Tapınak sessizliğe gömüldü. Kabil, yaratığın boş kabuğunun yanında, çaresizce duruyordu. Artık ne gölge yılanı vardı ne de Mahluk'u. Sadece kendisi kalmıştı. Yarı taşlaşmış bedeni, öfkesi ve yüzyılların biriktirdiği nefretiyle. "Bitti, Kabil," dedi Baran. Sesi yorgun ama kararlıydı. "Teslim ol." Kabil başını kaldırdı. Taşlaşmış gözünde bile bir kıvılcım yandı. "Teslim olmak mı? Ben Kabil. Yılanların Terbiyecisi. Kadim ruhların efendisi. Ben teslim olmam." "Ama artık gücün yok," dedi Elif. "Güç mü?" Kabil'in dudakları çatırdayarak aralandı. "Siz gücün ne olduğunu sanıyorsunuz? Güç, enerji topları değildir. Güç, iradedir. Ve benim iradem, sizinkinden çok daha güçlü." Birden, Kabil'in bedeni sarsılmaya başladı. Taşlaşmış kısımları çatırdadı, döküldü. Altından, simsiyah bir duman yükseldi

