Öğleden sonra evde bir hareketlilik başladı.
Kayınvalidem odama gelip sert bir sesle konuştu.
“Hazırlan. Annen geliyor.”
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Annem…
Aylardır görmediğim annem.
Aynaya baktım.
Yüzüm solgundu ama yine de eşarbımı düzelttim.
Merdivenlerden inerken kalbim hızla atıyordu.
Kapının önünde bir araba durmuştu.
Arabadan önce annem indi.
Onu görünce içimde bir şey parçalandı.
“Anne…” diye fısıldadım.
Ama o an gözlerim arabaya kaydı.
Direksiyon başında oturan kişi başını kaldırdı.
Baran.
Nefesim kesildi.
Dünya bir an durdu sanki.
Onun gözleri benim gözlerime değdi.
Aylar…
acılar…
özlem…
Hepsi o tek bakışta vardı.
Baran bana bakıyordu.
Ama o bakış… eskisi gibi değildi.
Gözleri doluydu.
Hızla başını çevirdi.
Sanki bana bakmaya bile hakkı yokmuş gibi…
Sonra başını öne eğdi.
Arabanın direksiyonuna tutunan elleri titriyordu.
Ve gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
İçim parçalandı.
Baran…
Ona doğru bir adım atmak istedim.
Ama annemin eli kolumu tuttu.
“Dur,” dedi kısık bir sesle.
Annem de görmüştü.
Her şeyi biliyordu.
Ama hiçbir şey söylemiyordu.
Kapının önünde Karan belirdi.
Bu sefer yüzünde garip bir sakinlik vardı.
Annemin yanında farklı davranıyordu.
“Hoş geldiniz,” dedi anneme.
Sesi normaldi… hatta nazikti.
Sanki o adam o değildi.
Annem başını salladı.
Ben ise hâlâ arabaya bakıyordum.
Baran hâlâ başını eğmişti.
Sanki beni görmemek için kendini zorluyordu.
“Anne…” dedim kısık bir sesle.
“Ben onunla konuşmak istiyorum.”
Annem bir anda kolumu sıktı.
“Hayır,” dedi sertçe.
“Saçmalama.”
Gözlerim doldu.
“Anne lütfen…” dedim.
“Bir dakika… sadece bir dakika.”
Annem gözlerini kapattı.
Sanki o da ağlamamak için kendini tutuyordu.
Beni kenara çekti.
“Dinle beni,” dedi fısıltıyla.
“Böyle şeyler söyleme.”
“Anne…” dedim titreyerek.
“Beni ateşten çıkarıp cehenneme attınız.”
Sözler ağzımdan çıkarken içim yanıyordu.
“Baran’ı sevdiğimi biliyorsun.”
Annemin yüzü bir anda sertleşti.
“Yeter!” diye fısıldadı.
Gözleri dolmuştu ama sesi sertti.
“Baran’ı unut!”
Kalbim sıkıştı.
“Anne…”
“Unut dedim sana!” dedi bu sefer daha sert.
“Onun sana yararı yok!”
Sözleri içime saplandı.
Başımı çevirdim.
Baran hâlâ arabada oturuyordu.
Başını öne eğmişti.
Omuzları ağır görünüyordu.
Sanki dünya onun üstüne çökmüştü.
İçimden bir çığlık yükseldi.
Gitme…
Beni böyle bırakma…
Ama sesim çıkmadı.
Baran yavaşça başını kaldırdı.
Gözlerimiz bir kez daha buluştu.
O an her şeyi söyledik aslında.
Konuşmadan.
Bağırmadan.
Sadece bakarak.
Sonra Baran gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
Ve başını tekrar öne eğdi.
Çünkü ikimiz de biliyorduk.
Bu sevdanın bedeli…
ölümdü, ama ikimizde ölmekten korkmuyorduk...