir araya getirdi sadece.”
Akgün’ün elinin belime nasıl yerleştiğini hissedebiliyordum. Sıcak, güçlü ve fazlasıyla sahipleniciydi. Ama en çok da parmaklarının yavaşça aşağı kaymasıyla irkildim.
Beni kendine doğru çektiğinde, aramızdaki mesafenin neredeyse tamamen yok olduğunu fark ettim. Göğsüme dolan sert nefesi, tenime dokunuyordu.
“Benden kaçmaya mı çalışıyorsun?” diye fısıldadı.
Gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. “Kaçmıyorum,” dedim, ama sesim o kadar cılızdı ki, kendim bile inanmadım. “Kadere falan da inanmam ben ayrıca.”
Akgün başını yana eğdi, gözleri koyu bir gölge gibi üzerime indi. “Kaçmıyorsan neden nefesin böyle hızlandı?”
Kelimeler boğazıma düğümlendi. Cevap veremedim.
“Sen kendini ne sanıyorsun ki? Öpüştük abartma.”
Akgün’ün parmakları belimde gezinirken, beni biraz daha kendine çekti. “Biliyor musun…” diye devam etti, sesi karanlık bir fısıltı gibiydi. “Benimle oynama. Oyunları hiç sevmem.”
İçimde bir şeyler titredi ama dışarıya belli etmemeye çalıştım. Başımı dikleştirdim, ona meydan okur gibi gözlerinin içine baktım. “Peki, sen ne seviyorsun?”
Yüzünde şeytani bir gülümseme belirdi. Elini belimden kalçama doğru kaydırırken, gözleri parladı. “Kontrol etmeyi.”
Beni daha da kendine çekti. Bedenimiz arasındaki boşluk tamamen kapanmıştı artık.
Nefesimi tuttum ama yine de bir adım geri atmadım. “Bu seni korkutmuyor mu?” diye sordu.
Gülümsedim. “Hayır.”
Akgün eğilip dudaklarını neredeyse tenime değdirecek kadar yaklaştırdı. “Ne güzel,” dedi. “Çünkü biz daha çok karşılaşacağız, Çağla.”