Mutfağın içi mis gibi baharat kokuyordu ama içimdeki huzursuzluk o kokuları bastırıyordu. Leman Hanım’ın gelişiyle evdeki hava ağırlaşmıştı. Akgün yukarıdaydı, ben de onun annesine bir yemek hazırlayayım demiştim. Aslında iyi niyetliydim, ama gözlerindeki o keskin bakışlar beni hep tetikte tutuyordu. Tezgâhın başında domatesleri doğrarken, içimde bir kıpırtı vardı… Sonra salon tarafından sesi duydum. “Ben sofraya geçiyorum kızım, sen de getirirsin artık.” Elimi kurulayıp yavaşça yanına gittim. Tabakları yavaşça yerleştirirken sanki her adımımı izliyordu. Oturdum. O da çatalı eline aldı ama yemekten önce sorular başladı. “Okulun nasıl gidiyor Çağla?” dedi. Göz göze gelmemeye çalıştım. “İyi… Gidiyor.” “Hukuk okuyordun değil mi?” “Evet,” dedim. “Ailen ne iş yapar?” Bir an yutkundum.

