O gece aynalı odadan çıktığımızda, İstanbul'un üzerine kalın bir sis çökmüştü. Sokak lambalarının turuncu ışığı, sisin içinde eriyip kayboluyordu. Baran'ın arabasında, yan koltukta oturuyordum. Camın buğusuna parmağımla istemsizce bir yılan motifi çizdiğimi fark ettiğimde, elimi hemen geri çektim. Ama Baran görmüştü. "Alışıyorsun," dedi. Sesi her zamanki gibi düzdü. Ama bu düzlüğün altında, memnuniyet gibi bir şey vardı. "Neye alışıyorum?" "Kendi karanlığına." Cevap vermedim. Çünkü haklıydı. Aynalı odada eski Defne'yi öldürdüğüm andan beri, içimde garip bir hafiflik vardı. Yıllardır taşıdığım bir yükten kurtulmuş gibiydim. Ama bu hafiflik, mutluluk değildi. Daha çok, bir yırtıcının av öncesi hissettiği o açlık dolu sakinlikti. Araba, İstanbul'un arka sokaklarından birinde, eski bir a

