Dilan...
Karşımdaki adam bana sert gözlerle bakıp tepkisiz öylece durdu. Ben de şokun etkisiyle elimdeki tepsiyi yere düşürdüm ve üstündeki kahve ile fincan paramparça oldu. Annem sinirli; "Kızım dikkat et, sen de ne yapıyorsun? Adamı yakacaksın!" dedi. Ben de elim ayağım titreyerek yerdeki fincan kırıklarını toplamaya başladım ve elime fincanın bir parçası battı. Beni eve bırakan adam elimi tutup, "İyi misin? Dikkat etsene!" dedi bana. Ben de elimi çekip, "Benim bir şeyim yok," dedim ve koşar adımlarla salonu terk ettim.
Ben odama gider gitmez babam arkamdan geldi ve saçımdan tutup beni yatağa attı. "Sen nasıl beni rezil edersin utanmaz kız? Keşke senin gibi kızım olmasaydı, keşke ölseydin!" dedi. Ben de "Baba bilerek yapmadım, bir anda oldu," dedim. Babam da elinin tersiyle yüzüme bir tane öyle bir yapıştırdı ki; yanağımda sanki ateş topu patladı. Sonra da "Yanağına makyaj falan yap, o izi kapat ve hemen aşağı gel, yüzükler takılacak. Anneni gönderiyorum. Bir hata daha yaparsan seni kendi ellerimle öldürürüm, kızım demem öldürürüm seni!" dedi. Ben de "Baba, bu adamla olmak istemiyorum," dedim.
Babam sinirlenmiş olmalı ki elini kaldırıp tekrar vuracakken birden kapı açıldı. Engelleyen kişi annemdi. Annem; "Reşit yapma, kızı dövdüğünü bilmesinler. Sen git, ben getiririm onu," dedi. Adımı bile söylemiyorlardı, o kadar nefret ediyorlardı benden. Annem beni makyaj masasına oturtup yüzüme kapatıcı falan sürdü ve yüzümü renklendirdi. "Şimdi iyi oldun, hadi kalk yürü gidelim de yüzükleri taksınlar," dedi. Ben de artık direnmeyi bırakmıştım; bugün ne dersem diyeyim duymuyorlardı.
Annemle birlikte aşağı indik ve yaşlı adam ile Ramiz Ağa; "Gelin kız da geldiğine göre artık yüzükleri takalım," dediler. Beni istememişlerdi bile, sadece yüzükleri getirin dediler. Sonradan o yolda gördüğüm yabancı gelip yanımda durdu. Yaşlı adam benim parmağıma yüzüğü taktı ve diğer yüzüğü de beni eve bırakan o yabancıya taktı; sonra da makasla kesti. Alkış bile tutmadılar bana. Haklılardı, gececi kızlarını yeni kaybetmişlerdi. Sonra herkes gitti ve salonda sadece ben ve tanımadığım nişanlım kaldım. Birden beni kolumdan tutup; "Abinin bacıma yaptıklarının bedelini sana ödeteceğim, biliyorsun değil mi Dilan?" dedi. Ben de "Benim bir suçum yok yemin ederim, ben böyle olsun istemezdim. Ben seninle evlenmek istemiyorum ama babam beni zorla..." der demez "Sus!" dedi bana.
Korkuyla ağladım ve hiçbir şey yapamadım. İki kolumdan tutup beni duvara yapıştırdı ve "Ağlamayı kes! Bir daha benim yanımda sakın ağlama!" dedi. Ben de tam konuşacakken bana tekrardan "Sus!" dedi. Ben de sadece sustum. Sonra konuşmaya başladı: "Yarından itibaren karım olacaksın ve ben ne dersem onu yapacaksın. Sözümün üstüne söz söylemeyeceksin, bana itaat edeceksin. Duydun mu beni? Eğer bunları yapamayacaksan git öldür kendini. Eğer kendini öldürürsen abini de öldürmüş olurum. Benimle evlenirsen de abin yaşar. Karar senin. Gerçi her iki tarafta da öleceksin ama yine de karar senin," dedi. Sonra da "Bana cevap ver!" dedi. Ben de "Seninle evleneceğim," dedim. Bu cevaba hiç mutlu olmadı ve "Bu kararın için seni bin pişman edeceğim Dilan," deyip salondan gitti ve tek başıma kaldım.
Ben salonda ağlarken annem geldi ve "Kalk kız, yeter zırladığın. Kalk müstakbel nişanlını geçir," dedi. Ben de "Anne zaten gitti, ne istiyorsun bırak," dedim. Annem de "Daha gitmemiş, avluda. Hadi git!" dedi. Beni zorla salondan dışarı çıkararak onu geçirmeye zorladı. Ben de bu adamdan şimdiden çok korkuyordum ve usulca yanına gittim, öylece durdum. Sonra nişanlım denen adam bana bakıp "Beni takip et," dedi. Ben de annemın gözlerine baktım ve annem bana "Git" işareti verdi. Ben de onu takip ettim. Arabanın yanına geldiğimizde bana bakıp; "O günü unutmadım, kaçıp arabama bindiğin günü," dedi. Sonra da "Hepsini öğreneceğim. Sen anlatmazsan da, eğer namussuzluk yaptıysan seni kimseye bırakmam, nefesini keserim," dedi. Ben hiçbir şeye cevap vermedim, sadece sustum. O da buna sinirlenmiş olmalı ki elimi tutup sıktı ve "Bana cevap ver!" dedi. Ben de "Ben bir şey yapmadım yemin ederim," dedim. "Demek bir şey yapmadın ha? Yakında öğreneceğim merak etme. Şimdi gidiyorum, yarın hazır ol, seni cehennemine götüreceğim," deyip arabasına bindi ve gitti.
O gittikten sonra ben odama çekildim ve yüzümdeki boyaları temizledim. Sonra Jiyan geldi, bana sarıldı. "Abla sen artık nişanlandın mı? Sen artık burada kalmayacak mısın? Ben bu evde sensiz ne yaparım ablacığım?" dedi ağlayarak. Ben de "Evet ablacığım evlendim ama sen merak etme, ben buraya seni sık sık görmeye geleceğim," dedim. Ve annem içeri girdi. "Bırakın sırlaşmayı da kız hazırlan, kocan seni alışverişe götürecekmiş," dedi. Ben de "Ne? Ne alışverişi anne? Ne gerek var?" dedim. Annem de "Boş boş konuşma. Şuradan giy bir şeyler; güzel kokular falan sür, hoş görün kocana. Güzel kok hadi, hızlı! Beş dakika içinde aşağıda ol," dedi. Ben de Jiyan'dan ayrıldım, dolabıma göz gezdirdim ve içinden diz altı bir etek ve bir tişört aldım. Burası o kadar sıcaktı ki bunaltıcıydı. Sonra da parfümümü sıkıp aşağı indim. Babam beni köşeye çekip; "Sakın bir hata yapma. Seni yemin olsun, sana yapacaklarımı sen benden daha iyi biliyorsun," dedi ve "Hadi şimdi git!" dedi.
Ben de avludan dışarı çıktım ve kapıda onun arabası vardı. O camı indirip "Ne duruyorsun, binsene?" dedi. Ben de kapıyı usulca açıp öne oturdum ve adının Boran olduğunu öğrendim. Nişanlım arabayı o kadar hızlı sürüyordu ki ben sıkı sıkı tutunmuştum. Sonra da "Ne olur yavaşla, çok korkuyorum," dedim. Boran da ben öyle dedim diye daha hızlı sürmeye başladı. Sonra arabayı kuytu bir yere çekti ve "İn aşağı!" dedi. Arabadan indim ve kolumdan tuttu. "Şimdi beni iyi dinle. Seni alışverişe götürececeğim. Orada düğün için, gerdek için ihtiyacın olanları alacaksın. Orada ben ne dersem onları yapacaksın. Kimseye tek kelime etmeyecek, lal olacaksın!" dedi. Ben de "Ama ben..." demeden bana parmağını kaldırıp "Seni bir daha uyarmayacağım!" dedi ve "Şimdi arabaya bin!" diye emretti. Ben de arabaya binip onu bekledim. O da dışarıda bir sigara içip şoför koltuğuna oturdu.
Buradaki mağazaya girdik. Bir kıyafet mağazasıydı; içinde geleneksel kıyafetler vardı, günlük giyebileceğim kıyafetler de vardı. Bana bakıp "Dilan hadi bak bakalım, beğendiklerini kabinde dene," dedi Boran. Ben de bir şey demeden dediğini yaptım ve elim beyaz çiçekli bir elbiseye kaydı. Onu aldım ve üstüme tuttum. Boran "O güzel değil, bırak onu," dedi. Ben de korkuyla hemen elimdeki elbiseyi bıraktım. Sonra da "Boran, gel buraya," dedi. Yanına gittim. Boran bana tek renk, düz, hiçbir detayı olmayan siyah bir elbise verdi. "Bunu üzerine dene," dedi. Ben dediğini yapıp kabine gittim ve elbiseyi üzerime geçirdim. Ben daha kabinden çıkmadan çalışan bana bir elbise getirdi. Elbise askılı, siyah, hafif kalçayı kapatacak kadar kısa ve bayağı dekolteli bir elbiseydi. Kadın elime tutuşturup; "Boran Bey bunu denemenizi istedi efendim," dedi.
Ben de sessizce onu kabine asıp giydiğim kıyafetle kabinden çıktım. Boran bana bakıp "Olmamışsın, git çıkar bunu," dedi. Ben de sessizce kabine gittim ve diğer elbiseyi denedim. Boran kabine girdi birden. Ben de "Ne yapıyorsun? Çık dışarı!" dedim. Boran "Bununla dışarı çıkma, duydun mu beni?" dedi ve bana daha çok yaklaştı. Nefesini yanaklarımda hissettim. Sonra da eliyle çenemi kaldırıp "Bu elbiseyi benim için giyin sadece," dedi. Sonra da parmaklarıyla dekoltemi okşamaya başladı. Ellerini aşağı gönderip göğüs ucuma kadar geldi ve bir anda tutup "Şimdiden bana tepki veriyorsun," dedi ve kabinden çıktı.
Ben de aceleyle elbiseyi çıkardım ve kabinden çıktım. Kabinden çıktığım sırada Boran bir çalışana; "Seçtiğim bütün elbiseleri ve diğer parçaları poşetleyin ve hanımefendinin az önce giydiği o elbiseyi de paketleyip evime gönderin," dedi. Ben de tam konuşacakken Boran bana göz işareti yapıp susmamı emretti. Ben de hiçbir şey demedim, sadece sustum. Boran'la tekrar arabaya binip bu sefer başka bir mağazaya gireceğimiz sırada mağazanın içinden bir kadın çıktı ve Boran'ın yanına gelip Boran'a sarıldı ve "Aşkım çok özledim! Nerelerdesin sen?" dedi. Öylece... Ben sadece öylece durdum, bir tepki veremedim...