Ses, tapınağın taş duvarlarında yankılanarak çoğaldı. Alçak perdeden başlayan uğultu, giderek yükselen bir feryada dönüştü. Sanki yerin metrelerce altında, dev bir yaratık kabuğunu kırmaya hazırlanıyordu. Melike'nin yüzü kül gibi oldu. Asasını sıkıca kavrayıp ayağa kalktı. "Geldi," dedi. Sesi, yankılanan gürültünün altında zor duyuluyordu. "Beklediğimizden erken." Elif'in gözleri kocaman açılmıştı. Zümrüt yeşili irislerinde, korkuyla karışık bir kararlılık vardı. "Ne yapacağız?" Baran çoktan ayaktaydı. Beline sardığı deri kılıftan iki hançer çıkardı, birini bana uzattı. Kabzası yılan derisiyle kaplıydı, soğuk metal avcuma oturduğunda içimden bir ürperti geçti. Bu hançer sıradan bir silah değildi; üzerinde Maran'ın kadim mührü kazınmıştı. "Tapınağın silahları," dedi Baran. "Melike dün g

