Dilan Karanlık, ağır bir sis tabakası gibi üzerime çökmüştü. Ne bir ses duyuyordum ne de bir ışık görüyordum; sadece ruhumun derinliklerinde yankılanan o korkunç çığlıkların uğultusu vardı. Sonra, çok uzaklardan bir sıcaklık hissettim. Biri beni sarsıyor, ismimi bir dua gibi peş peşe sayıklıyordu. Göz kapaklarımı aralamaya çalıştığımda, dünyanın üzerime doğru yıkıldığını sandım. Başım zonkluyor, boğazım bir cam kırığı yutmuşum gibi acıyordu. İlk gördüğüm şey, hastanenin o soğuk, beyaz tavanı ve burnuma dolan keskin dezenfektan kokusu oldu. Hemen yanımda, elimin üzerinde bir ağırlık vardı. Bakışlarımı zorlukla yana çevirdiğimde Boran’ı gördüm. Başını yatağımın kenarına yaslamış, elimi iki elinin arasına alıp sıkıca kenetlemişti. O sert, tavizsiz Boran Ağa gitmiş; yerine omuzları çökmü

