Gözlerimi açmaya çalıştım. Geceden kalma yorgunlukla yorganı biraz daha üzerime çekmeye çalıştım ama…Bir gölge vardı. Gözümün önünde netleşen bir siluet. Akgün’dü. Yavaşça yaklaştı. Elinde bir tepsi vardı, kahvaltı olduğunu düşünüyordum. Tepsiyi yatağın ucuna bıraktı. “Bir şeyler ye,” dedi. Sesi ne sıcak ne de soğuktu. Düz… Tehlikeli bir düz. Gözüm tepsiye değil, ona kaydı. “Yemeyeceğim,” dedim, kararlıydım. Boğazımdan geçecek hiçbir şeyin beni doyuramayacağını biliyordum çünkü içim yanıyordu. O hiçbir şey demedi. Elini ceketinin cebine attı. Bir anahtar çıkardı. Gözlerim büyüdü. Bileklerime uzandı, çözdü. Ardından ayak bileklerimdeki zincirlere eğildi. Onları da çıkardı. Serbesttim. Gerçekten serbest miydim? O an kollarımı kımıldattım, tenimde hâlâ izler vardı. Bana döndü. Elini

