Fırtına gecesi

1241 Words
Yağmur, şehri kirli bir sır gibi örtüyordu. Sokak lambalarının sarı ışığı su damlalarında kırılıyor, kaldırımlardan yükselen buhar havaya karışıyordu. O gecenin sıradan olmayacağını hissetmek için kahin olmaya gerek yoktu. Leyla – dışarıdan bakıldığında sıradan bir kadın. 27 yaşında, sessiz, kendi halinde, şehirde bir kafede çalışan bir barista. Ama kimse onun geçmişinde gömülü kalan mezar taşlarını bilmiyor. Her gülüşünün ardında gizlediği çığlıkları, her sessizliğinin içinde boğduğu fırtınayı kimse fark etmiyor. Ve o gece, kafeden çıkarken arkasından bir adamın adımlarını duydu. Adam uzun boyluydu, yüzü yağmurun altında gölgelenmişti. Sigara dumanı ve yağmurun kokusu birbirine karıştı. “Beni hatırlamadın mı, Leyla?” dedi. Sesi, yıllardır duyulmayan bir kapının gıcırtısı gibi ürperticiydi. Leyla’nın elleri titredi. Bu sesi unuttuğunu sanmıştı. Ama insan, celladının sesini unutabilir miydi? --- Leyla’nın nefesi boğazında düğümlendi. Adımlarını hızlandırdı, yağmurun sesi kalp atışlarını bastırmaya yetmiyordu. Kafasını çevirmeden yürüdü, ama o ses… O ses zihnine çakılmış bir bıçak gibiydi. “Dur.” Bir kelime, bir emir. Sanki yağmur bile o an kesilmişti. Leyla istemeden durdu. Yavaşça arkasını döndü. Yüzünü göremiyordu; kapüşonun gölgesi adamın simasını gizliyordu. Ama gözleri… Gözleri, geçmişinden taşıdığı en büyük kabusun kapısını açmıştı. “Sen…” dedi Leyla, sesi çatallıydı. “Senin burada olman imkânsız.” Adam dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessümle ona doğru yaklaştı. “Benim mezarım yok, Leyla. Çünkü beni sen gömmedin.” Leyla geri adım attı. Yıllar önce… o geceyi hatırlamak istemedi. Kanı, çığlığı, ellerinde kalan kokuyu… Bu adamın ölmüş olması gerekiyordu. Ölmediğini bilmek, bütün hayatını yalan haline getiriyordu. Yağmurun altında birbirlerine bakarken, sokak bomboştu. Birden uzaklardan siren sesleri duyuldu. Adam bir adım daha yaklaştı, Leyla’nın kulağına fısıldadı: “Ya gerçeği itiraf edersin… ya da bu şehir senin mezarın olur.” Adam gölgelerin arasına karışıp kayboldu. Leyla orada, yağmurun içinde kalakaldı. Dizlerinin bağı çözülmüş gibiydi. Ama asıl korkunç olan, kalbinin bir köşesinde hâlâ o adama ait bir şeyler taşıdığını fark etmesiydi. Sabah olduğunda Leyla’nın elleri hâlâ titriyordu. Uykusuzluktan gözleri kan çanağına dönmüştü. Aynada kendine bakarken sanki yabancı bir yüzle karşılaşıyordu. Aynı kadın ama artık aynı hayat değil… Çünkü o geri dönmüştü. Telefonu masanın üzerinde titredi. Bilinmeyen bir numara. Leyla açmaya cesaret edemedi. Mesaj geldi: “İkinci şans yok, Leyla. Saat sekizde eski köprüde ol.” Leyla’nın nefesi kesildi. İçinde bir ses “gitme” diyordu ama diğer sesi daha baskındı: Bu kez kaçarsan asla kurtulamazsın. --- Saat sekiz. Köprü ıssızdı. Yağmur dinmiş, gökyüzünde gri bulutlar ağır ağır sürükleniyordu. Köprüden aşağıya bakınca siyah suyun akışı bile huzursuzdu. Ve işte o… Kapüşonlu adam köprünün ortasında, sigarasını içiyordu. Leyla’yı görünce sigarasını ayaklarının altında ezdi, gözlerini onun gözlerine dikti. “Hoş geldin,” dedi alayla. “Mezarlardan dirilenler için karşılama partisi pek olmuyor, biliyorsun.” Leyla’nın boğazı düğümlendi. Dudaklarından zorla döküldü kelimeler: “Adını bile anmak istememiştim yıllarca…” Adam yavaşça kapüşonunu indirdi. Ve işte o an, Leyla’nın dizleri çözülür gibi oldu. Çünkü bu yüzü asla unutmamıştı: Kaan. Bir zamanlar hayatını adadığı, sonra da ölümüne sebep olduğunu sandığı adam. Şimdi, karşısında yaşıyordu. Ve gözlerinde aynı anda hem aşkın kırıntıları hem de intikamın soğuk ateşi yanıyordu. Leyla’nın dudakları titriyordu. Gözlerini Kaan’ın gözlerinden kaçırmak istese de başaramadı. O gözler, geceleri kâbus olarak gördüğü karanlığın ta kendisiydi. “Kaan… sen…” Kaan bir kahkaha attı, ama kahkahasının içinde nefret gizliydi. “Evet, ben. Hatırladın mı sonunda? Yoksa bana da yabancı muamelesi mi yapacaksın? Hani şu en iyi bildiğin şey… kaçmak.” Leyla derin bir nefes aldı. “Ben… ben sana zarar vermek istememiştim.” Kaan hızla yaklaştı, Leyla’nın omuzlarından tuttu. Gücü, öfkesinin ağırlığını taşıyordu. “İstememiş miydin? O gece… o lanet gecede, sen beni ölüme terk ettin, Leyla! Ve sonra hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ettin.” Leyla’nın gözlerinden yaşlar süzüldü. Yıllardır içinde sakladığı çığlık boğazında patladı. “Ben seni gömdüm sanıyordum! Çaresizdim! O an elimden başka hiçbir şey gelmedi!” Kaan’ın parmakları daha da sıkılaştı, sonra birden bıraktı. Derin bir nefes aldı, dişlerini sıktı. “Hayır… sen seçtin. Beni değil, kendini kurtarmayı seçtin. İşte bu yüzden buradayım. Hesap sormak için.” Leyla yere çöktü, gözyaşları yağmurla karıştı. “Bilmiyorsun… o gece sadece sen ölmedin. İçimdeki ben de öldü. Her gün yeniden öldüm, Kaan. Benim cezam zaten bitmedi ki.” Kaan sessizleşti. Sadece nefes alışları duyuluyordu. Bir an için gözlerinde öfkenin yanında gölgelenen bir şey belirdi: kırık bir sevgi, yaralı bir özlem. Ama hemen söndü. “Bu seni affettiğim anlamına gelmez, Leyla,” dedi kısık bir sesle. “Ama seni hâlâ anlayamadığım tek şey var: Kalbimde hâlâ neden yerin var?” Leyla başını kaldırdı. O an ikisi de birbirlerinin gözlerinin derinliğinde kayboldu. İki düşman, iki âşık… Ölüm ve hayat arasındaki ince çizgide birbirlerine mahkûm gibiydiler. O geceyi unutmadım, unutamam. Karanlık bir depoydu, rutubet kokuyordu. Metal kapılar paslanmış, yerde kan izleri dağılmıştı. Benim kanım. Bıçak göğsümü sıyırıp geçtiğinde gözlerim bulanmıştı. Çığlık attın Leyla… hâlâ kulaklarımda yankılanıyor. “Dayan Kaan, ne olur ölme!” diye ağlamıştın. Ama sonra… sonra yüzündeki ifade değişti. Gözlerin korkuyla büyümüştü. Arkamızda ayak sesleri vardı. Onlar geri dönüyordu. Ve sen… beni orada bıraktın. Sanki bedenimden değil de ruhumdan bir parçayı söküp götürdün. Gözlerim kapanırken tek hatırladığım şey, senin ağlayarak koşup gitmen oldu. Ölmedim. O gece beni onlar buldu. Beni yerin dibine gömdüklerini sandın, ama aslında başka bir cehenneme düştüm. Aylarca, yıllarca beni konuşturmaya, işkenceyle konuşturmaya çalıştılar. Bir gün bile umut etmedim yaşamak için. Ta ki tek bir şey kalana kadar: senden intikam almak. Ama işin ironisini biliyor musun, Leyla? Beni ayakta tutan tek şey senin nefretimdi. Ve şimdi, karşımda titrerken fark ediyorum… içimde hâlâ bir yerlerde sana ait bir şey var. Bu yüzden seni öldürmek bu kadar kolay değil. --- Leyla, Kaan’ın anlattıklarını dinlerken nefesi kesilmişti. Ellerini göğsüne bastırdı, boğazındaki düğümü çözmeye çalıştı. “Kaan… ben geri dönecektim. Ben seni orada öylece bırakmadım. Ama… ama dönemedim. Çünkü o gece… birini daha kaybettim.” Kaan’ın bakışları dondu. “Birini daha mı?” Leyla gözlerini kapadı. Yağmur yeniden başlamıştı. Dudaklarından dökülen sözler, yıllardır sakladığı en karanlık sırrın kapısını aralıyordu: “Evet. O gece… yalnızca sen değildin. Benim kardeşim de vardı.” Kaan’ın gözleri sertleşti, dudaklarının kenarı titredi. “Kardeş mi? Senin… kardeşin mi vardı?!” Leyla başını öne eğdi, yağmur yüzünden mi yoksa gözyaşından mı bilinmez, yanakları sırılsıklam olmuştu. “Evet… kimseye söylemedim. O benim tek ailemdi. Küçüktü, daha on altı yaşındaydı. Adı Deniz’di. O gece… o depoya onun yüzünden gitmiştim.” Kaan’ın kalbi bir anlığına duracak gibi oldu. “Devam et,” dedi sert bir tonda. “Gerçeği anlat.” Leyla derin bir nefes aldı, kelimeler boğazında kan gibi ağırdı. “O gece bana tuzak kurulduğunu biliyordum. Ama kardeşim… kardeşim onların elindeydi. Onu kurtarmak için seni oraya sürükledim. Senin yanında güvende olacağını düşündüm. Ama işler… kontrolden çıktı.” Kaan’ın gözleri büyüdü. “Demek… o yüzden beni oraya götürdün. Benim için değil, kardeşin için!” Leyla çığlık attı. “Hayır! Öyle deme! Sen benim için de… her şeydin. Ama Deniz… küçüktü, masumdu. Onu korumak istedim.” Bir sessizlik oldu. Köprünün altından geçen kara sular uğuldayarak akıyordu. Kaan’ın zihninde binlerce düşünce çarpışıyordu. “Peki… o nerede şimdi?” Leyla’nın omuzları çöktü. Dudakları kımıldadı ama kelime çıkmadı. Sonunda fısıltı gibi döküldü: “Deniz… o gece öldü.” Kaan’ın bakışları buz gibi kesildi. “Ve sen bunu benden sakladın. Yıllarca… tek kelime etmeden yaşadın. Ben cehennemde çürürken sen mezar taşını diktiğini sandığın kardeşinin acısıyla mı yaşadın?” Leyla, dizlerinin üzerine çöktü, ellerini yüzüne kapattı. “Ben ikinizi de kaybettim Kaan! Ama sen geri geldin… Oysa Deniz asla geri dönmeyecek.” Kaan, kalbinin içinden geçen öfkeyle özlemin birbirine karıştığını hissetti. Bu kadın hâlâ aynı Leyla’ydı; hem onu öldüren hem de içindeki tek canlı parçayı diri tutan kadın.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD