Pamuk Kokusu

1099 Words
Pamuk; —————- “Kiraz abla, bak hele!” “Ne oldu kız Pamuk?” “Süleyman abi gelmiş, çadırların sonunda seni bekliyormuş. Ümmü’yle haber göndermiş.” “Essahtan mı? Sonun da gelebilmiş mi Süleyman’ım?” “He valla, hadi git sen ben idare ederim seni.” “Tamam kız, anam sorarsa Seher’le çamaşır yıkıyorlar dersin.” “Tamam, haydi bekletme adamı.” Ablam Kiraz’la Süleyman abi, iki yıldır seviyorlardı birbirlerini. Süleyman abi askerdeydi. Tam bir yıldır görmüyorlardı birbirlerini. Ablam babamın yası daha dinmedi diye evlenmiyor ama Süleyman abiye kalsa hemen evlenir. Şahin Bey’in pamuk fabrikasında usta başı Süleyman abim. Evlenince ablamı da oraya aldıracak. Hem şehirde yaşayacaklar. İki kez gittim Adana’ya. Öyle güzeldi ki. Babam götürmüştü bizi. Taş Köprü’de hatıra fotoğrafımız bile var. Rahmetli babam yaşasa belki hiç dönmezdik Urfa’ya. Ama anam biliyoruz ki gün sayıyor dönmek için. Ama ablam evlenirse arada onu ziyarete gelebilirim en azından. Bir de artık döndüğümüzde bir iş bulmam lazım. Tarla sezonluk bir iş bizler için. Liseyi zar zor bitirdim, inşallah iyi bir iş bulurum da belki anamın çalışmasına gerek kalmaz. Kiraz ,başörtüsünü alelacele düzeltti. Aynadan bakar gibi elinin tersiyle yanaklarını sıvazladı, kalbinin yerini belli eden o titrek nefesi duyuyordum. Yavaşça çadırdan çıktı, etrafı kolaçan etti; annem görmesin diye. Pamuk tencerenin kapağını örtüp tarlaya doğru bakakaldı. Güneş, Çukurova’nın üstüne ağır ağır batıyordu. Pamuk tarlalarının arasında altın tozları gibi ışıklar geziniyordu. Kiraz , tozlu yoldan yürüyüp çadırların sonuna geldi. Orada, Söğüt ağacının gölgesinde, Süleyman bekliyordu. Yüzü yanmış, alnında ter birikmişti; ama gözleri pırıl pırıldı. Kiraz’ı görünce, gülümsemeden edemedi. “Kiraz…” dedi, sesi yorgun ama içten. “Sana kavuşmak için saydığım günleri unuttum artık.” Kiraz başını kaldırdı, gözleri dolu dolu. “Süleyman… seni bir görsem diye her gece dua ettim. Anam duysa kızardı belki, ama kalp dinlemiyor ki.” Süleyman yaklaştı, aralarındaki mesafeyi yavaşça kapattı. Bir an, sadece toprak kokusu ve rüzgârın pamuklara çarpan sesi vardı. Süleyman elini uzattı, Kiraz’ın titreyen parmaklarını tuttu. “Ellerin hâlâ aynı,” dedi fısıltıyla, “tarlada çalışmaktan sert ama kalbi pamuk gibi.” Kiraz gülümsedi, gözlerinden yaşlar süzülürken. “Sana bakmaya korkuyorum Süleyman. Özlemden içim yanıyor. Unuturum sanmıştım, ama her akşam ezanında yüzün geliyor gözümün önüne.” Süleyman, elini Kiraz’ın yanağına uzattı. Kiraz geri çekilmedi bu kez. Avuç içiyle dokunduğu o yanakta, iki yılın bütün hasreti vardı. “Ben dönene kadar, her gece göğe baktım. Ay doğunca, ‘şimdi Kiraz da görüyor mu aynı ayı’ dedim kendi kendime.” Süleyman Kiraz’ı belinden tutup kendine çekti. Söğüt ağacının altında özlem dolu bir kavuşma yaşanıyordu. Kiraz’ın öpücükleri Süleyman’ın boynuna konuyor, dudakları birleşince nefesleri kesiliyordu. Eli Kiraz’ın kalçalarına gittiğinde kadının içinde kıvılcımlar hareketleniyordu. “Ahh! Süleyman.” diye inledi Kiraz. Bu adamı daha da azdırdı. Hemen ağacın altına oturdu, Kiraz’ı kucağına aldı. Sert erkekliği Kiraz’ın ince eteğinin üzerinden kadınlığına değiyordu. “Ahhh Kiraz! Yakmadın, kavurdun beni.” dedi adam ve Kiraz’ın ellerini penisine götürdü. Kiraz pantolonun üstünden iyice kavradı ve eliyle sıktı. “Karım ol artık Kiraz’ım. Anamlar hemen gelsin seni istemeye.” “Gelsinler artık zamanıdır.” dedi Kiraz. İçinde ki istek dayanılmaz hale getirmişti onu da. “Ne dedin sen gülüm? Doğru mu duydum?” şaşırdı Süleyman. “Gelsinler dedim, artık bende senin hasretine dayanamaz hale geldim Süleyman.” Kiraz’ın bu sözleriyle tekrardan dudaklarına yapıştı adam. Öyle hasretle öpüyordu ki… İki susuz tarlaya ilk defa su gidiyordu sanki. “Anam merak eder Süleyman’ım gideyim ben artık” dedi Kiraz. “Yarın yine aynı saatte burda bekleyeceğim Kiraz’ım seni.” dedi adam. Kiraz üzerini düzeltti ve son bir kez daha öptü sevdiğini. Çadıra doğru yola koyuldu. Ablam çadıra geldiğinde yüzünde güller açıyordu. Sevdiğini görmek böyle bir şeymiş demek ki. Ben Şahin Bey’i bir daha görsem acaba böyle olur muyum? Ama o beni fark etmez bile. Bense baştan aşağı süzmüştüm onu. İngiliz çizmeleriymiş ayağındakiler. Amcamlar konuşurken duydum. “Onun bir çizmesini alabilmek için, ömür boyu çalışmamız lazım.” demişti. Böyle bir adam beni fark etse bile olamayız ki.” Benim nasır tutmuş ellerim, güneşte yanmış yüzüme bakar mı hiç? O bey, ütülü gömlekleri, tertemiz yüzü.. Benim payıma düşen anca rüyamda görmek olur onu.. ——————- Ceyhanlı Çiftliği Yazarın Anlatımıyla; Hacı Ömer Bey Amerika’lı misafirlerini çiftlikte ağırlamak istedi. Ne kadar misafirperver olduklarını belli edecekti. Eşi, Burçak Hanım mutfakta yardımcılarla birlikte enfes yemekler yaptılar akşama kadar. Burçak Hanım’ın baş yardımcısı, eli ayağı olan Hattuç; “Hanımım bu misafirler bizim yemeklerden ne anlarlar? Soykalar domuz yiyorlarmış doğru mu acep?” “Hattuç ne yapacaksın sen onların ne yediğini? Boşver biz en iyi şekilde ağırlayalım da, sonra domuz mu yerler timsah mı, onu da kendileri bilirler.” dedi gülerek Burçak Hanım. Çiftliğin büyük kapısı açıldı, içeri Şahin Bey’in siyah görkemli jeepi girdi. Arabadan yavaşça inerken Maria’da indi sağ koltuktan. “Abbooov bu kız manken mi Burçak hanımım?” “Hattuuuuç” gülerek uyardı Burçak Hanım. “Buyrun evladım hoş geldiniz Şahin’im.” “Hoş bulduk annem, yine harika kokular geliyor mutfaktan neler döktürdünüz yine Hattuç’la?” diyerek içeri geçtiler. Maria’nın anlamadığı yerlerde çeviri yapıyordu. “Siz çok farklı Türkçe konuşuyorsunuz.” diye gülümsedi Maria. Sofrayı görünce ağzı açık kaldı Maria’nın. Hacı Ömer Bey fark etti. “Sizin oralarda bulamazsın bunları, bulsan bile hem Burçak hanımın elinin lezzeti gibi olmaz.” dedi. Eşini yüceltmeyi severdi Hacı Ömer Bey. Burçak hanım çok zorluk görmüş biriydi. Hacı Ömer Bey elini tuttu bir kere, bir daha asla bırakmadı. Sevgi ile aştılar her engeli. Maria yemek esnasında fotoğraf makinesinden bugün çektiği resimleri gösterdi, Şahin’e. Tarlalar, yollar ve birden Pamuk göründü karede. “Vavv, bu kız çok güzel Şahin. Gözleri büyülü gibi bakıyor. Bizim orda olsa manken olurdu kesin.” dedi gülerek. Şahin’in gözleri bir anlığına Pamuk’a kaydı. “Güzelmiş.” dedi kısık bir sesle ama gözlerine bakmaktan kendini alamadı. _____________________ Çadırlar Pamuk’un anlatımıyla ; Ablam çamaşıra gitti güya ama çamaşırı yıkayıp sepeti Seher ablanın orada unutup gelmiş. Gidip çamaşır sepetini aldım ve kar gibi bembeyaz çamaşırları sermeye başladım. Akşamın o karanlığında dahi belli ediyordu kendini. Birden içimi tuhaf bir ürperti kapladı. Sanki bir çift göz beni izliyor uzaktan. Ya da benim başıma gerçekten güneş geçti bugün . Annemin gösterdiği gibi serdim çamaşırları. İç çamaşırlarımızı en arkaya yoldan tarafa seriyorduk kimse görmesin diye. Bütün çamaşırları serip bitirdiğimde yatağıma geçip uyumak için sabırsızlanıyordum. Çadıra doğru adımladım. Kapının önünde ki terlikleri düzenledim., Su bidonlarını ayırdım. Kafam bir an yoldan tarafta olan çamaşırlara kaydı. Sanki orada bir hareketlilik vardı. İki adım geriye gittiğimde Haşim Ağa’yı görmemle olduğum yerde donup kaldım. O ne yapıyordu? Bizim çamaşırlarımızdan ne istiyordu.? Sonra birden külotlarımı koklamaya başladı. Eli erkekliğinde geziniyordu. Birden fermuarını çıkardı ve eliyle penisini hareket ettirmeye başladı. Burnu hala külotlarımdaydı… İrkildim, tüylerim ürperdi. Bu adam, çok korkunç…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD