Tahir sabahın ilk ışıklarıyla uyandığında kapının çalınmasıyla yatakta doğrulup, "Gel," sesiyle içeri gireni görünce esneyip boynunu kaşıdı.
"Banyo hazır mı?" diye sordu. "Evet, hazır oğlum," diyen kadına bakıp, yüzünde tebessümle yataktan çıkıp, çıplak ayaklarını sürüyerek banyoya girdi.
Üzerinde ne varsa çıkarıp, küvetin içine girdi ve dün yaşananları tek tek aklından geçirdi. Genç adam için zor bir süreçti ve yorucuydu. Başını iyice suya daldırıp, ılık suyun tadını çıkardı. Birden nefessiz kalınca, soluk soluğa sudan çıkıp, "Allah kahretsin!" lafı dudaklarından döküldü.
Nasıl olurdu da ihaleyi kaybetmişti? İçten içe kendini yerken kapısı tıklatıldı. "Abla, yaşıyorum, gidebilirsin," deyip, kadının da içi rahat etmişti. "Bu çocuk beni bir gün kalpten götürmezse iyi," diye düşünerek uzaklaştı.
Genç adam suyun içinden çıkıp, duş başlığının altında teninden akan suyu izledi. Eline şampuanı alıp başına sürüp, eliyle bedenini yıkayıp durulandıktan sonra askıdan bornozu alıp giydi. Elindeki başka havluyla başını silip banyodan dışarı çıktı.
Tahir yatağın üzerindeki takımı görünce göz devirip, giysi dolabına yöneldi. Siyah bir tişört ve altına bol paça bir pantolon seçip onları giyindi. Aynanın karşısına geçip eline jöle alarak saçlarına sürdü ve şekil verdi. Parfümünü de sıktıktan sonra hazırdı. Kapıya doğru yöneldiği sırada gözleri ceketine takıldı; eline alıp odadan çıktı. Kendini biraz daha iyi hissediyordu.
Ne yapacaktı ki? Artık ihale başkasına kalmıştı. "Hamit, bana gazetemi getir," diyerek adamının elinden gazeteyi alıp borsa sayfalarını karıştırdı. Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra günün değerlendirmesini yaptı. Genç adam gazeteyi katlayıp masaya koydu.
Ayağa kalktığında bir elinde kahvesi, diğer eli cebinde, iki katlı lüks dubleks evinin karşısındaki deniz manzaralı yolun öbür tarafında geçen insanlara bakıyordu. Kimi çocuğuyla, kimi sevgilisiyle, kimi de hayvanlarıyla geziyordu. Yüzünde oluşan bir tebessümle bir an bu şehri sevse de memleketini özlemişti.
Telefonun çalışıyla telefona doğru yürüyüp eline aldığında karşıdaki sesi duyunca mutlu olmuştu. "Buyur anam," dediğinde gözleri parladı, yüzünde tebessümle, "Nasılsın anacım?" dedi. "Hiç iyi değilim oğlum, anasının sitemleri bu. Kardeşin bir şeyler karıştırıyor, konaktan çıkıp kaçıp gidiyor. Birkaç gün sonra üzeri kir pas içinde geliyor. Şaşırdım valla, ne ediyor, ne etmiyor bilmiyorum ama içkiyi, kumarı da bıraktı, birçok kötü alışkanlığını da bıraktı. Aman be oğlum, bende durumlar böyle. Sen nasılsın yakışıklım, iyi misin?" diyen kadın, önce içinde ne varsa döktükten sonra rahatlamış hissetti kendini.
Tahir, anasının içinin soğuması için, "Ben eminim anam, abim ne ettiğinin farkındadır," dedi. Cavidan kadın elini ağzına götürüp, "Oğlum, nerdesin sen?" deyip, "Yoksa memlekete mi geldin?"
"Kızlar, koşun, abiniz!" lafını tamamlamadan telefonun diğer ucunda, "Ana," deyip sesli bir nefes bıraktı. Genç adam elini alnına götürerek, "Ana, ben en kısa zamanda geliyorum, ben de sizleri özledim," deyip, "Bir süre memlekette kalacağım," dedi. "Oğlum, biz de seni özledik," dedi kadın.
Telefonun diğer ucunda gözleri dolan kadın, duyduklarıyla mutlu olmuştu. Şalının ucunu tutup gözlerinin nemini silip, "Eee, anlat bakalım oğlum, neler yapıyorsun?" deyince, sesli bir nefes bırakıp, adamın aklından geçenler anasının anlamayacağı konulardı. "İyiyim ana, ne olsun? Kurmaya çalıştığım şirket battı," diyemeyeceğine göre, "İşler yolunda," dedi. Anam Aysun ablasını görünce, Tahir telefonun hoparlörlerini eliyle kapatıp, "Abla, kurtar beni! Al şu telefonu anama, ne yapıyorsan anlat. Çok zor bir durumdayım," diyerek, yüreğine indirip, kadının üzerine telefonu attığı gibi, koltuğun üstündeki ceketini alıp dışarıya kendini attı.
"Oğlum!" demeye kalmadan, Aysun telefonun diğer ucunda, "Buyur hanımım," dediğinde iki memleketli kadın koyu bir sohbete daldı.
Tahir, annesiyle konuştuktan sonra kendini evden dışarı attı ve arabasına doğru yürüdü. Arabanın kapısını açar açmaz kendini arabanın içine attı. Başını geriye atarak bu işin içinden nasıl çıkacağını düşündü. Büroya geldiğinde kimseyi göremedi; hafta sonu olduğu için pek kimse yoktu. Tam odasına girecekken içerideki sesleri duyup elini kapının kolundan çekti ve konuşmaları dinlemeye başladı. Tahir, ortağı ve arkadaşı resmen hem ihaleyi hem de kurdukları şirketi satıyordu. Geri dönüp dışarı cıktığında biraz ötede bir telefon kulübesini gördü. evi aradı. Şansına, Hamit evden çıkmak üzereyken Aysun'un kendisine seslenmesiyle telefonu aldı. Telefonun diğer tarafından gelen talimatla Hamit bütün bağlantılarını arayıp bankalara talimat vererek bütün paralarını çekti. İstanbul'da, eski asker arkadaşı ve şimdi "Atmaca" lakabıyla bilinen kabadayısıyla görüşmek için onu aradığında, karşıdaki kişi sadece "bana gel" diyerek telefonu kapattı.
Eski dostların buluşma zamanı gelmişti. Hamit, evden kendini atarcasına çıkıp arabasına atladı ve eski dostuyla her şeyi konuşup anlattı. Atmaca, birkaç yeri arayarak işlerini halletti. İki eski arkadaş, şimdiki iki dost, keyif kahvelerini içerken, yüzlerinde tebessümle, 40 yaşların ortasında olan Atmaca, ellerini masada birleştirip dostuna sır verir gibi eğilerek "Al o genci ve memleketine git. Her insan kendi topraklarında kendini ifade eder," dedi ve arkaya yaslandı. Hamit, "Eyvallah dostum," diyerek elini uzatıp tokalaştı ve yazıhaneden çıkıp gitti. Atmaca, "Herkes kendi topraklarında hüküm sürer," lafını hoşuna gitmişti.
Tahir, deniz kenarında bir banka oturmuş, başını iki elinin arasına alarak yere eğilmiş, olanları düşünürken, yanında birinin oturduğunu görünce sesli bir nefes bırakıp ayağa kalktı. Bizzat düşmanı uzak değil, yakınındaydı.
Resmen ihaleyi ortağı satmıştı. "Ben seni bitirmez miyim şerefsiz?" diyerek sahilde olta atmaya başladı.
Hamit, yüzünde tebessümle, "Otur Tahir Ağa," dediğinde Tahir, Halil'in rahatlığını görünce kaşları çatıldı. Halil, ellerini bankın iki yanına uzatıp, "Her şeyi hallettim Tahir," dediğinde Tahir'in gözleri yuvalarından çıkacak kadar şaşırdı. "Nasıl oldu ağabey?" deyince Hamit'in yüzündeki tebessüm daha da büyüdü. Kolay kolay ağasına "ağabey" demezdi.
Hamit, biraz daha düşündü; bu defa ağaya haber gitmeyecekti. Ağasına itibar etse de bu keratayı seviyordu. Nasıl dik başları ile geldiyse öyle de gideceklerdi memlekete.
Cebinden çıkardığı sigaradan bir tane de Tahir'e uzatıp aldığında, ikisi de keyif sigarası içiyorlardı. Tahir, aldığı sigarayı dudaklarına götürüp ceplerini kontrol etti. Adamının çakmağını uzatınca, yüzünde tebessümle, "Eyvallah, ağabey," deyip sigarasını yaktı ve elinde çakmağı çevirerek içine çektiği zehiri gökyüzüne doğru üfledi
Gecelere akan genç adamın yanında artık kimse yoktu; yalnızdı. Okumak için geldiği şehirde birkaç arkadaş edinmiş, dost olduğunu iddia edenlerin darbesini yemişti. Yine de hakkını yere koymamıştı.
Yüzünde buruk bir tebessümle içkisini yudumlarken etrafta gözlerini çapkınca gezdirip dans eden kızların onu yiyecek gibi bakması erkeklik gururunu okşamıştı. "Hey, seni tanıyor muyum?" deyip omuzundaki elin sahibine döndüğünde, siması tanıdık olan adamla "Buyur kardeş" deyip yüzünde mimik oynatmadan, adamın kendisini nereden tanıdığını sordu. "Tanışıyor muyuz?" deyip tek kaşı kalktı. "Tahir, beni hatırlaman mümkün değil ki," dedi. Bardaklarını tokuşturup bir an siyah hareleri çatarak adama dikti bakışlarını.
Genç adam kendini tanıtıp, "Ben Selim, mimarlık fakültesinden. Seninle pek arkadaş değildik ama aynı bölümdeydik," dedi. Tahir'in yüzü düz bir çizgi aldı; kendi yaşındaki adamı nereden tanıdığını öğrenmiş oldu.
İçkiyi dudaklarına götürdüğünde gözlerini Selim'e dikti. "Eee, anlat bakalım Selim, neler yaptın?" diyerek konuyu açmıştı. Artık insanlara şüpheli yaklaşıyordu; gerçi karşısındaki de temkinli konuşuyordu. "Birileri mi göndermişti?" diye aklından geçirmedi değil, yani.
"Ne olsun, arkadaşım, valla ben okul bitince hemen yurt dışına gittim. Orada birçok imkandan yararlandım, kendimi geliştirdim derken bugüne geldim. Yeni ülkeye dönmüştük eşimle, biraz gezelim dedik. Tanıdık bir yüz görünce seni görmek, selam vermek istedim." Tahir başını anladım şeklinde sallayıp "Anladım," dedi. Yüzünde tebessümle, "Arkadaşına sen neler yaptın?" deyip sorunca Selim, "Tahir, ben de burada kaldım. Arkadaşlarımla inşaat sektörüne adım attık." Eskileri konuşmalara dalıp gittiğinde sohbet o kadar koyu bir hal almıştı ki, zamanın nasıl geçtiğinden habersiz iki genç adamın yanına "sevgilim" diyerek kollarını boynuna dolayan kadını görünce, yabancı kökenli kadına bakışları kaydı.
Tahir, beğeni dolu bakışlarını kadına gönderdi; aklından "Güzel parça," diyerek geçirdi. Selim'in boynuna sarılıp dudağına öpücük kondurduğunda genç kadın, "Sevgilim," İspanyol aksanıyla "Arkadaşın kim?" diye sordu.
Tahir'e dönüp "Merhaba, ben," dediğinde Selim de "Karım," diyerek karısını kendine çekip belini sıkıca kavradığında, ikili birbirine aşkla bakınca Tahir, ilk defa aşk işlerinde bir türlü bu şehirde hiç sevgilisi olmadığı aklına gelmişti.
Birlikte olduğu kadınlar sadece seks için varlardı ve bu gece bir kızla takılmak varken, şu an eski bir arkadaşı ve arkadaşının sevgilisine takılıyordu. İkiliye gıpta ile bakınca kıskanmadı dese yalan olurdu.
Düşüncelerden sıyrılıp Selim, "Genç adam, ben kalksam," deyip saatine baktığında epey geç olduğunu fark etmişti. Tahir, "Seninle tanışmak, konuşmak güzeldi arkadaşım," deyip kalktı. Selim, "Tahir, dur, haberleşmek için telefonunu versene oğlum," diyerek Tahir'i durdurmuştu. Tahir, Selim'e dönüp, "Kusura bakma Selim, ben memlekete gidiyorum, buradan tamamen irtibatımı koparıyorum," deyip yürüyüp gitti.
Selim'e tekrar dönüp bakınca, "Neden hep yanlış insanlar?" diye düşündü. Eve geldiğinde ev sessiz ve her taraf karanlıktı; saat epey geç olmuştu.
Odasına çıkıp etrafın toplandığını görünce, bu şehirden gideceğinin habercisiydi. Kendini yatağa atan genç adam direkt uyumuştu; içtiği içkinin de etkisi altında.