Komşu

1229 Words
İkisi de birbirini orada görmeyi beklememişti. Göz göze geldikleri an, zaman birkaç saniyeliğine durdu sanki. Bu kısa anın şaşkınlığını ilk üzerinden atan Cihangir oldu. Gecikmeden karşı kaldırıma geçti ve kendinden emin bir duruşla Hale’nin karşısında durdu. “Merhaba. Nasılsınız?” Sesi sakin, tonu nazikti. Ama gözlerinde bir yabancının değil, sanki çoktandır tanıdığı birinin ilgisi vardı. Hale kısa bir an duraksadı. Kalbi, beklenmedik bu karşılaşmanın ritmini yakalayamamıştı henüz. “Merhaba Cihangir Bey,” dedi, hafif gülümseyerek. “Sizi burada görmeyi hiç beklemiyordum, biraz şaşırdım açıkçası.” Kendi şaşkınlığını bastırırken içten içe kadere teşekkür etti. Bu adamı bir daha göremez sanmıştı. Şimdi ise gözlerinin önündeydi. Cihangir, başıyla arkasındaki binayı işaret etti. “Burada mı oturuyorsunuz?” Hale arkasına dönüp baktı, tam apartmanın girişindeydi. Hafifçe güldü. “Ah, hayır. Maalesef kendi sokağımda boş yer yoktu, arabayı buraya park ettim.” Elindeki alışveriş poşetleri ve çantalar artık iyice ağır gelmeye başlamıştı. Gitmek istemiyor ama yükü de taşınacak gibi değildi. Poşetleri yere bıraktı, derin bir nefes aldı ve Cihangir’in gözlerinin içine baktı. “Siz burada mı oturuyorsunuz?” Cihangir kısa bir tebessümle cevapladı. “Ben de sizin gibi... Oturduğum sokakta yer bulamayınca buraya bıraktım.” Hale başını salladı. Konuşmalar kısa, cümleler kibar ama satır aralarında bir sessizlik vardı. Hale, belki de o günün ardından adamdan bir açıklama, bir yorum bekliyordu. Ama adam susuyordu. Derin bir nefes aldı Hale. Sessizliği kabullenerek, “O zaman size iyi akşamlar,” dedi. Poşetlerini yerden aldı. Gitmeye hazırlanırken adam hâlâ sadece ona bakıyordu. Sanki bir şey söylemek ister gibiydi ama dilinin ucuna geleni tutuyordu. Hale, son bir kez göz göze gelip hafifçe gülümsedi, sonra yürümeye başladı. “Hale Hanım…” Adını duymasıyla birlikte durdu. İçten içe beklediği bir adımdı bu. Belki geç kalınmış ama anlamlı bir jest… “Efendim?” Cihangir birkaç adım yaklaştı. “Yardım edebilir miyim? Poşetler ağır gözüküyor.” Hale, cevap vermedi. Yalnızca poşetleri uzattı. Bu teklif hoşuna gitmişti. Onu birkaç dakika daha görebilmek bile yeterdi. Yavaş adımlarla yola koyuldular. Sokakta ilerlerken bir süre sessizce yürüdüler. Biraz ilerideki parktan çocuk sesleri geliyordu. Yaz akşamının serinliği, etraflarındaki yorgunluğa inat, huzur taşıyordu. “Sizi alıkoymak istemem,” dedi Hale. “Yardımınızı kabul ettim ama umarım bu yüzden yolunuzu değiştirmediniz.” Cihangir’in kaşları hafifçe çatıldı. Hale hemen devam etti, yanlış anlaşıldığını düşündü. “Yani… Yorgun görünüyorsunuz, o yüzden.” Adam, bu düşünceye gülümsedi. Kaşları gevşedi, yüzüne yumuşak bir ifade yerleşti. “Komşu olduğumuzu bilmiyordum.” “Evet,” dedi Hale. “Büyük bir tesadüf.” Sokağın sonuna gelmişlerdi. Hale, yönünü göstermek için duraksadı. Sonra sola döndü. Cihangir hemen yetişti. “Siz nerede oturuyorsunuz tam olarak? Gerçekten yolunuz bu mu?” “Evet. Uzun, yorucu ve zor bir haftaydı ama şu an çok iyiyim. Benim evim de bu tarafta. Gerçekten komşuyuz sanırım.” Hale hafifçe güldü. “Yok artık,” dedi Cihangir. “Ben uzun zamandır bu sokaktayım. Karşılaşmamamız imkânsız gibi.” “Bu sokakta?” Hale şaşkınlıkla tekrar sordu. Onayladığında apartmanın önüne gelmişlerdi. Ne çabuk geçmişti o kısa yürüyüş. Zaman, yanında onunla birlikte akmıştı sanki. “Geldik.” Cihangir gülümsedi. Sanki konuşmamışlardı bile, ama o sessizlik bile anlam doluydu. “Komşu olduğumuzu söylemiştim ama bu kadar yakın oturuyor olmamız bana da sürpriz oldu,” dedi adam. Hale biraz çekingenleşti. İçten içe "Kapı komşusu muymuşuz yoksa?" korkusu sardı içini. “Sen nerede oturuyorsun tam olarak?” “Şu karşıdaki pembe binada.” Hale’nin şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu. “Yok artık…” Adam hafif alaycı bir tebessümle sordu. “Sevinmedin mi yoksa?” “Yok yok, şaşırdım sadece. Nasıl şimdiye kadar karşılaşmadık anlayamadım. Yeni mi taşındınız?” Cihangir gülümseyerek cevapladı. “Yaklaşık 2,5 yıl oldu. Ama beni fark etmemene biraz üzüldüm.” O an Hale’nin kalbi biraz daha hızlı attı. Göz göze geldiler. Hale elini uzatıp poşetleri almak istedi. Adam kısa bir tereddütten sonra verdi. Hale'nin parmak uçları, adamın eline hafifçe dokundu. Kısa ama yoğun bir temas… ve ikisinin de içinde kıvılcımlar yakan bir an... “İyi akşamlar o zaman, teşekkür ederim eşlik ettiğiniz için.” “İyi akşamlar.” Adam başını eğdi, gülümsedi. Hale apartman kapısını açtı. Ama içeri girmeden önce bir içgüdüyle arkasına döndü. Hâlâ oradaydı. Gözleriyle onu izliyordu. Ve gülümsüyordu. Hale de ona gülümsedi. Ve sonra apartmana girdi. O an, karşılaşmanın bıraktığı tatlı sersemlikle ayrılmışlardı ama her ikisinin de içindeki heyecan, bu tesadüfün etkisini kolay kolay bırakmayacaktı. Hale apartmanın merdivenlerini tırmanırken hâlâ kalbinde küçük bir sevinç kıpırtısı vardı. Cihangir ise binaya girmeden önce arabasına dönmeyi unuttuğu valizi yüzünden geri yürümek zorunda kaldığında, bu küçük unutkanlığına içten içe sevindi bile. Çünkü zihni hâlâ Hale'nin gülümsemesinde, sesindeki tonda ve yürürken senkronize adımlarında takılı kalmıştı. Valizini alıp ceketini koluna atarken, sokağın köşesinde hafif bir ıslık eşliğinde yürüyordu. Ama kafasını kaldırıp Hale’nin yaşadığı apartmanın en üst katındaki pencereye baktığında bu sefer farklı bir şey oldu. Hale oradaydı. Ve o, onu izliyordu. Bu küçük an, kalbinde sıcak bir kıvılcım gibi yayıldı. Gülümsedi. Gülümsedi çünkü artık tek taraflı bir ilgiden fazlası vardı ortada. İçeriden izleniyor olmanın verdiği o tatlı farkındalıkla adımlarını hızlandırdı. Eve girer girmez havasızlığı bastırmak için pencereyi açtı, ama esas boğuk olan hava dışarısı değil, aklındaki düşüncelerdi. Hale’nin yüzü, gözleri, sesi... Hepsi zihninde dolaşıyor, görev yorgunluğunu gölgede bırakıyordu. Ama tüm bu sıcak hislerin arkasında bir başka gerçek vardı. Cihangir’in işi, hayatın en tehlikeli ucunda dönüyordu. Her an her şeyin değişebileceği bir gerçeklikti bu. Birini hayatına almak, ona huzur değil korku verebilir, güven değil endişe aşılayabilirdi. İşte bu yüzden mesafe koymuştu başta. Ama Hale farklıydı. O kadında bir şey vardı. Cihangir’in savunmasız bırakıldığı, görmezden gelemeyeceği bir şey… Kararsızlık içinde dolanırken telefonu eline almak istemişti ama ortalarda yoktu. Ceketinin cebine bakarken paniklemiş, sonra telefonu bulunca arayanın Ozan olduğunu görüp aniden kapatmıştı. Çünkü o anda kararını vermişti: Ne olursa olsun bu kadına bir şans vermeliydi. Ve onunla baş başa, göz göze, bir masa etrafında oturup konuşmalıydı. Zihninde dönüp duran "ya geç kalırsam" düşüncesi onu harekete geçirmişti. Ve o an, Hale'yi aradı. Telefon çaldı. Hale’nin meraklı ve biraz da şaşkın sesi duyuldu. "Alo, Cihangir Bey?" "Merhaba. Ben size bir şey soracaktım." Hale daha yarım saat önce kapının önünde vedalaşmışlardı, bu kadar kısa sürede aramasına şaşırmıştı ama sesi kibar ve tatlıydı. "Tabii, dinliyorum." "Bu akşam müsait misiniz?" İşte o an, Hale’nin kalbi bir an durdu. İçinden "Neden soruyor ki?" diye geçirdi ama sesine yansıyan heyecanı gizleyemedi. "Planım yok, neden sordunuz?" "Harika. Peki o günkü teklifiniz hâlâ geçerli mi?" Hale bir an duraksadı. Sonra hangi teklif olduğunu anlamaya çalıştı. "Anlamadım, hangi teklif?" "Kahve. Eğer teklifiniz hâlâ geçerliyse bu akşam olur mu?" İşte o an Hale’nin yüzünde istemsiz bir tebessüm belirdi. Bu çok ani ama bir o kadar da içini ısıtan bir teklifti. "Ta-tabi olur." Cihangir saati kontrol etti. Daha sekize yarım saat vardı. "O zaman sizi saat tam sekizde aşağıda bekliyor olacağım." "Tamam. Geliyorum. Görüşürüz o zaman." "Görüşeceğiz." Telefon kapandıktan sonra her ikisi de kendi çapında küçük bir kutlama yaptı. Cihangir, koltuğa attığı telefonu arkasına bile bakmadan bırakıp doğruca odasına geçti. Bu akşam için kendine çeki düzen verecek, onu etkileyecek kadar sade ama şık bir hâlde olmalıydı. Bu sıradan bir kahve buluşması değildi. Bu, onun için bir fırsattı. Hale ise sevinç çığlıkları atarak odasına koştu. Olduğu yerde zıplıyor, kahkahalar atıyor, gülümsüyor, aynaya bakıp kendine inanamıyordu. Çok az zaman vardı ama sanki zaman bile onunla birlikte sevinç içindeydi. Bu onun ilk randevusuydu Cihangir’le. İlk gerçek başlangıç… Ve şimdi ikisi de zamanı durdurmak istercesine aceleyle ama özenle hazırlanıyorlardı. Çünkü bu bir ilk buluşmaydı. Tesadüfen başlamış bir hikâyenin, planlanmamış ama çok içten gelen ilk adımıydı. Ve ikisi de bu sefer gerçekten hazırdı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD