4- OLAĞAN

1522 Words
 BÖLÜM ŞARKISI : BURAK ÇETİNKAYA - HOŞ GELDİN Çok ciddi bir bölüm bu. toplaşın.. Kapıdan girdiğini gördüğümde Berrakla bakıştık çok kısa bir an. Ne olduğunu az çok tahmin ettik de , ihtimal vermedik. Her yıl birlikte gittiğimiz o yere, kendi gitmeye cesaret edemez diye düşündük. Yanına usul usul geldiğimiz an üzerimize atladı. Biz daha ne olduğunu anlamadan " Bir tek sizin yanınızda ağlayabiliyorum. " dediği an bıraktı gözyaşlarını. Hıçkırıklara boğulurken  aynı zamanda sımsıkı da sarılıyordu, sanki hiç bırakmayacakmış gibi. Evet. Gitmiş Burcu. Bu hayatta en gerçek şeye o soğuk taşların kucak açtığı o yere. Burcu'nun doğduğu gün, annesinin öldüğü gündü aynı zamanda. Nasıl da acımasızdı hayat. Nasıl da en mutlu gününde insanın ruhunun köreltircesine çöreklenirdi üzerine. 'Mutluluk sana haram" der gibi.. Ayrıldığımızda üçümüzün de gözleri dolmuş, birbirimize bakıyorduk.  " Neden tek başına gittin ? " dedi Berrak. Onun sesiyle kendime geldim. " Bu sene. " dedi, " bu sene omuzlarımdaki bu çaresizliği kendim zapt etmek istedim ama çok zor oldu biliyor musunuz ? " dedi nefesini içine çekerek " hiç tanımadığın ama annen olduğunu bildiğin insanın soğuk mezarına sarılıp 'keşke beni de götürseydin' demek , çok zor oldu . " Başımı kaldırıp ellerimi yanağına dokundururken gözyaşlarını sildim. " Sen . " dedim omuzlarından tutarken " iyi ki varsın Serçem. " yutkunup yüzüne bakarken elini omzundaki elimle kavrayıp başını göğsüme yasladı. " Olmasaydınız napardım ? " dedi diğer eliyle Berrak ' ın elini tutarken. Ne kadar öyle kaldık bilmiyorum. Tam doğrulduğu zaman kapı çaldı. Berrak kapıya açmaya kalktığında yanımızdan " Toparlanın Mehmet gelecekti. " dedi. Burcu başını kaldırıp yanağıma öpücük kondurduktan sonra çoktan banyonun yolunu tutmuştu bile. " Hoş geldin canım . " dediğini duyduğum an anladım Mehmet ' in geldiğini. İçeriye girdiğinde ortamın kasvetli havasını sezmiş olmalı ki " noldu , neyin var ? " dedi Mehmet yüzüme bakarak. Gülümseyip yanından geçerken " Hiç." dedim. Şu an tek isteğim kafamı yastığa gömüp haykırırcasına ağlamaktı. Sıktığım dişlerim çoktan çenemi ağrıtmaya başlamıştı bile. " Allah'ım ne güzel bir sabah ama ! " Akşam üzeri kafenin sokağını döndüğümüzde elinde kırmızı balonlarla bekleyen birine ilişti gözümüz. Bayılıyorsunuz şöyle şeylere be. Evet bu Kemal'den başkası değildi. Burcu'nun,  uğruna babasını karşısına aldığı, yıllardır çocukluk arkadaşıyken bir anda Burcu'nun kendisine olan hislerini haykırmasıyla, sevgililik müessesesine adım atan, attıran Kemal. En yakın arkadaştan sevgili olmaz tezini bunlar çürüttü bizde. Hem arkadaş, hem sevda.. Burcu gördüğünde çoktan koşup sarılmıştı bile. ' İYİ Kİ DOĞDUN SEVGİLİM ' Kemal'in sözleriyle geriye çekilirken, elindeki balonlara bakıp 'daha mutlu olamazdım' dedi Burcu.  Nasıl da gözlerinin içi gülüyordu. Ahh şu Sevda. Kafeye girdiğimizde her yer kırmızı balonlarla süslenmiş, çoktan herkes gelmişti bile.  Bir gün önce Berrak ' la ayarlamıştık aslında her şeyi ama kalan bir kaç şeyi Tuncay ' la Lale ' ye bıraktık. Geç olmuştu ve eve dönmemiz gerekmişti çünkü. Sağ olsunlar onlarda çok güzel tamamlamışlar. Ben usul usul çantamı bırakmaya kasaya doğru giderken gözlerim yeni gelen faturalara ilişti. Şimdi sırası mı diyerek iteklerken, gözlerim Tuncay'ı buldu bu sefer. gözlerimle iş yapanlardanım evet. Oda anlamış olmalı ki,  müziği bir anda açıverdi. Zaten loş olan ortam , sevgililerin dansıyla daha da güzelleşti.  Burcuyla Kemalin şarkısı çaldığında çoktan dansa başlamışlar, Burcu Kemal'in göğsüne başına yaslamış, gözlerini kapatıp kendinden geçmişti. Sen varlığınla aşk demeksin, sözcüklerden Ben vaktiyle her duamda Seni dileyen Kimdin hiç bilmeden. Gözlerimi kapatıp, şarkıya kendime kaptırdığımda arkadan gelen erkeksi bir sesle irkildim. Emreydi bu !  Elini bana uzatıp " Bu dansı bana lütfeder misiniz acaba ? " dedi. Bense gülümseyip olduğum yerde eteğimi tutup hafiften dizlerimi kırıp yere eğilirken " Hay hay efendim" diyerek bana uzattığı elini tuttum. Alemdi bu çocuk, sonsuz güveniyordum Emre'ye. O da bana güvenirdi. Ama bu bir erkeğin bir kadına duyduğu o saçma sapan nefsi duygulardan değildi. Emindim. Elimi uzattığımda Emre beni kendine çekip sol elini belime yerleştirdi yavaşça. Dakikalarca sırıta sırıta uçarcasına dans ettik. Beni güldürmeyi nasıl beceriyordu bu çocuk. Müzik bittiğinde ben ayrılmak isterken, Emre Alkışlamak için bırakmıştı beni. Herkes Kemal'le Burcu' yu alkışlıyordu. Burcu'nun kızarmış yüzüyle, Kemal'e sarılıp 'iyi ki varsın' dediğini gördüm. O sırada Emre yanımdan ayrılıp pastayı getirmişti bile. Üç tane mum olan pasta geldiğinde, Burcu Berrakla bana gelin işareti yaptı. Berrakla gülümseyerek bakıştığımızda yanına doğru yürüdük. Kemal anlamış olmalı ki, kendini geriye çekti. İkimizin elini tutarak, " Sizsiz asla üflemem. " dediğinde gözlerini kapatıp dileğini söylerken gözlerimin dolduğunu hissettim. " Yeni yaşımda ve bundan sonra her yaşımda bu iki eşeğin yanımdan ayrılmaması dileğiyle. "  diyerek üfledi pastasını. "İyi ki varsın Serçe'm" Sabah erken kalkmak nasıl da ölüm gibiydi? Belki de en nefret ettiğim şeydi bu. Ama kalkıp kafeye gitmem gerek çünkü Berrakla Burcu bugün tüm gün okulda olacaklardı. Benim dersim yoktu ama öğleden sonra Edebiyat dersi vereceğim öğrencimin evine gidecektim. Lisede çok severdim. Bölümümün farklılığı Edebiyatı öğrenip, öğretemeyeceğim anlamına gelmiyordu. Üniversiteye başladığımın ikinci yılı Edebiyat dersleri almaya başladım. Kurslara katıldım. Kafama koyup, yeteneğimin üzerine gitmek gerek diyordu her zaman içimdeki ses . Şimdi ise hem hayalini kurduğum şeyi yapıyor, hem de para kazanıyordum . Ayağa kalkıp, banyoya doğru ilerledim . Elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım . Sabahları asla kahvaltı yapmazdım . Bu bende huy haline gelmişti artık . Dolabı açıp o çok sevdiğim ve bana yakıştığını düşündüğüm mavi elbiseyi aldım, geçirdim üzerime. Dizimin altına gelen elbisenin boyun kısmı ve kolları sıfır koldu. Elbisenin etek uçlarında ve yaka kısmında mini güpürlü detaylar vardı.  Saçlarımı ise açık bıraktım. Uzun gür siyah saçlara sahiptim. Çok severim saçlarımı. Mavi elbisemin güzelliğini gölgeledi adeta. Diz kapağımın altına gelen elbiseye uygun olacağını düşündüğüm konverselerimi de giydikten sonra hazırdım. Çantamla telefonumu alıp çıkmıştım sokak kapısından. Kafe zaten iki sokak aşağımızda olduğundan toplu taşıma kullanmama gerek yoktu. Biraz yürüdükten sonra gelmiştim bile. Lale çoktan kafeyi açmış, yerleri paspaslamış, sandalyeleri bir güzel dizmişti. 'Ee tabi herkes sen mi' diye geçirdim içimden. İçeri girdiğim an burnuma çarpan kahve kokusu çoktan cezbetmişti beni. Çantamı çıkartıp, kasaya doğru geçtiğimde Tuncay gelip " Günaydın patron. " dedi gülümseyerek. " Sana da Tuncay nasılsın ? " diye sorduğumda Lale yaptığı kahveyi masama bırakmıştı çoktan. Her gün kahveyle kendime gelebildiğimi benden daha iyi biliyordu çünkü. " Ahh sen ve jestlerin Lalem, daha iyi olamazdım herhalde. " deyip gülümsediğimde Lale çantasıyla birlikte yanımdan geçerken " Afiyet olsun. Ben çıkıyorum, Emre birazdan gelir. " dediğinde ben çoktan dudaklarımı fincanla buluşturmuştum. Hafta sonu vardiyalı çalışırlardı. Lale gider,  Emre gelirdi. Tuncay ise pazarları olmazdı sadece. Onun dışında Berrak Burcu olduğunda idare ediyorduk. Kahvemi bitirip gazeteye göz gezdirirken kafe yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Kafamı kaldırıp, ortama baktığım an Emre'nin geldiğini gördüm. " Günaydın. " diyerek geçti yanımdan. Bense hafifçe gülümsedim. Aradan bir saat geçtikten sonra ağzımın kuruduğunu hâlâ karnımın acıkmadığını hissettim. Bir kahve tüm günü nasıl idare eder diye düşündüm. " Tuncay bir kahve alabilir miyim? " diye bağırdığımda kapıdan giren beş kişilik bir arkadaş grubuna takıldı gözlerim. Üçü kız ikisi erkek arkadaş grubu karşımdaki masaya oturduklarında, kıyafetlerine dikkatim yoğunlaştı. Hepsinin de üzerleri pahalı kıyafetlerden yıkılıyordu. Conconlar diye iç geçirirken, " Bakar mısınız?  " diyen sarı saçlı kıza ilişti gözlerim. Onlar beni kasanın camından görmüyorlardı ama ben onları çok rahat görebiliyordum. " Tuncay, Emre bakın buraya. " diye seslendim bara doğru. Ama ikisi de yoktu, ya işleri vardı ya da duymuyorlardı. İkinci kez seslendiğimde, deminki gruptan biri " Hani ya methettiğin yer burası mı Şeyda. Daha doğru düzgün hizmet yok. " dediğini işittim. Sakin kalmalıydım, kalkıp kalemi kağıdı elime aldığımda yanlarına doğru ilerledim. Adını Şeyda duyduğum sarı saçlı kız " Çok sabırsızsın, birazdan limonlu keklerinden yerken de bu denli memnuniyetsiz olabilecek misin acaba? " dedi. Ben yanlarına doğru gülümseyerek geldiğimde " Buyurun ne alırdınız? " diye sordum. Tam o sırada tam karşıma denk geldiğini anladığım çocuk telefonundan başını kaldırıp göz göze geldik. Nasılda güzel bakıyordu kahveleri gözlerimin içine içine diye düşünürken sarışın kız " Hım biz beş porsiyon sizin o meşhur limonlu keklerinizden alalım, beş bardakta çay. " Ben siparişlerini not ederken, karşımdaki çocuk bana bakıyordu. Kafamı kaldırıp bir şeyler söylenmeye yeltendiğim an Tuncay'ın sesiyle arkamı döndüm. " Leyla hanım bir bakabilir misiniz ? " Geliyorum diyerek önüme döndüğüm an karşımdaki çocuğun kahveleri hala üzerimdeydi ve rahatsız olmuştum. "Hemen siparişleriniz geliyor. " diyerek ayrıldım yanlarından. Elimdeki kağıdı Tunca'ya doğru uzatırken masa 2 diyebildim .Elindeki telefonu bana doğru sallarken " Telefon sana. " dedi Tuncay. "Ders verdiğin çocuğun annesiymiş. " Telefonu elime alıp kulağıma götürdüğümde " Buyurun Sevil Hanım" dedim. Karşıdan gelen sese " Tamam bir saate ordayım. " diyerek kapattım telefonu. Yüzüme düşen memnuniyetsiz tavra aldırış etmeden çantamı alıp telefonun saatine bakarken " Çıkıyor musun ? " dedi Tuncay . " Orkun ' un saçma sapan işleri . Yüzme dersi varmış, annesi de rica etti bir saat önceye almaya kıramadım ." dedim yüzüne anlamsız bir gülüş kondururken . Ben kalkıp hareket ettiğimde deminki gruptaki karşıma düşen çocuğun bakışlarını üzerimde yakaladım yine . Rahatsız vericiydi. Kapıdan çıkarken Emreyle karşılaştım. " Çıkıyor musun Leyla ? " dedi. " Evet sen nereden ? " diye sordum. " Marketten alınacaklar vardı da . " dedi. "  Niye bu Tuncay hep seni gönderiyor" diye sordum kıkırdayarak ." O pis işlerini hep bana gördürür zaten lavuk. " dedi . Elimi omzuna dokundururken sebepsizce güldük birbirimize . Demin ki arkadaş grubundaki iki erkek dışarı çıkarken, bana dikmiş olduğu gözlerime bakarak söylediği bir şeye şahit oldum ama asla anlam veremedim . " Bu o ! " BÖLÜM SONU
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD