KOBRA

1077 Words
Mirza'nın minik ellerini avuçlarımın arasında sıkı sıkı tuttum. İlk durağımız Van'ın kahvaltı salonlarından biri oldu. Serpme kahvaltıyı görünce: ''Vııııy! Bunlarla bizim köy doyar.'' dedi. Yavaşça oturdu. Keyifli bir kahvaltının ardından Van Kalesi, Rus çarşısı, şehir merkezinin önemli noktalarını gezdik. Van Kedisi'nin yetiştirildiği merkeze gidip bol bol kedileri sevdik. Gezimiz bittiğinde tekrardan bıraktım Mirza'yı köyüne. Tam ayrılacağımız esnada arkamdan seslendi: ''Ali Amca bir daha ki izin gününde yine gel, bu sefer ben seni gezdireceğim.'' ''Tamam Mirza. Görüşürüz.'' diyerek ayrıldım yanından. Baharın çiçeklerinin dağlara serpildiği anda, güneş ayrı bir doğuyordu bu topraklara. Van Gölü'nün ışıltısı yüzümüze yansırken yaptığımız arazi taramasından karakola dönüyorduk. Gelincik çiçekleri mercimek tarlasından rengarenk boy göstermiş, boylarını indirip kaldırarak hepimizi selamlıyordu. ''Yasin, var mı şu Kobra'yla ilgili bir gelişme?'' ''Yok Ali yok, Van kazan bütün askeriye kepçe, bulamadık şerefsizi.'' ''Hangi deliğe tünediyse?'' Ekibi karakola bıraktıktan sonra yine tebdili kıyafetle Mirza'nın yanına koştum. Sabahın altısıydı, nöbetim bitmiş dinlenme vaktimdi aslında. Bugün en güzel dinlenme Mirza'yla geçireceğim değerli vakitlerdi. Köye girdiğimde karşıladı yine gülen yüzüyle. Arkadaşlarını da toplamış koca koca mandaların arasında küçücük bedenleri ve ellerindeki uzun sopalarla dağa doğru tırmanıyorlardı. Van Gölü'ne akan akarsuların birinin yanına geldik. Düz, yeşil ovada menderesler çizen bu su mandalarla çocukların eğlence aracı haline gelmişti. Kıyafetlerini çıkaran çocuklar yalnız donla kalarak koca mandalarla suyun içine atlıyorlardı. Van Gölü'nün yakınına doğru yüzüyor sonra da kayalara çıkıp bir güzel güneşleniyorlardı. Yanımızda bir de kazlar vardı. Kazların kanadından tutan çocuklar dağı tepeyi aştırarak suya ulaştırıyordu hayvanları. Mandalar, kazlar, çocuklar ve denizi andıran devasa Van Gölü... Hayatımın en güzel dakikalarını yaşamaktaydım. ''Ali Amca sen de gelsene.'' nedense utandım onların ışıldayan gözlerinin arasında. ''Sadece ayaklarımı soksam suya yetmez mi?'' ''Olmaz Ali Amca. Bak ne yapacaksın biliyor musun? Suya dalacaksın ah böyle.'' deyip atladı gölün kenarına. Bir iki kulaç attıktan sonra çıkıverdi kayanın üzerine. ''Sonra böyle güneşe yatacaksın. Hıh bunu on beş gün kadar yap olacak saçların sarı.'' kendimi tutamadan patlattım kahkahayı. Şimdi anladım kara kafaların nasıl sarıya dönüştüğünü. Van Gölü'nün içindeki soda miktarı saçları güneşin de etkisiyle sarıya dönüştürüyor, tenlerini ise güneş yanıklarıyla dolduruyordu. Dayanamayıp ben de atladım suya. Birkaç kulaç da ben atınca Mirza seslendi ardımdan: ''Derine gitme ha! Canavar var diyorlar.'' suyun içerisinde çocuklar gibi oynadım onlarla. Van Gölü Canavarı efsanesi iyi korkutmuş bizim çocukları. Derinlere gitmemeleri için ortaya atılan tatlı bir yalandı belki de. ''Nasıl bir şeymiş bu canavar, gördün mü hiç?'' ''Yok görmedim; ama ağzı aha böyle kocamanmış.'' ''Bak sen Allah Allah!'' gülücüklerimiz dağı bayırı inletiyordu. Sonra sofra kurdular kendilerine. Mirza kendi yemeğinden iki porsiyon getirmişti. Bugünkü menü ise ekmeğin içerisinde otlu peynir, domates ve yeşil soğandı. Bir güzel yedik ekmeği soğanla. Derken yerde bir yılan belirdi. Tam beni sokacakken Mirza fark etmiş, bir taş yardımıyla ezdi yılanın başını. Çocuklar gülüşerek: ''Mirza amcan mı geldi?'' ''Amcanı öldürdün lan!'' Konuşmalarını yarım yamalak anlasam da tam çözememiştim olayı. '' Mirza ne diyor arkadaşların, anlamadım mevzuyu?'' ''Bir şey yok Ali Amca. Amcamın lakabı bir yılan ismimi neymiş. Ben yılanı öldürünce ondan dalga geçiyorlar.'' Mirza'nın sözleriyle gözlerim fal taşı gibi açıldı. Kalp atışlarım hızlandı ve o gecenin asıl günahkarlarından birine yaklaştığımı hissettim. ''Mirza amcana Kobra mı diyorlar?'' şaşkınca baktı yüzüme. Başıyla onaylar bir şekilde cevap verdi: ''Evet de, siz nereden biliyorsunuz?'' ''Duymuştum sadece, neyse bildiğim aramızda kalsın olur mu?'' ''Tamam.'' dedi ve arkadaşlarıyla oyununa devam etti. Ertesi gün direkt yeni gelen yüzbaşının yanında soluğu aldım. Kobra lakaplı haini bulabileceğimizi ve bütün bildiklerimi sırasıyla anlattım. O da bana bir çocuğun ifadeleri yeteri kadar delil sayılmayacağını, istihbarattan bilgilerin gelmesi gerektiğini uzun uzun anlattı. Sinirimden ne karakola ne de lojmana sığıyordum. Derdimi dağlara haykırdım, kuşlara anlattım. Bu cani adamın Mirza'nın varisi olduğunu düşündükçe de kafayı yiyecek hale geliyordum. İşler daha ne kadar kötü vaziyet alır diye düşündükçe, bir çıkış yolu arıyor, bulamayınca daha derine batıyordum. Birkaç hafta sonra yüzbaşı çağırdı beni yanına ve elime bir zarf uzattı. ''Hayırlı olsun Teğmen Ali. Yeni görev yerin Ordu- Ünye. Artık aileni de yanına alırsın.'' koskoca üç sene nasıl geçti farkında bile değildim. Oysaki niyetim iki doğu görevini birleştirmekti. ''Ama yüzbaşım tayin falan istemedim ki, nereden çıktı bu anlamadım.'' sırtıma bir iki vurarak: ''Anlayacak bir şey yok Ali, onaylandı, bitti. Şimdi vedalaş taburunla.'' Karakoldaki bütün arkadaşlarla vedalaştım. Lojmandan da hemen ilişiğimi kesmişlerdi. Peki Mirza'yı nasıl bırakacaktım o adama, ayrılacağımızı nasıl anlatacaktım? Normal şartlarda bu tayine çok sevinirdim; ama yurdundan ayrılan gurbetçiler gibi garip bir üzüntü vardı içimde. Mirza ilk tanıdığımda altı yaşındaydı, üç senedir neredeyse her hafta görüşüyorduk. Onu, amcasından ve dağlardan korumak için benimle gelmeye ikna etmeliydim. Hemen Mirza'nın köyüne gittim ve arkadaşları aracılığıyla Mirza'yı çağırdım gizli bir yere. ''Efendim Ali Amca?'' ''Mirza, yarın Van'dan ayrılıyorum. Bir daha döner miyim bellisiz. Tayinim Ordu'ya çıktı.'' Sessizce beni dinleyen çocuğa bir üzüntü kapladı derinden. Dudaklarını açtı, kapattı. Söylemek istediklerini dile getiremedi. Boğazı yutkundu, gözleri doldu. ''Ben ne olacağım peki Ali Amca, sen de mi bırakacaksın beni?'' ''Hayır hayır! Seni de götürmek istiyorum; yalnız velayetin amcanda. Benim de çok vaktim yok. Yarın gelmek ister misin benimle?'' ışıldayan gözlerle baktı bana ve devam etti. ''Tamam amca, geleceğim seninle.'' Mirza'ya kafamda tasarladığım planı anlattım ve o gece uygulayacağımız planı düşüne düşüne sabahladım. Sabahın beşinde pikap tarzı arabaya bütün eşyalarımı doldurdum. Mirza'yı da köyün ıssız bir yerinde kimseye duyurmadan aldım. Yapacağım planı gerçekleştirmek için askeri konvoyun benimle gelmesini istememiştim. Bitlis'e ulaşmaya yakın dağlık alanda yüzleri kapalı bir grup durdurdu aracımızı. Silahlarını aracımıza uzatmıyor, sadece göstermek amacıyla kullanıyorlardı; ama istemedikleri bir hareketimizde o silahların bize dönmesi an meselesiydi. İçlerinden en heybetlisi bize doğru seslendi. '' Mirza, gel yanıma.'' Mirza'nın yanımdan ayrılacağı esnada elini tuttum. ''Mirza, hiçbir yere gidemez Kobra. O, benimle gelecek.'' ''Sen de kimsin, ne hakla götürürsün Mirza'yı? Ayrıca bana Kobra diye hitap etme cüretini nereden buluyorsun?'' ''Yalan mı, Kobra değil misin?'' ''Uzatma teğmen, ver bana ait olanı.'' amcası konuştukça Mirza arkama sokuluyor, gitmemek için mücadele veriyordu. ''O sana ait değil Kobra.'' Kobra'nın yanında silahı kendinden büyük tahminim on üç- on dört yaşlarında bir çocuk seslendi: ''Gel abim yanımıza.'' Mirza gitmek istemedi, silahların bana doğru uzatıldığı esnada: ''En azından vedalaşayım.'' dedi ve elleriyle boynuma sarılıp yanımdan uzaklaştı. ''Gitme Mirza, gitme!'' ne kadar seslensem de boştu artık. Saçı, teni, kaderi kara çocuk. Kara kara gözlerle bakarak yanımdan karanlık yarınlara uzaklaştı. Ardından seslendim dağlara, taşlara, Mirza'ya: ''Mirza yoldaşın mandalarla kazlar olacak sadece. Söz ver bana Mirza. Tek silahın kalem olacak.Mirza! Gitme Mirza!'' götüren ellere inat, yüreği benimle çocuk... Zihnime o bakışın öyle bir kazındı ki; kurşunla vursalar bu kadar izi kalmaz idi. Mirza'yla o günden sonra yalnızca birkaç sefer telefonla görüşebildim. Gönderdiğim kargolar ise hep geri döndü. Hayatımın zor noktasında en değerlimin kaderinde kara bir çizgi olacağını ise henüz bilmemekteydim. *****
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD