Gölge varlıkların tapınağa yaptığı keşif saldırısının üzerinden iki gün geçmişti. O iki gün boyunca tapınakta zaman, ağır aksak ilerleyen bir nehir gibiydi. Her an yeni bir saldırı olacakmış hissi, hepimizin omuzlarına görünmez bir yük bindirmişti. Melike, tapınağın savunma tılsımlarını iki katına çıkarmış; Zühre ise Elif'i eğitmek için adeta gece gündüz çalışıyordu. Ben ise Büyük Yılan Ana'nın Bahçesi'nde, havuzun başında oturmuş, suyun durgun yüzeyini izliyordum. Su, tıpkı ruhum gibi hareketsizdi. Ama derinlerde, görünmeyen akıntılar olduğunu biliyordum. Tıpkı içimdeki fırtına gibi. Maran'ın sesi bugün sessizdi. Sanki o da bir şeyleri bekliyor, gücünü topluyordu. Kabil'i yendikten sonra içimde yükselen o zafer sarhoşluğu, yerini ağır bir gerçekliğe bırakmıştı. Gölgeler Konseyi, Kabil'd

