Dilan
Sabah uyandığımda henüz Güneş yeni yeni doğuyordu. Gökyüzü sanki araftaydı, gündüz ile gece arasında kalmıştı, kararsız bir noktadaydı.
Kalkıp yatağımı topladım ve hazırlandım. Bu evde kalmak istemiyordum; kaldığım her an bana cehennem azabıydı. Burada kendimi sadece bir yük gibi hissediyordum. Annemin, babamın bana olan sevgisizlikleri, babaannemin bana iğrenerek bakması o kadar zoruma gidiyordu ki... Kimse sevmiyordu beni. Bu evde istemiyorlardı. Onlara göre bu evin uğursuzu bendim.
Bu evde beni seven tek bir insan vardı: O da kız kardeşim Jiyan’dı. Ben de onu çok seviyordum. Bu evdeki tek yaşama sebebim Jiyan’dı. İyi ki vardı o.
Hazırlandıktan sonra aşağı indim. Kimseye görünmeden konaktan çıkmayı başardım. Karahanlı Konağı’ndan çıkmak pek de kolay olmuyordu çünkü her yerde babamın adamları vardı. Bir şekilde evden ayrılıp dışarıda nefes almaya çıktım. Düşünmeye ihtiyacım vardı, kendimle yalnız kalmaya belki de...
Yolda yürürken düşünceli düşünceli ilerlerken birden arkamdan bir ses duydum: "Dilan!" diye biri bağırdı.
Bu bağıran kişi, bir türlü kurtulamadığım, bana takıntılı olan Aslanlı aşiretinden Cihan Aslanlı’ydı. Onu görür görmez arkama bile bakmadan koştum, sırf beni yakalamasın diye. Çünkü benim hakkımda iyi düşüncelere sahip biri değildi.
Ben kaçarken Cihan arkamdan, “Dilan, dur kızım! Yakalayacağım seni, dur!” diye bağırdı. O arkamdan koştukça daha da çok hızlandım. Cihan’ın bir adımı benim dört adımım kadardı.
Ne olduğunu anlayamadan birden kolumu tuttu ve “Niye kaçıyorsun sen hayatım, niye kaçıyorsun benden? Ben seni seviyorum, bunu biliyorsun,” dedi.
Ben de “Bırak beni, lütfen bırak!” dedim, direnerek.
Cihan, “Kızım seni tutmuşum, bırakır mıyım?” dedi. Bir an beni zorla bir kuytuya çekmeye çalışıyordu.
Ben de “Ya! Bırak beni! İmdat!” diye bağırdım ama kimse duymuyordu sanki.
Birdenbire Cihan beni bir ağacın altına çekip yere attı. Sonra da üstüme çullanmaya başladı.
Ben bağırarak, “Beni yalvarırım bırak! İmdat!” diye bağırdım. Sonra da Cihan bana sert bir tokat atıp, “Kes sesini, yoksa gebertirim seni, andım olsun!” dedi.
Ben de, “Cihan Abi, lütfen yapma!” dedim.
Cihan pantolonunun kemerini açmaya başladı. Sonra da üstüme çıkıp boynumu öpmeye başladı, eğiliyordu. Ben de elime aldığım bir taşla kafasına vurdum ve Cihan acıyla bağırırken ben kaçtım.
Kaçarken arkamdan bağırıyordu: “Dilan, gel lan buraya! Ne olursa olsun benim olacaksın kızım! Ne yaparsan yap, benim olacaksın!” diye haykırıyordu.
Ben koşarken birden yoldan bir araba geçti. Arabanın önüne çıktım ve şoförün tarafına geçip yalvarıyorum, “Kurtarın beni!” dedim.
Adam da, “Ne oldu? Kim yaptı bunu sana?” dedi.
Ben de tek kelime etmeden, “Yalvarırım, beni evime götürün, lütfen,” dedim ağlayarak.
Adam da arabadan inip ceketini çıkardı ve üstümü örttü. Sonra da beni arabaya bindirdi. Bana yolda sorular sormaya başladı ama ben hiçbir şekilde, hiçbir şeye cevap veremedim.
Tam bizim evin yakınlarına geldiğimizde, “Beni burada indir,” dedim.
Adam da, “Kızım, sen kimsin, kimlerdensin? Ne oldu sana? Hadi anlat bana,” dedi.
Ben de, “Lütfen, beni görmedin, duymadın, bilmiyorsun! Yalvarıyorum, adım çıkmasın,” dedim.
Adam da, “Peki, öyle olsun. Evin nerede? Niye burada iniyorsun?” dedi.
Ben de, “Evim hemen şurada. Biri beni seninle görmesin,” dedim ve sonra adam arabasını alıp uzaklaştı.
Ben de kimseye görünmeden eve gitmek istedim sadece. Ama bizimkiler yokluğumu fark etmiş olmalılar ki babam birden “Dilan!” diye bağırdı. Arkama baktığımda babam öfkeyle yüzüme bakıyordu. Sonra hızlı adımlarla yanıma yaklaşıp mahallenin ortasında yüzüme sert bir tokat attı.