Zarf perşembe sabahı geldi.
Beyaz, sade, üzerinde hiçbir yazı yoktu. Melike ağırlığını avucunda hissetti, salona geçti.
Açtı.
İçinde tek bir fotoğraf vardı. Kendisi. Üç bürodan birinin önünde, siyah montun yakasını kaldırmış, elinde çanta. Kameraya bakmıyordu.
Altında tek cümle: "Güzel bir sabah geçirmiştiniz o gün."
Ve bir numara.
---
Melike fotoğrafı masaya bıraktı.
Akrep.
İsim hemen geldi. Bu fotoğraf için birileri onu izlemişti. Organizasyon vardı işin içinde. Ve şimdi gelmesi, Baran'ın o adamla görüşmesinden sonraya denk gelmesi... Tesadüf değildi.
---
Numarayı öğleden sonra aradı. İki kez çaldı, açıldı.
"Bekliyordum," dedi karşıdaki ses. Metalik, kuru.
"Ben de biliyordum arayacağınızı," dedi Melike. "Fotoğraf için teşekkürler. Sanatçıyı tebrik ederim."
Kısa bir sessizlik. Sonra Akrep güldü hafifçe.
"Ciddi kadınsınız."
"Değilim. Vaktim yok sadece."
"O zaman direkt gidelim. Ne yaptığını biliyorum. Ne kadar, nasıl, kimin için. Bu bilgi şu an sadece bende."
"Ne istiyorsunuz?"
"Buluşalım."
---
Bodrum kata inen merdivenler taştandı, soğuktu. Akrep masanın başındaydı. Önünde hiçbir şey yoktu. Ne kâğıt, ne kalem, ne dosya. Sadece masa, Akrep ve elindeki tesbih.
Melike karşıya oturdu. Birbirlerini süzdüler.
"Ayda bir. Düzenli. Erkan'ın sisteminden." Rakamı söyledi.
"Karşılığında?"
"Susuyorum."
"Başka?"
"Başka yok."
Melike bir süre baktı. Tesbih masada duruyordu. Akrep'in parmakları ona dokunmak istiyor ama dokunmuyordu.
"Düşünmem lazım," dedi Melike.
Akrep'in yüzü gerildi. Çok ince.
"Fazla düşünmek pahalıya patlar bu şehirde."
"Biliyorum," dedi Melike. Kalktı. "Ama yanlış cevap daha pahalı. İki gün."
Döndü, merdivenlerden çıktı. Arkasında o metalik sessizlik kaldı.
---
İki gün, Melike için iki anlama geliyordu.
Bir: Akrep'e cevap vereceği süre.
İki: Erkan'ı hazırlayacağı süre.
---
Erkan eve geldiğinde masa kuruluydu. İki kişilik. Şarap açılmış, mumlar yanıyordu.
"Akrep," dedi Melike.
Erkan'ın yüzü gerildi.
"Seni mi aradı?"
"Beni buldu. Zarf gönderdi. İçinde fotoğraf. Sonra buluştuk."
"Buluştun mu?" Sesi yükselmemişti ama altında bir şey vardı.
"Önce ne istediğini anlamam gerekiyordu. Şimdi biliyorum. Düzenli, aylık para istiyor."
Erkan arkaya yaslandı.
"Ne kadar?"
Melike söyledi.
"Hayır," dedi Erkan. Tek kelime. Ama çok şey anlatıyordu.
---
Erkan o gün erken çıktı. Akşam döndüğünde yüzündeki gerilim gitmişti.
"Halloldu," dedi.
İki kelime.
Melike "Biliyorum," dedi. "Haber çıktı."
---
O akşam pencerede durdu. İçini yokladı. Pişmanlık yoktu. Korku yoktu. Ama bir ağırlık vardı. Yapılan işin ağırlığı.
Bu ağırlık iyi bir şeydi belki. İnsanı insan yapan şeydi.
Hâlâ hissediyorum, diye düşündü.
Bu iyi. Bu tehlikeli.
---
"Erkan," dedi Melike. "Akrep bu fikri tek başına mı kurdu sence?"
"Neden sordun?"
"Akrep'in elinde fotoğraf vardı. Birinin beni izletmesi gerekiyordu." Erkan'a baktı. "Baran."
İsmi söylerken sesi düzdü.
"Bu adam kendi sonunu hazırlıyor," dedi Melike. "Bana bırak."
Erkan'ın gözleri kıpırdadı. "Nasıl yani?"
"Zamanı geldiğinde, doğru şekilde. Ben söylerim."
O an Erkan farkında olmadan, daha önce hiç vermediği bir şeyi verdi.
"Tamam."
---