Eve vardığımda kapıyı kapattım ve nefesimi tutmaya çalıştım. Yağmurun soğuk damlaları hâlâ cildimdeydi, ama içimdeki buz daha derindi. Montumu çıkardım, saçlarımı kurulamak için havluya sardım. Sıcak suyla ıslanan ellerim titriyordu; ama kurulanmak bile içimdeki boşluğu doldurmaya yetmedi.
Kendimi aynaya bakarken buldum. Gözlerim hâlâ kan çanağı gibiydi, yanaklarım ıslaktı. Ve gözlerim… gözlerim Kaan’ın bakışlarını arıyordu. Onu affetmeyeceğini biliyordum; ama hâlâ zihnimin en karanlık köşesinde, gölgesiyle yer ediyordu. Bir kahkaha, bir bakış, o buz gibi elleri… Her şeyi hâlâ canlıydı.
Kendimi yatağa attım, yorganın altına saklandım. Yorgunluktan gözlerim ağırlaştı, ama zihnim hâlâ onu düşünüyordu. Kaan… gözlerimde, kulaklarımda, kalbimin ritminde… Uyumak imkânsız gibiydi.
Ama gözlerimi kapattım ve bir süre sonra bedenim teslim oldu.
Ve o zaman kabus başladı.
Karanlık bir depo… Rutubetli, metal kokulu… Ayak sesleri yankılanıyor. Kan… Her yerde kan… Ve birden, gözlerimi açtığım o an… Kaan oradaydı. Yüzü bulanık ama bakışı netti; nefret ve acı doluydu.
“Dayan Kaan… ne olur ölme!” diye bağırıyordum, ama sesi ben çıkarmıyordum. Dudaklarım kitlenmişti, ellerim onu tutmaya yetmiyordu. O geceyi tekrar yaşıyordum; her çığlık, her damla kan… Hepsi içime işliyordu.
Ayak sesleri arkamda… Onlar geri dönüyordu. Kaan’a bakarken yüzümdeki korku büyüyordu, ama bir anda… o bakış değişti. Gözleri hâlâ öfkeyle doluydu ama içindeki acı ve kırık sevgi… sanki benim tüm suçluluğumu yutacak kadar yoğundu.
Uyanmak için çırpındım. Yorganı başıma çektim, nefes nefese kaldım. Kalbim deli gibi atıyordu. Gözlerimi açtım; oda karanlıktı, ama Kaan hâlâ aklımdan çıkmıyordu. Onu affetmeyeceğini biliyorum… ama kabus bile onu benden koparamıyordu.
Ve ben, titreyerek yorganın altında kıvrılmış bir şekilde, gözlerimi kapattım… ama içimdeki korku ve özlem hâlâ oradaydı.
Sabah, uykusuz ve yorgun bir hâlde gözlerimi açtım. Kabus hâlâ zihnimde taze, kalbim hâlâ hızlı hızlı atıyordu. Kendimi zorla yataktan kaldırdım, aynaya baktım; gözlerim hâlâ kan çanağı gibiydi ve yüzümde yorgunluğun yanı sıra Kaan’ın bakışlarının gölgesi vardı.
Kahvemi hazırlayıp kafeye doğru yürüdüm. Yağmur durmuş, sokaklar ıslaktı ama sessizlik hâlâ gergin bir örtü gibi üzerimdeydi. Adımlarımı hızlı attım, ama her köşe, her cam kırıntısı bana Kaan’ı hatırlatıyordu.
Kafeye vardığımda, müşterilere gülümsemeye çalıştım; ama kahkahalarımda bir sahtecilik vardı, sesimde bir kırılma… Kaan’ın yüzü hâlâ gözlerimdeydi. İşe başlamıştım ama zihnim onun bakışlarından kurtulamıyordu.
Ve o an, kapı açıldı. İçeri girdiğinde kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Sigara kokusu, o soğuk nefesi, o adımlar… Kaan.
Göz göze geldiğimizde içim birden dondu. Müşterilerin arasında, herkesin ortasında, onun burada olması imkânsızdı. Ama işte buradaydı, gözlerinde hem öfke hem de hâlâ içimde yanan kırık sevgi vardı.
Yanıma yaklaşıp öylece bekledi ben geri çekilemedim çünkü çok özlemiştim öldüğünü sanmıştım hemde benim yüzümden ama benim yüzümden ölen üç kişi vardı ben kardeşim ve Kaan belki aramızdan bir kişi FİZİKSEL olarak yoktu ama insanın ruhu öldüğü zaman da bedeni
“Leyla…” dedi, sesi normalden biraz alçak ama keskin. “Biliyor musun… neden karşına çıktığımı?”
Kulağımda fısıldayan o ses, hâlâ gecenin karanlığından çıkmış gibi ürkütücüydü. “Neden?” diye fısıldadım, titreyen bir sesle.
Kaan hafif bir tebessümle, ama gözlerinde hâlâ bir tehdit taşıyarak yaklaştı. “Beni unuttun sanıyorsun, değil mi? Ama ben seni hiç unutmadım. Ve bugün… bugün seni hatırlatmaya geldim. Çünkü hâlâ sana ait bir şey var içimde… ve hâlâ öfkeliyim. Ama aynı zamanda… hâlâ seni izliyorum.”
Kalbim sıkıştı. Gözlerimi kaçırmak istedim, ama yapamadım. Onun bakışları, gece gördüğüm kabusun ve karanlık geçmişin devamıydı. Gözlerimde hem korku hem özlem vardı.
“Burada ne işin var, Kaan?” dedim, sesi titrek. “Beni… neden takip ediyorsun?”
“Takip etmiyorum, Leyla,” dedi yavaşça. “Sadece… karşına çıkmak istedim. Ve sana hatırlatmak istedim: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Senin bu hayatına, benim öfkem ve geçmişim karışacak.”
Ben sessizce başımı salladım, ellerim titriyordu. Müşteriler arasında bir adım geri çekildim, ama içimde biliyordum… Onu affetmeyecekti. Hâlâ öfkeliydi, hâlâ intikamını taşıyordu. Ve ben, o öfkeyi hâlâ içimde hissediyordum.
Kaan kafeden uzaklaştığında, ben yavaşça nefes alabildim. Ama biliyordum ki… bu sadece bir başlangıçtı. Onun bakışları, sözleri ve o tehditkâr kararlılığı hâlâ aklımdan çıkmayacaktı. Ve bugün, onun gölgesiyle çalışmak zorunda kalmak… daha zor olacaktı.
Kaan çıktıktan sonra ellerim hâlâ titriyordu. Masanın üzerine bıraktığım cappuccino soğumuştu, ama içimdeki sıcaklık… öfke ve korku karışımı bir tür alev gibi hâlâ yanıyordu. Gözlerimi zorla müşterilere çevirdim; gülümsemeye çalıştım, sipariş aldım, ama kelimelerim boştu, sesim sahteydi.
Her hareketimde Kaan’ın bakışlarını hatırlıyordum. O sırada orada olmasa bile gözleri hâlâ önümdeydi; öfke ve acı dolu bir yansıma gibi. Müşteriler fark etmese de, ben her an tetikteydim. Her ses, her adım, onun geri dönebileceğini fısıldıyordu.
Bir kahve siparişini hazırlarken, kendi kendime fısıldadım: “Neden hep böyle oluyor? Neden bırakamıyorum… neden gitmiyor aklımdan?”
Telefonum titredi. Bir mesaj daha:
“Beni unutmadın, değil mi?”
Gözlerim karardı, ellerim bardakları sıkıca tutarken titredi. Mesajı atan Kaan mıydı, yoksa başka biri mi? Ama fark etmedim, çünkü aklım hâlâ onun köprüde, kafede, gözlerimdeki her kırık parçayla oradaydı.
