Bölüm3:Gecenin Karizması

1038 Words
Mekânın içi, saat ilerledikçe hafif hafif canlanmaya başlamıştı. İçeriye yeni gruplar giriyor, garsonlar masalar arasında telaşla dolanıyor, arka fonda çalan caz müziği ağır ağır hızlanıyordu. Eren’in oturduğu masa da daha kalabalık hale gelmiş, yeni yüzler gelmiş, bardaklar dolmuş, kahkahalar koyulaşmıştı. Ama Eren’in zihni, masadaki sohbetlere tam anlamıyla katılamıyordu. Her ne zaman biri bir espri yapsa ya da bir şey anlatmaya başlasa, onun aklı başka bir yerde oluyordu: Deniz ve Lina’nın baş başa oturduğu köşedeki masada. Gözleri, iradesinin dışında kayıyordu Lina' ya doğru. Lina bir şeyler anlatıyor, elleriyle hikâyelerini süslüyor, bazen kahkahalarla gülüyor, bazen Deniz’in omzuna hafifçe dokunarak ona bir şey fısıldıyordu. Eren, bu dokunuşlarda garip bir şeyler hissediyordu; mideye saplanan hafif, keskin bir sancı gibi. Derken Lina, oturdukları masadaki havayı daha da canlandırmaya karar verdi. Elindeki pipetle mojitosundan büyük bir yudum çekti ve Deniz’e dönerek neşeli ve cilveli bir edayla, "Denizz, hadi biraz yaramazlık yapalım. Mekânda en karizmatik kim onu seçelim!" dedi. Bunları söylerken gözlerini kısmış, ciddi bir jüri üyesi gibi etrafa bakıyordu. Deniz şaşırdı, sonra kahkahayı bastı. "Sen de amma belalı çıktın be Lina!" dedi. Lina’nın bu hallerine alışık olsa da her seferinde yine şaşırtacak bir şeyler yapmayı başarıyordu Lina. Bu gecenin şaşkınlığı çapkınlık üzerine olacaktı anlaşılan. Deniz Lina’ ya karşı çok uzun zamandır içinde derinlerde dolaşan duyguları için henüz bir isim koyamamış olsa da onun başka adamları beğenmesi ihtimali içten içe canının yanmasına neden oluyordu. Ama Deniz Lina için güvenilir bir arkadaştı, başka adamlara bakmamasını söyleyemezdi ona. Kendi duygularını engelleyemezken onun başkalarını düşünmesine de engel olamıyordu. Mecburen yine kabullenmek zorunda kalacaktı. Hep yaptığı gibi “iyi arkadaş” rolünü en iyi şekilde oynamak için çabalayacaktı. En azından onun yakınında olmayı sağlıyordu bu rol ona. Deniz kendi düşünceleri içinde boğulmuş halde Lina da etrafı izliyordu. Barda oturan siyah gömlekli bir adamı işaret ederek; "Bak şu adam mesela, karizmatik ama bir o kadar da 'ben kötü çocuğum' diye bağırıyor." dedi. Deniz başını yana eğdi, dudaklarını büzüp düşündü, sonra fısıltıyla, "O kötü çocuklardan uzak durulur aşkım... kötü çocuklar önce ruhu çalar, sonra kalbi paramparça eder..." dedi dramatik bir tonla. İkisi de kahkahalara boğuldu. Onlar küçük oyunlarıyla etrafı gözleriyle tarayıp eğlenirken bir çift göz de sürekli onları takip ediyordu. Birlikte kahkahalara boğulup küçük temasların eşlik ettiği bu sahne, Eren’in dikkatini dağıtan son darbeydi adeta. Masadaki bir arkadaşının ona sorduğu soruyu tam duymamış, "Hı?" diye refleksle dönmüştü. Kendisini toparlamaya çalışarak ciddi bir yüzle cevap vermeye uğraştı ama gözlerinin ucunda hep Lina'nın coşkusu, Deniz’in hafif kızaran kulakları vardı. Lina, masada kendi şovunu yapmaya başlamıştı artık ve onun bu doğal çekiciliği çapkın gözlerden de kaçmayıp Lina’yı ilgi odağı haline getiriyordu. En doğal haliyle bile ne kadar güzel olabileceğinin farkında değilmiş gibi çantasından bir ruj çıkarıp dudaklarına minik bir dokunuş yaptı, sonra Deniz’e dönüp kırmızı rujuyla parlattığı dudaklarıyla ona bir öpücük attı. "Aşkım bak şimdi şöyle yapıyorsun! Şu bara yaslanan siyah gömlekli çocuğa gidiyorsun ve diyorsun ki: 'Bu gece barın en karizmatik erkeği yarışmasında seni finalist seçtik. Jüri başkanımız da bu güzellik diyerek beni işaret ediyorsun.' Bakalım ne yapacak?” Deniz kahkahadan gözleri yaşararak, "Sen gerçekten delisin! Bunu yapacağıma gerçekten inanmıyorsun değil mi?" dedi. Lina başını gururla dikleştirdi. "Hayat aşkım, deli olanların hakkı. Normaller zaten her gün birbirini kopyalıyor." Bunu öyle bir ciddiyetle söylemişti ki, bir an için Deniz susup ona hayranlıkla baktı. Sonra yüzündeki ciddiyeti silip dudaklarını küçük tatlı bir çocuk gibi büzerek “Hadi ama geceyi yalnız mı bitireyim istiyorsun. Hadi şansımı denemek istiyorum, parlat biraz arkadaşını” dedi. Tam o sırada, mekânda hafif bir karmaşa yaşandı. Garsonlardan biri tepsisini devirmiş, birkaç bardak yere düşmüştü. Şangırtı sesiyle herkes başını garsonun olduğu yöne çevirdi. Eren de bunu fırsat bilip masadakilerin dikkatini çekmeden köşedeki masaya doğru baktı. Lina göz göze geldiği her yabancıyla flört eder gibi hafif bir tebessümle selamlaşırken, Eren bir an onun ne kadar farklı bir ışığı olduğunu düşündü. Sanki gözlerinin içinde parlayan bir yıldız vardı Lina'nın; ne yaparsa yapsın, kimseyi dışarıda bırakmadan ama herkesi kendi evindeymiş gibi hissettiren bir sıcaklıkla doluydu. Eren masanın altından telefonunu çıkarıp Lina' ya bir mesaj yazdı: "Lina perim, bu enerjinin yüzde biri bende olsa dünyayı ele geçirirdim. Ama herkesle bu kadar cömert paylaşmasan mı acaba bu enerjiyi???" Lina mesajı okur okumaz başını kaldırıp ona göz kırptı. O sırada, Eren dayanamayıp ayağa kalktı. Yanındakilere "Biraz hava almaya çıkıyorum" deyip telefonunu arka cebine attı ve birkaç adımda onların masasına doğru yürüdü. Lina onu görünce gözleri parladı. "Eren, aşkım! Gel buraya!" diye bağırdı, sanki Eren kırk yıllık sevgilisiymiş gibi. Mekândaki birkaç kişi başlarını çevirdi ama Lina'nın bu içtenliğinde hiçbir yapaylık yoktu. O sadece olduğu gibiydi. Eren masalarına geldiğinde hafifçe eğilip Lina’nın yanağından öptü. Sonra Deniz’le kısa bir selamlaşma yaptı. "Ne yapıyorsunuz bakalım burada?" diye sordu, sesinde çaktırmamaya çalıştığı bir merak vardı. Lina hemen lafa girdi. "Aşkım, ‘en karizmatik kim’ yarışması yapıyoruz. Mekânın en karizmatiğini seçiyoruz. Bak sen geldin, şimdi tüm dengeler değişti!" kırmızı rujlu dudaklarıyla ona da bir öpücük attı. Eren gülümsedi. "Öyle mi? Ben doğrudan finale mi kaldım yani?" diye takıldı. Deniz hafifçe homurdandı ama bunu gülümseyerek kamufle etti. İçinde ince bir kıskançlık vardı ama bu sahte bir gülümsemeyle örtülmüştü. Lina ikisine birden bakarak ellerini bir jüri edasıyla çenesinde birleştirdi. "Evet aşklarım, oylama zamanı! Kazanan, kaybedeni gece sonunda öpücüğe boğacak!" Eren ve Deniz aynı anda "neee?" diye hafif bir kahkaha attı. İkisi de, Lina'nın şakacı üslubunun arkasındaki hafif utangaç gerçeği hissetmişti; belki de bu yüzden ses tonlarında gizli bir tedirginlik vardı. “Bunu beğenmediyseniz ödülü değiştirelim; kaybeden şansına küssün, kazananı ben öpücüklere boğayım, buna ne dersiniz?” derken ikisine de sırayla göz kırpmıştı. Deniz ve Eren bu tekliften de pek memnun kalmamışlardı, ikisi de homurdanmıştı. Onların tatlı serzenişleriyle keyiflenen Lina işveli bir sesle “Tamam tamam, zaten ikinizin arasında seçim yapamıyorum, ikinizde benim kalbimde büyük karizmaya sahipsiniz, ikiniz de benim birincilerimsiniz.” deyip ikisine de sıcak ve içten birer öpücük kondurdu. O anda, mekândaki müzik değişti. Yumuşak caz melodileri yerini hafif ritimli, eski bir pop şarkısına bıraktı. Ortamın enerjisi de değişti. Mekân sanki daha sıcak, daha akışkan bir hale gelmişti. Lina, elindeki mojito bardağını kaldırıp "şerefe aşklarım!" dedi. Hem Deniz’e hem Eren’e... Sonra gözlerini kısarak ekledi: "Kim bilir... Belki bu gece hayatımızın en karizmatik gecesi olur, aşklarım!" Eren ve Deniz, bu söze aynı anda gülümsediler. Ama ikisinin içinde de aynı çelişkili his yankılanıyordu: Lina’ ya olan hayranlıklarıyla, ona sahip olamayacaklarını bilmenin iç burkan gerçeği arasında sıkışıp kalmışlardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD