Avludaki taşlar, gölgelerin temasıyla çatırdıyordu. Karanlık, rastgele yayılan bir sis değil; keskin uçları olan, rüzgârda dalgalanan ama zemine kök salan yapısal bir akıntıydı. Her figür insan silüetini andırıyor, fakat hareketleri böcek sürülerinin koordineli kaosu gibiydi. İlk dalga, Melike’nin çizdiği altın çemberin dibine çarptığında, bariyer titredi. Çarpışma sesi, metalin ince cama değmesi gibi tiz ve keskindi. "Formasyon bozulmasın!" diye bağırdı Melike. Asasını iki elimle kavramış, dişlerini sıkıyordu. "Defne, sol kanadı koru. Elif, merkezi tut. Baran, arkadan sızanları temizle." Baran zaten harekete geçmişti. Kılıcının ucu gölgelerin içine dalıyor, her vuruşta siyah duman parçalanıyor ama anında yeniden toparlanıyordu. "Bunlar sadece dış kabuk," diye homurdandı, geri çekilirken

