Sabah olmadan kaynak odasına indiler. Defne uyumamıştı. Baran da öyle. Gözlerinin altındaki gölgeler mora çalıyordu, ama adımları sağlamdı, omuzları dikti. Kristaller ikisinin de avucunda, aynı ritimde atıyordu; sanki tek bir kalp iki göğse bölünmüştü. Gümüş iz onları bekliyordu. Duvarda parlayan o ince çizgi geceden beri değişmemişti, ama Defne yaklaştığında havanın titreştiğini hissetti. Teninde bir ürperti, ensesinde bir sıcaklık. İz canlıydı. Açtı. "Hazır mısın?" diye sordu Baran. "Hayır." Defne altın kristali kaldırdı. "Ama gireceğiz." Baran siyah kristali kaldırdı. İkisi aynı anda ize dokundu. Altın ve siyah, gümüşle buluştu; duvar titredi, taşlar inledi, meşaleler yalpaladı. İz açıldı – bu sefer yavaş değil, ani. Bir nefesin dışarı verilişi gibi. Ve içeri çekildiler. Geçiş sa

