3- SONSUZA DEK

1133 Words
 BÖLÜM ŞARKISI : BİLLİE EİLİSH - FRİENDS Gözlerimi aralayıp tam sağdan sola dönecekken beynim yeni uyanmışlığa aldırmadan bas bas çalan müziğe yoğunlaştı. Ardından gelen cırtlak bir ses daha. Allah'ım bu nasıl bir azaptır ki sabahın körü ben çekiyorum .  Berrak ' tı bu. Yine açmış müziği son ses . Kendinde ardından bağırıyor . Kendince eşlik ediyor şarkıya. kız sen ilkokulda şarkı söylemeye kalktın da müzik hocası mesleği bırakmadı mı çiroz . niye zehirleyerek uyandırıyorsun milleti ? Anlaşılan Burcu yoktu evde . Değilse bırak müziği kendi sesini bile zor duyardınız o varken . Garibim napsın alttan aldığı dersler günden güne zorluyor onun beynini iki kat kullanması gerekiyordu.  Çünkü bu yılda alamazsa diplomayı Adnan amca yanına çağıracaktı artık . Tam yeter kapat şu müziği diye bağıracaktım müziğin kapatıldığını duydum. Ohh dedim birileri beynimin imdadını duydu. ' Sessizliğin kıymetini bilmiyorlar dostum ' deyip kafamı tam yastığa gömerken odamın kapısı açıldı. iki saniye önce dedim ya sessizlik diye ! Müziği kapatmış anlaşılan şimdi ise başımın etini yakından yemeye geldi diye düşünüyorken ben ,  " Kalk bakalım uykucu . Bir saattir evde gümbür gümbür müzik çalıyor . Bir insan bu kadar hem duyarken hem sağırlaşmaz ki canıım. " dedi. Sağırlaşır Berrak ! Eğer evde sen gibi yürüdüğü yerde ses çıkartan bir gereksiz varsa sağırlaşır, kör olur, her şey olur ! Ben kıpırdaman yatarken ' Leyla ' diyerek pikeyi sıyırdı üzerimden . o parmaklarını tek tek kırasım var . " Hadi ama bu kutu sana geldi yine faili meçhul. Sabah sabah burnunda bitti minnoşum . " derken gözlerimi nasıl açıp yatakta doğrulduğumu bilemedim. size hani çok aksiyonlu bir hayatım yok demiştim ya sayın okurlar, bu saçma kutular geldiğinden beri güneş gibi doğdu hayatıma aksiyon. ben gideceğim yakında ama şey .. kalpten ..! Bu bir aydır aldığım dördüncü kutuydu çünkü. Kimden geliyor anlam veremiyorum. Yine mi ya diyerek kutuyu tam açacakken Berrak' ın çalan telefonuyla elimi geri çektim. Arayan Mehmet'ti. " Günaydın Papatyam. " diye açmıştı telefonu. Çünkü bir tek Mehmet Papatyam derdi Berrak ' a.  Çok severdi papatyayı Berrak. Papatya kokardı her şeyi. Şampuanı, parfümü. Oda bunu bildiğinden geçenlerde papatya yapraklarından Berrak ' ın resmini yapmış . Ne kadar ince bir çocuk . Nasıl mı tanıştılar ? Mehmet .. Bizim kafenin karşı apartmanı'nda oturuyormuş. Tam altı ay uzaktan bakmış bizimkine. Bizimkinin barbie yüzünün altındaki şeytani varlığı görsen bırak bakmayı, semtini değiştirirdin be Mehmet. Okuldan Berk'le ödev için sık sık kafeye gelince sevgilisi var sanmış Berrak'ın .  Berk te ama böyle dalyan gibi çocuktu şimdi allah var. Berrakla da iyi grup olmuşlardı . aman neyse . şu an konumuz Berk değil . Bir insan altı ay sadece karşıdan gördüğü bir insana nasıl umut bağlar, ona aşık olabilir ki ? En son cesaretini toplayıp kafeye gelip tanışmak istemiş . Ne olacaksa olsun artık . Sinirli bir şekilde kapıdan girerken Berrak'a çarpmış. Tabi Berrak'ın elindeki bardak dolu tepsi yere düşünce bir kıyamet bir kıyamet koptu ki sormayın. Demeyi isterdim ama öyle olmadı. Berrak'ın hayatta ilk defa bir şeye kızıp bağırmaması işe yaradı diyebilirim . Nokta atışı yaptı çünkü canım arkadaşım . Şimdi Berrak o tepsiyi onun kafasına geçirir diye iddiaya girdik Emre ' yle yanımızda çalışan garsonlardan biri. " Bence bir şey yapmayacak baksana nasılda bakıyor oğlana, derken " Merhaba ben Mehmet . " diye elini uzattı Berrak'a. Şimdi seyret dedim Emre ' ye az sonra bardaklar havalarda uçuşacak. Oysa hâlâ " Bence bir şeyler oluyor şu an onların arasında. " dedi. Ne diyorsun ya saçmalama derken Berrak çoktan elini uzatmış " Merhaba bende Berrak . " derken yakaladım. O an gözlerime inanamazken Emre dalga geçer gibi suratıma bakıp " Maalesef kaybettin yarın yemekler senden . " dedi . İşte o gün bugündür birlikteler. O usul usul kapıdan çıkarken beni de kutuyla baş başa bıraktı. İçimde bir korku tıpkı diğerlerinde olduğu gibi . İçini açtığımda geçen gelen kağıt yapraklarından kesitler. Hepsi karışık ve asla ne yazdığı anlaşılmıyor. Allah ' ım kafayı yemek üzereydim artık . Bu ne zamana kadar böyle devam edecek . Neysen kimsen çık karşıma neyse derdin anlat. Tam ben kendi kendime saydırmaya başlamıştım ki Berrak girdi içeriye . " O ne kuşum ? Yine mi kağıt parçaları ? "  " Evet ! " diye omuz silktim . Oda bir türlü anlamamıştı kimdi neden yapıyordu ama oda en az benim kadar korkuyordu. Sonuçta herkesin başına gelmez. Her hafta aynı gün bir kutu içinde saçma sapan anlamsız kağıt parçaları gelmezdi kimseye. " Okuldan filan biri olabilir mi ki. " diye sordu. " Sanmam . " dedim . " Hem olsa illaki biri açık verir , illaki sezerdim bir şey . " hem kim cesaret edebilir benim yanıma yaklaşmaya. kelle kelasan filan değilim canlarım bana öyle bakmayı kesin ! Bunun sebebini ilerleyen bölümler anlarsınız. " Neyse . " diyerek aldı kutuyu elimden masamın üzerine bıraktı. Ellerimi kaldırıp " Hadi ama bugün çok işimiz var Burcu'nun doğum gününü kutlayacağız. " Evet bugün Burcu ' nun doğum günüydü. On Haziran. Nasıl da güzel bir yaz günü doğmuştu. Yakmayan, ısıtmayan, güz bulaşmamış .. " Haklısın . " diyerek tuttum ellerinden. Doğum günü kutlayacaktık kafe de. Ama önce kendi aramızda  üçümüz. Her yıl olduğu gibi. Ufak bir pasta alıp üç tane mum dikerdik. Bizi simgelerdi o . Başka kimseye gerek yoktu. Sonra herkes aldığı kağıt parçalarına bu yıl olmasını en çok istediği bir şeyi yazıp arka bahçeye gömerdik . Hepimiz birbirimizden habersiz . Kimse kimsenin ne yazdığını bilmeyecek . Saçma ama hala bu geleneği sürdürüyoruz. ne yapalım buda bizim serseri serbest stilimiz . Berrak kolunu omzuma atmış beni merdivenlerden çekiştirirken kapının açılıp Burcu'nun odaya doğru yöneldiğini gördük. Nasılda mutsuzdu. Yüreğime çeltik attılar sanki . Onların ayağı taşa takılsa benim kalbim yerle bir oluyordu. Çünkü ben aile kavramını onlarda gördüm . Onlar bana anne baba oldular hiç mecburiyetleri yokken hem de. İlkokul dörtte geldiler bizim sınıfa ikisi çok iyi arkadaşlardı . Ama bana hep yabancılardı. Benden hiç haz etmediklerini düşündüm hep. Sınıfta kavga çıkartıp üzerime atarlardı çocukluk işte bense hep alttan alırdım. Kimselere bir şey diyemezdim. Dönemin sonlarına doğru yanıma geldiler.  Ben tam ağzımı açıp bu sefer ne istiyorsunuz diyecekken önüme bir kağıt attılar. Ne bu demeye kalmadan, " Keşke, " dedi Burcu. " Keşke babamı seninle paylaşabilme şansım olsaydı . " " Ben de annemi . " dedi Berrak. Ben ise afallayıp yüzlerine bakarken o an anladım biri annesini paylaşmak istemiş benimle o çocuk aklıyla, biri babasını . Hayatımda yaşadığım en hüzünlü sahneydi diyebilirim . Biri annesini vermek istedi, diğeri babasını. Şimdi anlıyorum da ağlamak hep eksik kalmış o ana. Çok eksik . Ben de o gün onlara canımı vermek istedim. İkisine birden. Yetimhane de kaldığımı Selma Hoca söylemiş meğer. Her yaptıklarının benim üstüme attıklarını anladığı için. O gün bugündür birbirimizi hiç yalnız bırakmadık. Kağıtta ne mi vardı ? Bir resim .. Şimdi o resim bacaklarımızın arkasında birer dövme. Ölünceye kadar bizimle gidecek bize ait birer mühür.  BÖLÜM SONU Fikirleriniz çok önemli. Hoşça kalın ❤
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD