bc

Aşka Dair

book_age18+
52
FOLLOW
1K
READ
love-triangle
fated
forced
badboy
brave
mafia
gangster
bxg
city
mythology
childhood crush
selfish
villain
like
intro-logo
Blurb

AŞKA DAİR: Geri Dönüşü Olmayan Gece​"On yıl önce kalbimi bıraktığım o kapı, bu gece üzerime kilitlendi."​Melike, İstanbul’un yeraltı dünyasında kendine uyanıklığı ve zekasıyla bir zırh örmüştü. Erkan’ın karanlık dünyasında hayatta kalmanın tek yolunun duygusuzluk olduğunu biliyordu; ta ki o geceye kadar.​On yıl... Baran, gidişiyle sadece Melike’nin gençliğini değil, ruhunu da söküp götürmüştü. Şimdi ise dışarıda fırtına koparken, Baran on yılın intikamı ya da ihtiyacıyla o kapıdan içeri giriyor.​Melike için o, hâlâ tenindeki on yıllık hasretti.Baran için ise Melike, peşindeki "Akrep"ten kurtulmasını sağlayacak en uyanık piyondan fazlası değildi.​Bir kadın, dünyanın en uyanığı olduğunu sanırken; bir adama olan zaafıyla nasıl en büyük kurbana dönüşür? İhanetin, parazit bir aşkın ve geri dönüşü olmayan bir gecenin hikayesi...​"Para hırsı onu uyanık yapmış ama aşkı hâlâ kör..."​⚠️ YAZAR NOTU: Bu hikaye Baran ve Melike'nin en tehlikeli oyununa giriş yapmaktadır. Kurgu şu an fırından yeni çıktı; devamı çok yakında, seri bölümler halinde gelecek! İlk bölümleri kaçırmamak ve bu karanlık yolculuğa en baştan tanık olmak için kütüphanenize eklemeyi unutmayın.

chap-preview
Free preview
Geri Dönüşü Olmayan Gece
AŞKA DAİR BÖLÜM 1 — GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN GECE Kapı zili çaldığında Melike, elindeki şarap kadehine bakıyordu. Erkan asla zil çalmazdı. Onun anahtarı vardı ve bu daireye her zaman bir fırtına gibi girerdi — kapıyı açar, mekanı sahiplenir, havayı değiştirirdi. Güvenlikten de bir uyarı gelmemişti. Kalbi, nedenini bilmediği o tuhaf huzursuzlukla küt küt atmaya başladı. Kadehini bıraktı. Sabahlığının kuşağını sıkıca çekti. Görüntülü diafona baktı. Ve dondu. Ekrandaki silüet, zihninin en derin çekmecesine kilitlediği, üzerine tozlu örtüler serdiği şeyin ta kendisiydi. Adım geri çekildi. Yutkundu. Bu olamaz. Ama kapıyı açtı. Karşısındaki adam, yedi yıl önceki o parlak gözlü, umut dolu genç değildi. Üzerinde eski, rengi solmuş bir deri ceket vardı. Saçları birbirine karışmış, sakalları düzensizce uzamıştı. Yüzündeki çizgiler, geçen yılların sadece yaşlandırmadığını — ruhunu da hırpaladığını — haykırıyordu. Ama o gözler... O hüzünlü, her zaman biraz suçluluk taşıyan bakışlar değişmemişti. "Melike..." dedi adam. Sesi çatlaktı, sanki kelimeler boğazına dizilen cam kırıklarının arasından zorla süzülüp geliyordu. Melike'nin nefesi kesildi. Kapının pervazına tutunmasaydı, dizlerinin bağı çözülecekti. "Baran?" Bu isim dudaklarından döküldüğünde, yedi yıllık öfke, özlem ve hayal kırıklığı aynı anda göğsüne çarptı. Tek dalgada. Birbirinden ayırt edilemez hâlde. "Senin... Senin burada ne işin var?" Baran, bakışlarını yere indirdi. Omuzları çökmüştü. "Gidecek başka yerim yoktu," dedi. Sadece bu. Fazlası yok, eksiği yok. Melike, koridoru kontrol etti. Erkan'ın adamları ya da rezidans güvenliği bu manzarayı görürse, ikisi de biter. Erkan'ın kıskançlığı bu şehirde bir efsaneydi. Mülküne izinsiz giren her şey, bedelini ağır öderdi. "İçeri gir," dedi hızla. Baran'ı kolundan tutup çekti içeri. Kapıyı kapattı, kilitledi. Sırtını kapıya yaslayıp derin bir nefes aldı. Baran, salonun ortasında eğreti bir yabancı gibi duruyordu. Modern avizeler, devasa camlar, şehrin tüm ışıklarının ayaklar altına serildiği manzara... Melike'nin ondan ne kadar uzağa gittiğinin, gözle görülür kanıtı. "Çok değişmişsin," dedi Baran. "Bu hayat... Sana iyi bakılıyor." Melike acı bir gülümseme bıraktı ortaya. "İyi bakılıyor mu?" Sesi tehlikeli biçimde alçalmıştı. "Yedi yıl sonra gece yarısı kapımda bitiyorsun ve ilk söylediğin bu mu? Neredeydin Baran? Hiçbir iz bırakmadan, tek kelime etmeden çekip gittiğinde ben ne haldeydim, biliyor musun?" Baran bir adım atmaya yeltendi. Melike elini kaldırdı. "Sakın. Yaklaşma." Sessizlik oldu. Sonra Baran koltuğun kenarına çöktü. Başını ellerinin arasına aldı. "Paraya ihtiyacım var," dedi. Sesi düzdü. Ne titredi ne kırıldı. Sadece yorgundu — kemiklerine kadar işlemiş, kaçacak yeri kalmamış bir yorgunluk. "Gidecek bir evim yok, yiyecek yemeğim yok. Kimseye gidemedim. Sadece sana..." Melike olduğu yerde dondu. Kalbindeki o eski sızı, saniyeler içinde buz tuttu. Geriye sadece bir gerçek kaldı, kristal netliğinde: Baran aşkı için gelmemişti. Özür dilemek için de değil. Köşeye sıkışmıştı ve Melike, onun gözünde hâlâ açık duran tek kapıydı. "Yani..." dedi Melike. Sesi titriyordu ama gözleri kuruydu. "Bunca yıldan sonra... sadece para için mi kapıma geldin?" Baran cevap vermedi. O sessizlikte Melike, yıllarca içinde taşıdığı o gizli umudu gördü. Baran'ın bir gün döneceğine, onu bu hayattan çekip çıkaracağına dair o inatçı, çocukça umudu. Ve sessizliğin içinde, bir bir izledi onun yanışını. Parçalanmak böyle bir şeydi demek. Sessiz, hızlı ve geri dönüşü olmayan. "Ne kadar?" dedi sonunda. Soğuk bir sesle. Tanımadığı bir sesle. Baran başını kaldırdı. Gözlerinde şaşkınlık vardı — belki de bu soğukluğu beklemiyordu. Belki hâlâ o eski Melike'yi bulmayı umuyordu kapının ardında. Ama o Melike, yedi yıl önce bu şehirde kaybolmuştu. Erkan'ın dünyasında hayatta kalabilmek için, insanın önce kendi içindeki yumuşaklığı gömmesi gerekiyordu. Melike çoktan gömmüştü. "Ne kadar istiyorsun, Baran?"

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

CEHENNEM ÇUKURU

read
8.8K
bc

A D A M

read
1K
bc

TUTKUYA TUTSAK (+18)

read
43.7K
bc

Patika

read
14.6K
bc

Sözleşmeli Erler

read
16.6K
bc

Genç Polisler

read
2.2K
bc

Kara Kutu

read
7.5K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook