Şafak sökerken tapınağın taş duvarları altın ve zümrüt ışıklarla yıkanıyordu. Elif'le ellerimiz hâlâ birleşikti. Parmaklarımızdan yayılan enerji, Kabil'in Derinkuyu'da ördüğü karanlık tılsımı iplik iplik söküyordu. Melike bir köşede diz çökmüş, kadim bir duayı mırıldanıyordu. Baran ise her zamanki gibi gölgede, tetikte bekliyordu. Işıklar nihayet sönüp oda eski loşluğuna kavuştuğunda, Elif'in gözleri yeniden kendi gözlerine dönüştü. Ama o gözlerde artık korku yoktu. Yerini, dingin bir güce bırakmıştı. "Hissediyor musun?" diye sordum. "Her şeyi," dedi Elif. "Toprağın altındaki suyu, kayaların içindeki kristalleri, Kabil'in öfkesini... Hepsini hissediyorum. Şahmeran'ın şifası sadece bedenleri değil, dünyanın kendisini de iyileştirebiliyormuş." Tam o anda tapınağın duvarları sarsıldı. Tav

