Atlas Karaca Emre telaşlı ama kontrollüydü. Ne bulduysa, yüzünden okunuyordu: Bu sır, yalnızca bir dedikodu değil, bildiğimiz dünyayı sarsacak türdendi. “Gel,” dedim. “Ofise geçiyoruz.” Köşedeki toplantı odasına yürüdük. Kapıyı ben kapattım. Emre perdeleri çekti, telefonları masaya bıraktık. Oda, dış dünyaya tamamen kapandı. Sanki içerideki hava bile değişmişti. Sessiz, ağır ve doluydu. “Anlat, artık yarım cümle duymak istemiyorum.” Emre, elindeki klasörü açmadan önce başını eğdi. Ses tonu düşüktü ama içinde kıvılcımlar vardı. “Atlas… Haldun Bey’i hatırlıyorsun, değil mi?” İçimden tuhaf bir şey geçti. “Ortağımızdı. Babamla birlikte holdingin ilk temellerini atan adamlardan biri… Onun sayesinde yıllarca ayakta kaldık.” Emre başını salladı, gözlerini benden kaçırmadan cümlesini ta

