Kadının ayak sesleri içeriye yayılırken Akgün kapıyı ardına kadar açtı. Ben ise hâlâ merdiven basamağında kalakalmıştım. Üzerindeki kaşe kaban, altındaki topuklu ayakkabılar, çantasını taşıyış şekli… Her şeyiyle “ben geldim” diyen bir havası vardı. Dudaklarında ince bir ruj, bakışlarında yıllarca çevreye hükmetmiş bir kadının özgüveni. Akgün’ün kollarına girerken saçları yüzüne değdi ve o koku… ağır ama pahalı bir parfüm gibi hissettirdi. “Akgün!” diye neşeyle sarıldı. Akgün ise kısa ama saygılı bir şekilde sarıldıktan sonra beni eliyle işaret etti. “Anne…” dedi, sonra bana dönüp elimi tuttu. “Tanıştırayım… Karım, Çağla.” O an her şey durdu. Kadının yüzündeki ifade, bir anlığına kasıldı. Dudaklarının kenarı oynadı ama hemen toparladı. “Sen… ne ara evlendin Akgün?” dedi, sesi şaşkın a

