İzmir'e vardığımızda, Ege'nin tuzlu rüzgârı yüzümüze çarptı. İstanbul'un ağır, kasvetli havasından sonra burası farklıydı. Daha aydınlık, daha umutlu. Ama ben biliyordum ki, ışığın en parlak olduğu yerde, gölgeler de en koyu olurdu. Baran, Kordon boyunca ilerleyen eski bir apartmandan daire kiralamıştı. Üçüncü kattaki dairenin balkonu denize bakıyordu. Martılar, balkon demirlerine konup havalanıyor, çığlıkları rüzgârda dağılıyordu. Eşyalarımızı yerleştirirken, Baran her zamanki gibi sessizdi. Ama sessizliği rahatsız edici değildi. Düşünceliydi. "Onu nasıl bulacağız?" diye sordum. "İzmir büyük bir şehir." Baran, cebinden bir harita çıkardı. Ama bu sıradan bir harita değildi. Üzerinde, garip semboller ve işaretler vardı. Bazıları yılan şeklindeydi. Bazıları ise hiç tanımadığım kadim yazıl

