Dilan
Babam bana o kadar sert vurdu ki yere düştüm ve dudağım patladı. Babam beni kolumdan tutup yaka paça sürükleyerek konağın avlusunun ortasına bir çöp gibi fırlattı; sonra da saçlarımdan tutup çekmeye başladı. Ben acıyla, "Baba ne olur yapma, yalvarıyorum," dedim ama babam, "Seni orospu! Utanmıyor musun elin adamının arabasına binmeye, ha?" dedi. Bende hiçbir şey diyemedim. Annem, "Bunun olacağı belliydi zaten, kaç kere dedim şu kızı okutma, evlendir diye," dedi babama. Babam da, "Merak etme, eve ilk gelene vereceğim," dedi. Bense, "Baba yapma ne olur, ben senin kızınım, nasıl dersin bunu?" dedim. Annem de, "Konuşma, yürü kalk odana git; ben demeden de sakın çıkma," dedi. Babam saçlarımdan sertçe tutup beni yere fırlattı ve "Şimdi doğru odana!" dedi.
Ben de odama gideceğim sırada birden kapı gürültü ile çaldı. Babam kapıyı açtı ve karşısında bir sürü adam vardı, hem de elleri silahlıydı. Biri aralarında oldukça yaşlıydı; babama bakıp, "Nerede o oğlun?" dedi. Babam da, "Oğlum odasında uyuyor, hayırdır Ramiz Ağa?" dedi. Adının Ramiz olduğunu duyduğum yaşlı, babama silah çekip, "Senin oğlun benim gencecik torunumu kaçırıp öldürmüş," dedi. O anda sanki dünya durdu; benim abim genç bir kızı öldürmüştü. Babam da, "Olamaz böyle bir şey," dedi ve adamlarından birine, "Git çağır oğlumu," dedi.
Adam da hemen gidip abimi çağırmaya gitti ama adam döndü ve "Ağam, Demir Ağam yok," dedi. Babam büyük bir şaşkınlıkla, "Nasıl yok?" dedi. Adam da, "Vallahi ağam her yere baktım yok," dedi. Ramiz Ağa, "Reşit Ağa, oğlun Demir Karahan'ı bulduğumuz yerde geberteceğiz," dedi. Babam da, "Yalvarıyorum, o benim tek erkek çocuğum," dedi. Bu lafı bana öyle dokundu ki; sanki "tek çocuğum" dedi gibiydi. Ramiz Ağa da, "Şimdi gidiyorum ama geri geleceğim ve o oğlunu öldüreceğim," dedi ve adamlarına "Burayı tarayın!" dedi.
"Allah aşkına yapma Ramiz Ağa, çoluğum çocuğum var," dedi ama Ramiz Ağa konaktan çıkar çıkmaz silahlarla ev tarandı. Annem ve babam avlunun köşesindeki kuytuya saklandı. Ben de koşar adımlarla Jiyan'ın yanına gittim; Jiyan yatağın yanına oturmuş ağlıyordu. Gidip hemen Jiyan'a sarıldım ve "Korkma ablacığım," dedim ama Jiyan şiddetle ağlıyordu. Silah sesleri kesilmiyordu. Yaklaşık 15 dakika sonra silah sesleri kesildi ve babam hepimizi avluya topladı. Bana iğrenircesine bakarak, "Sen odandan çıkmayacaksın, git odanda geber," dedi. Ben de ağlayarak odama geri döndüm. Babam hizmetlilere bütün evi temizlemelerini istedi. Annem de bağırarak, "Uğursuz! Kapıdan girdiği gibi belki de getirdi uğursuz," dedi.
Ben odamda saatlerce ağladım ama ne çare... Hizmetli Ayşe Abla bana yiyecek bir şeyler getirdi; yemeğimi yedim ve saat epey geç olmuştu, yatağıma girdim ve uyudum. Sabah uyandığımda giyinip aşağı indim. Babaannem bana bakıp, "Kız, baban demedi mi odandan çıkma diye? Babanı katil mi edeceksin?" dedi. Ben daha bir şey diyemeden babam geldi ve "Dilan sana bir şey diyeceğim," dedi. Ben de başımı önüme eğip, "Buyur baba," dedim. Babam da, "Ramiz Ağa'yla konuştum, araya hatırı sayılır ağaları koydum ve bir karar alındı; abinin canına karşılık seni berdel yaptık," dedi.
O anda sanki bütün hayatım bitti. Bir anlığına sanki nefes almayı unuttum ve birden bacaklarım titremeye başladı. Başımı kaldırıp, "Ama baba, ben üniversiteyi yeni bitirdim, hayallerim var benim," der demez babam elinin tersiyle öylesine sert bir tokat attı ki yere düştüm ve alnımı masaya çarptım. Babam, "Sen bana, babana, atana karşı mı çıkıyorsun orospu?" dedi. Ben de elimle alnımdaki kana bakıp ağladım. Babam da anneme "Zühre! Zühre!" diye bağırdı. Annem de, "Ne oldu ağam?" deyip bana ters ters baktı. Babam da, "Al bunu götür odasına, nişan gününe kadar o odadan çıkmamak!" dedi. Annem de, "Emrin olur ağam. Demir'imden bir haber var mı?" dedi. Babam da, "Saklıyoruz; berdel yapıp nikah kıyıldıktan sonra getireceğim oğlumu buraya," dedi.
Annem de beni kolumdan tuttuğu gibi beni odama götürüp sertçe yere attı. Ağlayarak, "Anne niye yapıyorsun bunu bana? Sen benim annemsin," dedim. Annem de, "Sus ve bu evden gideceğin günü bekle!" deyip kapıyı kilitleyip gitti. Ben de kapının arkasına geçip saatlerce ağladım. Sonra da Jiyan'ın sesini duydum: "Abla, abla iyi misin abla?" dedi. Ben de, "İyiyim güzelim, bir şeyim yok," dedim. Jiyan sinirle, "Gidip babamdan hesap soracağım! Seni nasıl odaya kilitleyip bırakır? Anneme de gideceğim, ablamı hemen oradan çıkar diyeceğim," dedi. Bense, "Jiyan ablacığım sakın yapma, yalvarıyorum ablacığım. Benim yüzümden sana bir şey olursa dayanamam," dedim. Jiyan da, "Onlar bana kızmazlar ki," dedi. Kendi kendime biliyorum; onlar Jiyan'a kızmaz çünkü Jiyan'ı çok seviyorlar. Çünkü Jiyan'ın bugün hasta olmasının tek sebebi benim; benim yüzümden hasta Jiyan. "Abla izin ver ne olur," dedi. Ben de, "Hayır, sen git odana lütfen; beni seviyorsan git," dedim. Jiyan da ağlayarak, "Tamam abla, sen ne dersen o," deyip gitti.
Ben de dayak yemekten mahvolmuş bedenimi banyoda sıcak suyun altına bıraktım ve ağladım. Abim yüzünden beni berdel yaptılar; tanımadığım bir ağayla evlendirecekler beni. Abim onların kızlarını öldürmüş, onlar bana kim bilir neler yapacaklar dedim kendi kendime. Sonra aradan iki gün geçti ve odamın kapısı nihayet açıldı. Annemin elinde siyah, bol, yaşlı ninelerinki gibi bir elbise vardı. Elbiseyi yüzüme fırlatıp, "Al giy şunu! Hazırlan, sana yüzük takmaya gelecekler; yarın da nikahın var," dedi annem. Ben de, "Anne ne olur ben evlenmek istemiyorum," dedim. Annem de kolumdan sertçe tutup, "Dua et yarın kocanın koynuna gireceksin, yoksa ben seni dövmesini iyi bilirdim," dedi tükürürcesine. "Benim ne günahım var? Abimin işlediği suçun cezasını ben niye çekeyim?" der demez annem yanağıma okkalı bir tokat attı. "Sana konuşma, hazırlan dedim! Sen kurban ol abine, hadi şimdi giyin," dedi ve gitti.
Ben de ağlayarak elbiseyi giydim ve makyaj yapmadım; saçlarımı da her zamanki gibi açık bıraktım ve yatağa oturdum. Jiyan ve babaannem yanıma geldiler. Babaannem eliyle çenemi kaldırıp, "Toparlan kızım; abin için... O bu evin tek erkek çocuğu biliyorsun. Abini öldürmelerine göz mü yumacaktın, he yavrum? Hadi toparlan," dedi. Ben de, "Babaanne, ben hemşire oldum sırf kardeşime daha iyi bakabilmek için ve siz bugün beni berdel yapıyorsunuz," dedim hıçkırarak. Babaannem de, "Ne laf anlamaz kızsın, ne halin varsa gör!" deyip çıktı.
Yanımda sadece Jiyan kaldı. Jiyan'a sarılıp ağlarken annem geldi ve "Kalk, zırlamayı bırak da aşağı gel; Aslanlar ailesi geldi," dedi. O anda içimden, "Ya evleneceğim kişi Cihan Aslan'sa?" dedim korkuyla. Aşağı indim; annem beni dürtüp, "Kızım hadi, kaynananın ve kayınpederinin elini öpsene," dedi. Sonra da, "Ramiz Ağa'nın elini öp önce," dedi. Ben de utana sıkıla gidip önce Ramiz Amca'nın elini öptüm, sonra da diğerlerinin. Kayınvalidem dediğim kadın bana elini öptürmedi; "Elimi katilin bacısına öptürmem," dedi. Ramiz Ağa da, "Gelin!" diye bağırdı ve herkes sustu. Sonra da babam herkesi salona götürdü. Annem de, "Git hadi kahve yap," dedi. Ben de mutfağa gidip hizmetlilerin yardımıyla kahveleri yaptım ve salona götürdüm. Herkese kahvesini verdikten sonra gördüğüm kişiyle şok geçirdim; çünkü karşımdaki kişi, beni o gün eve bırakan kişiydi...