Bozkırın ortasında, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte Kapadokya'nın silüeti belirdi. Peri bacaları, sabahın alacasında dev birer nöbetçi gibi yükseliyordu. Saatlerdir süren yolculuğun ardından Elif hâlâ arka koltukta uyuyordu; yüzünde çocuksu bir huzur vardı. Baran direksiyonu yavaşça sağa kırdı, araba toprak bir patikaya saptı. "Az kaldı," dedi. Sesi, motorun homurtusuna karıştı. "Nerede bu tapınak tam olarak?" Baran eliyle ileriyi işaret etti. "Şu büyük peri bacasının altında. Yerin otuz metre altında. Asya'nın verdiği haritaya göre, girişi kayaların arasına gizlenmiş." Elif arka koltukta kıpırdandı. Gözlerini ovuşturarak doğruldu. "Geldik mi?" "Geldik sayılır." Arabayı, peri bacalarının gölgesinde, rüzgârın aşındırdığı kaya oyuklarının önünde durdurduk. İndiğimizde, Anadolu'nun o k

