Akgün kapının önünde öylece dikiliyordu. Kadına bakarken yüzünde garip bir ifade belirmişti. Gerginlik mi, şaşkınlık mı, yoksa tanıdık bir geçmişin ani çarpması mıydı… çözemedim ama içimden bir şeyler çekildi sanki. “Mısra?” demesinden sonra bir süre kimse konuşmadı. Ben birkaç adım geride, koridorun ucunda duruyordum. Ellerin istemsizce birbirine kenetlendi. Sesim çıkmadı. Bekledim. Akgün sonunda toparlandı. “Mısra, burada ne işin var?” dedi. Kadının dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. Gözlerini hiç kaçırmadan Akgün’e baktı. “Umarım rahatsız etmemişimdir,” dedi nazikçe ama o nazikliğin içinde fazlasıyla kendinden emin bir ton gizliydi. Akgün göz ucuyla bana baktı. Gözlerimiz kısa süreliğine kesişti. Sonra bakışlarını tekrar kadına çevirdi. “Hayır… gelsene içeri.” dedi. Kapıy