Saatler ilerledikçe müşteriler gelip gidiyordu, kahve makineleri çalışıyor, fısıltılar yükseliyordu. Ama benim dünyam hâlâ Kaan’ın gölgesiyle çevriliydi. Ona dair her anı, onun öfkesini ve bakışlarının ağırlığını taşıyordu. Her kahve hazırladığımda ellerim istemsizce titredi; her müşteriyle konuşurken, dudaklarım kelimeleri zorla seçiyordu.
Öğleye doğru bir an için durdum, derin bir nefes aldım ve aynaya baktım. Gözlerimdeki yorgunluk ve kabusun etkisi hâlâ vardı. Kendime fısıldadım: “Dayan Leyla… bugün atlattın. Ama o hâlâ burada… hâlâ aklında…”
Ve o an fark ettim ki… Kaan sadece fiziksel olarak yanında değil; zihnimde, kalbimde ve her anımda hâlâ vardı. Bugün işyerindeydim, ama onun gölgesiyle çalışıyor, nefes alıyor, yaşıyordum. Ve biliyordum ki, onun psikolojik oyunu henüz başlamıştı; bu sadece ilk hamleydi.
Eve vardığımda kapıyı araladığımda kalbim deli gibi atıyordu. Yağmurdan ıslanmış, yorgun ve hâlâ kabusun etkisindeydim. Montumu çıkardım, saçlarımı havluyla sarmaladım. Kendime “Sakin ol, Leyla…” diye fısıldadım. Ama aklım hâlâ Kaan’da, gözlerindeki öfke ve o kırık bakış hâlâ zihnimin içinde dönüp duruyordu.
Adımlarımı sessizce salona attım; ama ışığı açmadan önce bir his, tüylerimi diken diken etti. O an fark ettim: Ev… sessiz değildi.
“Kaan?” diye seslendim, nefesim titriyordu. Ama cevap yoktu. İçimden korku yükseldi. Hafifçe ışığı açtım ve gözlerim dondu.
Köşede, oturma odasında oturuyordu. Yüzü gölgelerin arasında, sessiz ve sakin… ama gözlerinde hâlâ o eski öfke ve kırık sevgi yanıyordu.
“Hoş geldin, Leyla,” dedi yavaşça, ama o yavaşlık içinde bir tehdit vardı. “Beni görmeye gelmeyecek kadar cesur olduğunu mu sandın?”
Kalbim sıkıştı. “Sen… buradasın?” dedim, sesi neredeyse bir fısıltıydı. Ellerim hâlâ titriyordu. “Nasıl… nasıl girdin?”
Kaan hafifçe gülümsedi, ama o gülümseme öfkenin ince bir örtüsüydü. “Kapıları açmayı unuttun mu, Leyla? Yoksa benim gelmemi bekliyordun?”
İçimde hem korku hem de istemsiz bir heyecan karıştı. “Kaan… ne istiyorsun benden?” dedim. Sesim titriyordu, gözlerim ona kilitlenmişti.
“Beni unutmadığını biliyorum,” dedi. “Ama bunu bilmek yetmez. Sana bir şey göstermek istedim… ne kadar kırılgan olduğunu, ne kadar çaresiz kaldığını. Ve tabii… hâlâ sana ait bir şeylerin içimde olduğunu.”
Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Elleri yorgun ama hâlâ titriyordu. Gözlerim onun gözlerinden kaçmak istedi, ama başaramadım. Oradaydı… evimde, benim dünyamın ortasında. Ve ben, ne yapacağımı bilmiyordum.
“Leyla…” dedi, bir adım öne geldi. “seni affetmiyceğimi, biliyosun Ama bu… seni yok etmek için gelmediğim anlamına gelmez.”
Dizlerim titredi, nefesim düzensizleşti. İçimde hem korku hem suçluluk hem de istemediğim bir özlem vardı. O an fark ettim ki… Kaan artık sadece zihnimde değil; burada, evimde, her nefesimde, her hareketimde vardı. Ve onu durduracak hiçbir şeyim yoktu. Ve bir anda üstüme atlayıp boğazıma yapıştı ve var gücüyle sıkmaya başladı