Bölüm 4: Gözler ve Kalpler

1155 Words
Eren, Lina'nın sıcak gülümsemesi ve Deniz’in kahkahaları arasında birkaç dakika daha kalmış, onların samimiyetini içten içe kıskanarak izlemişti. Masasına dönmesi gerektiğini biliyordu; orada da kendisini bekleyen insanlar, yarım kalan sohbetler vardı. Yaptıkları yeni anlaşmayı kutlamak için bütün ekip beraber gelmişlerdi. Öyle olmasa aklının kaldığı masada devam edebilirdi geceye, ama geri dönmek zorunda olduğunun farkındaydı. Ama ayrılmadan önce tatlı bir oyun oynamaktan kendini alamadı. Eğildi, hafif bir sırdaşlık havasıyla Lina’ ya göz kırptı. Sonra ikisinin de duyabileceği kadar yumuşak ve neşeli bir sesle, "Bensiz bu kadar çok eğlenmenize bozuluyorum haberiniz olsun aşkım... Şimdi gitmek zorundayım ama eğlenmek için beni bekleyin!" dedi. Sözlerinin ardından iki elini hafifçe yana açarak nazlı bir veda edasıyla uzaklaştı. Lina kahkahalarla arkasından el sallarken, Deniz bir an için "keşke o da masada kalsaydı" diye düşündü. Eren’in varlığı her ne kadar huzursuzluk yaratıyor olsa da yokluğu da boşluk gibi hissettiriyordu. Eren iş arkadaşlarının olduğu masaya ulaştığında birkaç baş Deniz ve Lina’nın oturduğu masaya döndü. Eren’le ortak yaptıkları işler dolayısıyla masadakilerin çoğunu Deniz de tanıyordu. Elindeki bardağı onlara doğru kaldırıp başını eğerek uzaktan bir selam vermekle yetindi ve Lina’ ya döndü. İkili, Eren’in yokluğunda küçük oyunlarına kaldıkları yerden devam etti. Lina elindeki pipeti parmaklarının ucunda döndürerek masayı süzerken, samimi bir edayla Deniz’e dönüp, "Madem karizmatik erkek yarışması canını sıktı o zaman şimdi senin için bir oyun daha buldum! Bu mekândaki en kötü kombini yapanı seçiyoruz!" dedi. Deniz güldü, "Tamam pamuğum, bu olur işte." diyerek bakışlarını etrafta gezdirmeye başladı. Gözleri kalabalığın içinde birilerini ararken, Lina’nın sesi yeniden çınladı: "Ay bal peteğim, bak şuradaki kadının ayakkabısına! O topukla ancak evde süpürge yaparsın! Düz taban bir ayakkabı giyse bu halinden on kat daha iyi olabilirdi. Şu hayatta en nefret ettiğin şey ne diye sorsan ilk beşte kesinlikle bu boy topuklu yer alırdı" derken yüzünü kusacak gibi yapınca ikisi de kahkahalarla gülmeye başladı yeniden. Kendilerinden geçmiş gibi gülerlerken Lina bir anda durdu. Bakışları kapıdan yeni giren yakışıklı adama takılmıştı. Uzun boylu, sportmen yapılı, siyah tişört ve koyu kot giymiş, rahat ama karizmatik bir adamdı bu. Yavaş yavaş yürürken bir yandan saçlarını geriye atıyor, bir yandan da gözleriyle mekânı tarıyordu. Bütün mekanı dolaşan gözleri Lina’ ya takılınca gözleriyle aynı anda adımları da durdu. İlginç bir an oluşmuştu gözlerin beklenmedik karşılaşmasıyla. Deniz hemen fark etti Lina'nın gözlerindeki ışıltıyı. Gözlerini kısarak adamı süzdü. Kendi içinden "Evet iyi görünüyor ama öyle abartılacak kadar da değil," diye geçirdi. Lina ise gülümseyerek eğildi, kıkırdayarak Deniz’in kulağına fısıldadı: "Nasıl çocuk ama? Ne dersin şansım var mı, ya da onun şansı var mı sence?” derken cilveli bir şekilde gülmekten alamadı kendini ve devam etti; “Napsak aşkım? Geceyi onunla mı bitirsem acaba?" Deniz’in yüzü bir an için kasıldı, ama hemen toparladı. Şakacı bir ifadeyle başını salladı. "Yani canım... Bilmiyorum ama... Biraz fazla kaslı sanki... Ne bileyim, boyu da tam orantılı değil, kolu bacağı ayrı oynuyor gibi." Lina kahkahadan kırıldı. Deniz’in kıskançlıkla çocuğa kusur bulmaya çalıştığını o kadar net anlamıştı ki... ona doğru yaklaşıp parmağıyla burnunun ucuna küçük bir fiske vururken, "Ah ruhum, kıskanma hemen ya!" dedi kıkırdayarak. Sonra yavaşça ayağa kalktı. "Ben bir lavaboya gideyim pamuğum. Şu halime bak! Gece boyunca içtiklerim yüzünden karnım hamile gibi şişti resmen!" diye espri yaparak çantasını kaptı. Deniz başıyla onayladı, ama gözleri bir an bile Lina’ dan ayrılmadı. Bu kız ne zaman bu kadar çapkın ve arsız oldu diye geçirdi içinden. Yeni gelen adamla bu kadar ilgilenmişken tuvalet için kalkması çok masum gelmedi. Tam tahmin ettiği gibi Lina masadan kalkar kalkmaz, göz hapsindeki yakışıklı adam da yeni oturduğu sandalyede kıpırdandı. Sanki bu anı bekliyormuş gibi ağır adımlarla Lina’nın peşinden yürümeye başladı. Bu sahneyi Eren de uzaktan fark etti. Masadaki sahte kahkahaların arasında boğuluyordu zaten, gözü sürekli o iki kişiye kayıyordu. Bir şeyler yanlış gidiyordu. İçinde ani bir dürtü kabardı. Bir bahaneyle masasından kalktı. “Hayırdır oğlum, yine nereye?” diye soran arkadaşına hızlıca "Ben lavaboya gidip geliyorum" diye mırıldandı ve adımlarını sıklaştırdı. Eren’in içindeki huzursuzlukta doğru çıkmıştı. Mekanın arka koridorunda, tuvaletlerin bulunduğu dar geçitte, Lina ve o adam karşı karşıya durmuş sohbet etmeye çalıştıklarını gördü. Lina biraz mesafeli gibi dursa da , flörtöz bir tavırla adamın sorularına cevap veriyordu. Tam o anda Eren hızla yanlarına geldi. Gözleri önce Lina' ya, sonra adamın üstüne kaydı. Hiç düşünmeden, doğal bir sahiplenme duygusuyla Lina'nın koluna hafifçe dokundu ve sonra elini beline doladı. Tatlı ama net bir ses tonuyla, "N’oluyor burada aşkım?" diye sordu. Sesinde hafif bir kıskanma, ama aynı zamanda sahiplendiğini gösteren sıcak bir ton vardı. Adam bir an duraksadı. Bakışlarını önce Eren’e kaydırdı, sonra Lina' ya. Lina şaşkın ama hafifçe eğlenir bir ifadeyle ikisi arasında kalmıştı. Eren hafifçe Lina' yı kendine çekerek, adama hafifçe başıyla selam verdi. "Bizim biraz konuşmamız lazım. Size iyi eğlenceler!" dedi tatlı-sert bir tonda. Lina Eren’in bu hareketi karşısında hafifçe kıkırdadı ve koluna girip iyice sokuldu ona doğru. Belli ki kendini rahatsız hissetmiyordu, Eren'in bu tavrı ona bir tür koruma duygusu veriyordu. Adam, kısa bir bakışmadan sonra omuz silkti ve uzaklaştı. Eren, Lina’nın kolunu bırakarak ona baktı. "Sana aşırı karizmatik biri lazımsa, seçimi kolaylaştırırım balım. Her zaman her ihtiyacın için yanında olacağımı biliyorsun." diyerek göz kırptı. Lina başını geriye atıp kahkahayı patlattı. "Of Eren, ne güzel adamı kaçırdım senin yüzünden. Bir de durmuş adamın yanında bana aşkım diyorsun. Bazen beni çok sinir ediyorsun, ama bazen ruhumu bile gıdıklıyorsun var ya!" derken minik bir öpücük kondurdu yanağına. Beraber gülerek geri dönerken, Lina bir yandan Eren’in omzuna hafifçe başını yasladı. "Aslında iyi ki geldin biliyor musun. Vallahi o çocuk beni rahatsız ederdi gibi hissettim, fazla yakışıklıydı, kıskanırdım ben onu" dedi kıkırdayarak. Söyledikleriyle sanki Eren’in kıskançlık damarının atmasını istiyor gibiydi. Eren içten içe bu cümleden güç alarak, "Seni rahat bırakırlar mı hiç pamuğum?" diye sırıtarak yanıtladı. Beraber masaya döndüler. Deniz onları görünce hafifçe iç çekti. Özellikle Lina’nın Eren’in kolunda yürüyüşü, içinde buruk bir sancı gibi yayılmıştı. Ama yüzüne hiçbir şey yansıtmadan, onlara kadehini kaldırarak gülümsedi. "Hangi ara bir araya geldiniz siz yine?” dedi şakayla. Lina kıkır kıkır gülerken, "Geldik canım geldik, mini bir macera bile yaşadık! Detayları daha sonra anlatırım! Şu esmer yakışıklı da dahil bu maceraya üstelik" dedi. “Ne oldu şimdi anlatsana” diye merakla sordu Deniz. Lina omzunu silkti “Boş ver canım ya, anlatırım daha sonra, çok önemli bir şey yok” dese de Deniz’in yüzündeki meraklı ifadeyle eğlenen Eren lafa girdi; “Sorma oğlum, bastım ben bunları” dedi sahte bir kızgınlık ifadesiyle. Lina Eren’in omzuna vurdu ve “Öyle demesen de kızın elinden şansını elinden aldım mı desen acaba?” dedi küskün bir tavırla. Sonra Deniz’e dönerek devam etti; “Valla benim hiiç suçum yok aşkım. Ben tuvalete giderken şu yakışıklı peşimden gelmiş, kibarca tanışmak istediğini söyledi. Tatlı tatlı tanışırken de Eren gelip aşkım diyerek çocuğu püskürttü, işte olan bu. Bu gece de yalnızım anlayacağın” derken üzülmüş gibi dudaklarını büzdü. Onun bu çocuksu hali, başarısız çapkınlık denemelerini bile çok sevimli hale getiriyordu. Ve gece yeniden, kahkahalarla, şakalarla, küçük kıskançlıklarla, ama hepsinden öte birbirlerine bağlı ama bir türlü adını koyamadıkları duygularla akmaya devam etti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD