Soğuk Gerçeklik ve Kaçış

680 Words
​Güneş ışığı artık odayı tamamen aydınlatmış, geceki günahların ve itirafların üzerine acımasız bir ışık tutmaya başlamıştı. Baran, Melike’nin boynuna küçük öpücükler kondurmaya devam ederken, Melike’nin gözleri komodinin üzerindeki saate takıldı. Akrep ve yelkovan, onun için birer cellat gibiydi. Erkan’ın sabah rutini, korumaların raporları, şoförün gelme saati... Hepsi zihninde birer birer yanmaya başladı. ​Melike, Baran’ın göğsünden sertçe doğruldu. Az önceki o yumuşak, teslim olmuş kadın gitmiş; yerine saniyeler içinde zihnini toparlayan, strateji kuran o uyanık Melike gelmişti. ​"Gitmelisin," dedi Melike, sesi buz gibi ve emrediciydi. ​Baran şaşkınlıkla doğruldu, çarşaf beline kadar düştü. "Ne? Melike, daha yeni kavuştuk..." ​"Anlamıyorsun Baran!" diyerek hızla yataktan fırladı Melike. Yerdeki ipek geceliğini üzerine geçirirken elleri titriyordu ama zihni pürüzsüzdü. "Burası senin sandığın gibi sadece bir ev değil. Burası bir gözetleme kulesi. Erkan'ın adamları, kapıdaki güvenlik, kameralar... Eğer biraz daha kalırsan, buradan ikimizin de cesedi çıkar." ​Baran kaşlarını çattı, yataktan kalkıp Melike’nin yanına geldi. "O adamdan bu kadar mı korkuyorsun? On yıl sonra seni bulmuşken tekrar arkama bakmadan gidemem." ​Melike, Baran’ın göğsüne ellerini koyup onu durdurdu. Bakışları hırslı ve bir o kadar da endişeliydi. "Korkmuyorum Baran, hayatta kalmaya çalışıyorum! Erkan göründüğü adam değil. O galeriler, eğlence merkezleri... Hepsi birer paravan. O adamın eli sadece silahlara değil, bu şehrin en karanlık damarlarına uzanıyor. Üstelik evli. Karısıyla kurduğu o sahte dünyayı bozacak en ufak bir kıvılcımı bile kanla söndürür." ​Baran bir şey söyleyecek oldu ama Melike parmağını onun dudaklarına bastırdı. "Şimdi değil. Eğer beni gerçekten istiyorsan, şimdi sağ salim bu binadan çıkmalısın. Seni birinin görmesi demek, ikimizin de sonu demek." ​Yerdeki dağınık kıyafetleri Baran’ın kucağına tutuşturdu. Baran, Melike’nin bu ani değişimine ve uyanıklığına hayran kalsa da içindeki o sahiplenici erkek öfkeyle doluydu. Yine de Melike’nin gözlerindeki o gerçek korkuyu gördü. ​"Nereye gideyim?" diye sordu Baran, gömleğini aceleyle üzerine geçirirken. ​Melike, aynanın önündeki mücevher kutusundan küçük bir not kağıdı çıkardı, üzerine hızla bir adres karaladı. "Buraya git. Eski bir depo, Erkan’ın orayla ilgisi yok. Akşam ben sana ulaşacağım. Ama şimdi, arka asansörü kullan. Güvenlik kameralarının kör noktasını biliyorum, seni oradan yönlendireceğim." ​Baran, kapıya yönelmeden önce Melike’yi kolundan tutup kendine çekti. Onu son bir kez, bu sefer korkuyla karışık bir tutkuyla öptü. "Bu gece yarım kaldı Melike. Ama bu iş burada bitmeyecek." ​Melike, Baran’ı kapıdan dışarı iterken son bir kez fısıldadı: "Sakın arkana bakma. Ve sakın telefonumu arama. Ben seni bulurum." ​Kapı kapandığında Melike sırtını ahşaba yasladı ve derin bir nefes aldı. Kalbi hala deli gibi çarpıyordu ama o an duygulara yer yoktu. Yerdeki kopan düğmeleri hızla topladı, çarşafları düzeltti ve odayı Erkan’ın hiçbir şey anlamayacağı o steril hale getirdi. Uyanık Melike, savaşa hazırlanıyordu. Maskelerin Altındaki Zehir ​Melike, Baran’ı arka asansöre bindirip kapı kapandığında, odanın ortasında kalbi yerinden çıkacakmış gibi durdu. On yıl... On yıl boyunca bu anın hayaliyle, o mahalledeki saf kızın Baran’a olan imkansız aşkıyla kavrulmuştu. Baran dönmüştü. Onun için, sadece onun için tehlikeyi göze alıp gelmişti... Melike öyle sanıyordu. Oysa Baran, asansörün aynasındaki aksine bakarken yüzündeki o aşık adam maskesini çoktan çıkarmıştı. Gömleğinin yakasını düzeltti, gözlerindeki o sahte yaşlar yerini soğuk bir hesapçılığa bıraktı. ​Baran aslında aşka değil, Melike’nin bu rezidansının sunduğu korunaklı limana ve peşindeki adamlardan kaçarken ihtiyaç duyduğu "görünmezliğe" gelmişti. O, mahallenin o yakışıklı ama fırıldak çocuğu, aradan geçen yıllarda sadece daha büyük dolaplar çeviren, insanların zaaflarını sömüren bir asalağa dönüşmüştü. ​Melike ise odayı toplarken, titreyen elleriyle çarşafları düzeltiyordu. "Beni hala seviyor," diye fısıldadı kendi kendine. Küçük yaşta kimsesiz kaldığında, Baran onun tek tutunacak dalıydı. Şimdi Erkan gibi karanlık bir devin kanatları altındaydı ama kalbi hala o eski mahalle sokağında, Baran’ın peşinden koşan o saf kızın ritmiyle çarpıyordu. Para hırsıyla zehirlenmiş, kafasında bin tane fırıldak dönen bu uyanık kadın, sadece Baran söz konusu olduğunda o uyanıklığını bir kenara fırlatıp atıyordu. ​Baran, rezidansın otoparkından dışarı süzülürken telefonunu çıkardı. Peşindeki adamlardan biri olan "Akrep"ten gelen mesajı okudu: "Neredesin lan? O parayı ödemeden nefes alamazsın." Baran sırıttı. Melike'nin bu lüks hayatı, Erkan’ın gücü ve Melike'nin ona olan körü körüne aşkı, Baran için hayatının en büyük "vurgunu" olabilirdi. Melike onu bir kurtarıcı sanırken, Baran aslında Melike’yi bir canlı kalkan olarak kullanmaya hazırlanıyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD