Yatağımın üzerinde uzanmış, tavana boş boş bakıyordum. Aklımda sadece o gece vardı. Akgün’ün sert bakışları, dokunuşları, söylediği her bir kelime… Nasıl bu kadar sinir bozucu ve aynı zamanda çekici olabilirdi?
Telefonumu elime aldım ve bildirimleri kontrol ettim. Balım’dan birkaç mesaj vardı.
Balım: Kız sen okula geliyor musun bugün?
Ben: Bilmiyorum ya, kalkasım yok.
Balım: İyi de haberin var mı?
Ben: Neyin?
Balım: Akgün Akın okulda!
Gözlerimi kırptım, mesajı bir daha okudum. Sonra hızlıca yazdım.
Ben: Ne?!
Balım: Evet, konferans verecekmiş.
Ben: Ne konferansı? Mafyacılık 101 mi?
Balım: Salak! Yok artık, iş dünyası ve hukuk falan diyorlar. Adamın bağlantıları varmış, fakülte çağırmış.
Ben: Şaka gibi…
Telefonu elimde sıktım. Bir haftadır onu aklımdan çıkarmaya çalışıyordum ama şimdi, kendi ayağıyla karşıma mı çıkıyordu? İçimde garip bir huzursuzluk vardı. Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Balım bir mesaj daha attı.
Balım: Geliyor musun?
Derin bir nefes aldım. Gitmeli miydim? Gitmemeli miydim? Ama içimde bir ses, bu olaydan kaçamayacağımı söylüyordu…
&&
Sabah aynanın karşısına geçtiğimde, içimde tuhaf bir his vardı. Akgün Akın’ın bugün okula geleceğini biliyordum. Bu gerçeği kendime itiraf etmiyordum belki ama içten içe, onun karşısına en iyi halimle çıkmak istiyordum.
Üzerime ince askılı, vücuduma tam oturan siyah bir bluz geçirdim. Dekolteden kaçınmadım. Hafif parlak kumaşı, omuzlarıma dökülen saçlarımla uyum içindeydi. Altıma yüksek bel, dar bir kot pantolon giydim, bacaklarımı olduğundan daha uzun gösteriyordu. Ayaklarıma siyah topuklu botlarımı geçirirken yüzüme hafif bir gülümseme yerleşti. Hava soğuktu ama umursamadım, üstüme sadece siyah deri ceketimi aldım. Soğuğun hafif yakıcılığını hissetmek, kendimi diri tutmamı sağlayacaktı.
Dış kapıdan çıktım ve taksi çağırmak yerine yürümeye karar verdim. Hava keskin ve serindi ama umurumda değildi. İçimde dolaşan enerji, yürürken bile fark edilir bir özgüven veriyordu. Adımlarım sert ve emindi.
Kafeteryanın önüne yaklaştıkça Eda ve Balım’ın kahkahaları kulağıma çalınıyordu. Ne konuşuyorlarsa bayağı eğlenmişlerdi belli ki. Hafifçe gülümsedim ve yanlarına doğru ilerledim.
Balım beni görür görmez gözlerini kocaman açtı, Eda ise baştan aşağı süzüp anlamlı bir bakış attı.
“Kızım sen ne giymişsin? Resmen bomba gibisin!” dedi Balım, gözleri parlıyordu.
Eda hafif bir ıslık çaldı. “İddialı olmuşsun Çağla, hayırdır?”
Gözlerimi devirdim, umursamaz bir tavırla saçlarımı omzuma attım. “Abartmayın ya, canım böyle giyinmek istedi.”
Balım kaşlarını kaldırıp şüpheli bir ifadeyle baktı. “Öyle mi? Pek senin tarzın değil gibi.”
Omuz silktim. “Her zaman aynı giyinecek değilim ya.”
Konuyu değiştirmek için çantamı düzelttim ve soruyu patlattım. “Hangi dersimiz var ilk?”
Eda çantasından programını çıkarırken içini çekti. “İdare Hukuku. Sabah sabah en sevdiğim!”
Balım yüzünü buruşturdu. “Hocanın yoklama alma takıntısı olmasa derse girmezdim.”
Kendimi tutamayıp güldüm. “Ben de bir kahve alıp derse öyle gireyim bari.”
&&
Kahvemi içtikten sonra derse doğru yürümeye başladık.
Gözlerim sürekli sağa sola kayıyordu, sanki bir şey bekliyormuş gibi. Ama ne beklediğimi ben bile bilmiyordum. Ya da biliyordum ama kendime bile itiraf edemiyordum.
Balım aniden durdu ve kaşlarını kaldırarak bana döndü.
“Hayırdır, niye sürekli etrafa bakıyorsun?”
Bir an afalladım. O kadar belli etmiş miydim? Hemen kendimi toparlayıp omuz silktim. “Hiç, öyle bakıyorum işte.”
Balım gözlerini kıstı, şüpheli bakışlarını üzerimden çekmedi ama bir şey söylemedi.
Yanımızda yürüyen Eda hafifçe dirseğini bana dokundurdu ve yüzünde muzip bir gülümsemeyle, “Çok güzel olmuşsun bugün. Çıkışta biriyle mi buluşmaya gidiyorsun yoksa?” diye sordu.
Kaşlarımı çattım. “Hayır, ne alakası var?”
Balım araya girip kollarını kavuşturdu. “Bak tatlım, hayatında biri varsa söyle. Biz asla yanlış anlamayız, destekleriz.”
Gözlerimi devirdim. “Ne alakası var ya? Kimse yok hayatımda.”
Dudaklarımdan bu kelimeler dökülür dökülmez, beynim bana ihanet edercesine o geceyi hatırlattı. Akgün’ün sıcak nefesi, sert bakışları, vücudumun üzerindeki o sahiplenici dokunuşları… Boğazım kurudu.
Dişlerimi sıktım, sinirle dudaklarımı ısırdım. Hayatıma giren biri falan yoktu. Ama bir gecede, hiç beklemediğim bir şekilde hayatıma giren ve aklımdan çıkmayan biri vardı. Ve bu düşünce sinirlerimi bozuyordu.
Ders bitiminde kampüsün geniş avlusunda yürürken içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Balım ve Eda yanımda neşeyle konuşsalar da ben onlara pek kulak veremiyordum.
“Akgün kim bilir ne kadar yakışıklıdır bugün…” dedi Balım.
Eda kahkaha attı. “O siyah saçları o kadar güzel ki…”
Balım hemen yüzünü bana çevirdi. “Onunla yüz yüze gelsen aşık olursun Çağla.”
Yüz yüze gelmemiş, biz resmen sevişmiştik.
“Hım…” diye mırıldandım.
Eda araya girdi. “Acaba hayatında kaç tane kadın var. O kadınlardan birisi olmak isterdim.”
Gözlerimi devirdim.
Balım; “Kim bilir belki şans bize de güler.”
Kaşlarımı çattım. “Çok iğrenç konuşuyorsunuz…” dedim.
Eda omuz silkti. “Yalnız çok yakışıklı.”
Kalbim hızlanmış, midemde hafif bir sıkışma hissi oluşmuştu. Adımlarımı yavaşlattım ama durmadım. Gitmemem gereken bir yere gidiyormuşum gibi hissediyordum ama yine de ayaklarım beni oraya sürüklüyordu.
Konferans salonuna vardığımızda içimdeki ürperti daha da arttı. Salon devasa büyüklükteydi. Yüksek tavan, geniş sahne, yüzlerce kırmızı koltuk… Gözlerim hemen en arka sıralara kaydı. “Şuraya oturalım,” dedim hızla, bir an önce görünmez olmak ister gibi.
Tam üçümüz de arkalara çökmüşken, yanımıza bir hocamız geldi. Orta yaşlarında, gözlüklerinin üzerinden sert bir bakış attı. “Hukuk bölümü öğrencileri ön tarafta oturacak, öyle düzenledik.”
Boğazımı temizledim. “Ben burada oturabilir miyim?” diye sordum, sesi titremeyen bir ses tonuyla.
Hocanın kaşları çatıldı, sesi sertleşti. “Kızım, öne geç.”
İç çekerek çantamı aldım ve Balım’la Eda’nın peşim sıra yürüyerek ön tarafa geçtik. Üçüncü sıraya yerleştik. Artık kaçış yoktu.
Salon yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Hafif bir uğultu vardı ama sahneye çıkan bir öğrenci mikrofonu eline aldığında salon sessizleşti. Kız düzgün bir diksiyonla konuşmaya başladı. “Öncelikle hepiniz hoş geldiniz. Bugün, biz hukuk öğrencileri için çok değerli bir misafirimiz var. Kendisini çoğunuz ismen biliyorsunuz.”
Derin bir nefes aldım.
Kız konuşmasına devam etti: “İstanbul’un en güçlü şirketlerinden biri olan Akın Şirketler Grubu’nun sahibi, aynı zamanda üniversitemizin en büyük yatırımcılarından biri olan Sayın Akgün Akın’ı sahneye davet ediyorum!”
Bedenim dondu. Nefesim boğazımda düğümlendi. Bir anlık bir sessizlik oldu, ardından tüm salon alkışlarla çınladı. Ama ben ne alkış duyabiliyordum ne de etrafımdaki insanları fark edebiliyordum.
Akgün Akın…
Bu bir tesadüf değildi. O, hayatımın her köşesine sinsice sızıyordu. Ve ben, bunu engelleyemiyordum.