Seranın kapısı sert bir tekmeyle açıldı. İçeriye üç kişi girdi. En önde Asya, arkasında iki iri yarı adam. Asya'nın gözleri boştu. Tıpkı Kabil'in tarif ettiği gibi, içi boşaltılmış bir kabuk. "Asya," dedi Baran. "Ne yapıyorsun?" Asya cevap vermedi. Onun yerine, arkasındaki adamlardan biri konuştu. "Kabil efendi, kraliçeyi istiyor. Onu bize verin, kimse zarar görmesin." "Kabil'e söyle," dedim, "kraliçe kimseye verilmez. Kraliçe, yuvasını kendisi korur." Adam sırıttı. "Küçük yılan konuşmayı öğrenmiş. Ama dişlerin henüz çıkmamış." Elindeki copu kaldırıp bana doğru bir adım attı. Ama ikinci adımı atamadı. Çünkü ayağının dibinde, siyah yılan belirdi. Başını kaldırıp tısladı. Adam geri sıçradı. "Bu da ne?" "Benim ordum," dedim. "Yuvanın muhafızları." Yılanlar, bitkilerin arasından, dalla

