3-ALIŞVERİŞ

2133 Words
Uyandığımda saatin kaç olduğunu tahmin etmek için kafamı pencereye çevirdim ve havanın yavaş yavaş aydılandığını gördüm.Saate bakmak varken sabah böyle küçük etkinlikler çok iyi geliyordu.Benim için sabah eğlencesiydi. Üstümdeki battaniyeyi bir kenara atıp yatakta doğruldum.Her zamanki gibi yerde duran telefonumu almak için yatağın ucuna geldim.Telefonumu yerden alıp saate baktım.Saat 6'ydı. Herhalde dün çok yorulmuştum ki 4'te yatmama rağmen sabah kalkabilmiştim anca.Uyumak bir sanat olsaydı, üstün bir sanatçı olacağımdan emindim. Yataktan çıkıp dolabımın içinde duran düzleştiricimi aldım ve dengesiz adımlarla tuvalete gittim. Günlük işlerimi halledip düzleştiriciyi fişe taktım.Isınırken saçımı taradım. Isındığını belli eden bir ses çıkardığında elimden gelen en hızlı şekilde saçlarımı düzleştirdim.İşim bittiğinde aynada son kez kendime bakıp düzleştiriciyi fişten çektim.Normalde böyle uğraşmazdım fakat bu saçlarla okula gitmenin ayıp olacağını biliyordum.Önce kendime,daha sonra bunu görecek insanların gözlerine ayıptı. Giysi dolabıma gidip kapağını açtım ve ne giysem diye düşündüm.Hava biraz kapalıydı.Yağmur yağacak gibi duruyordu.Dünkü güneşli havadan sonra biraz içimi karartmıştı bu hava.Altıma siyah bir eşofman üstüme de koyu mavi bir sweatshirt giydim. Eşofman moda dünyasındaki en iyi icat olabilirdi. Eşofmanla okula gidilir mi demeyin çünkü ben giderim.Bazı kişiler için rahatlık bir tarzdır,benim içinse bir yaşam stilidir. Üzerimi giyinip yataktan telefonumu aldım.Etrafıma baktığımda çantamı göremedim.Herhalde dün attığım yerde duruyordur diye düşündüm.Övünmek gibi olmasın ama çok düzenli birisiyimdir.Yani bu konuda üstüme birini tanımazdım!Unutmadan hemen çekmecemin içinde duran kredi kartımı aldım.Sonuçta bugün alışverişe gidecektim. Odamdan çıkıp merdivenlere doğru giderken aklıma annem geldi.Şu sıralar aynı evde birlikte yaşadığımızı unutacak duruma gelmiştim.Bu durum özlememe sebep oluyordu. Merdivenlerden inmeden önce annemin odasına gitmeye karar verdim.Uyuduğunu tahmin ederek sessizce kapıyı açtım.Evet,tahmin ettiğim gibi mışıl mışıl uyuyordu. Parmak ucumda ses çıkarmamaya dikkat ederek annemin yanına gittim.Eğilip hissedilmeyecek kadar hafifce yanağından öptüm.Güzel yüzüne bakıp geldiğim gibi sessiz adımlarla kapıdan çıktım ve kapıyı kapadım.Parmak ucunda yürümekten acımış olan ayağımla merdivenlerden indim. Mutfağa gidip her zamanki mısır gevreği-süt ikilisini yemeğe karar verdim.Kase çıkarıp süt ve mısır gevreğini boşalttım.Kahvaltımı yaparken i********:'da dolaşmayı ihmal etmedim tabi ki.Arkadaşlarımın hikayeleri eşliğinde kahvaltımı bitirdim.Kaseyi bulaşık makinesine koyup giriş kapısına gittim.Askılıktan siyah ince montumu alıp giydim.Dün attığım yerde duran çantamı da omzuma attım ve hazırdım. Anahtarımın cebimde olup olmadığını kontrol ettikten sonra evden çıktım ve yola koyuldum.Bugün hava güneşli değildi ama yürümek istiyordum.Soğuk havalar benim için her zaman enerji verici olmuştu. Bedenim ve ruhum için güzel bir aktiviteydi. Dün Mete'nin karşıma çıktığı yeri görünce afalladım.Olaylar beynime yavaş yavaş yüklenirken bir karar verdim.Bundan sonra onu takmayacaktım. Takmamaktan kastım uğraşmamaktı. Çünkü dün onun ne kadar hasta ruhlu biri olduğunu bir kez daha anlamıştım. Ama bu demek olmuyor ki benimle uğraşmasına izin vereceğim. Sadece takmayacaktım onu.İstediği şey ona tepki vermemdi. Amacına ulaşmasına izin vermeyecektim. Canım sıkıldığı için etrafımdaki insanlara bakmaya başladım.Herkesin kendi dertleri vardı.Bazıların gerçekten içinden çıkmayacakları sorunları varken bazılarının ise elindeki şekerin düşmesi gibi sorun sandıkları üzüntüleri vardı.Benim babam öldüğünde insanların ne kadar saçma sapan şeylere üzüldüğünü anlamıştım.Üzüntü ölümün içinde olurdu.Diğerleri sadece insanların şımarıklıklarıydı. Babam öldükten sonra "Öldürmeyen şey güçlendirir." cümlesini her sıkıntımda aklıma getirip kendimi güçlendirdim. Üzüntülerimden, acılarımdan beslendim ben.Bu beni hayata bağlamayı başarmıştı.Herkesin hayatı,dertleri belirlerdi. Hayatımın bu konuda bana anlayışlı olduğunu söyleyemezdim. Düşüncelerimden sıyrılıp nereye kadar yürüdüğüme baktım.Neredeyse okula varmama 10 dakika kalmıştı.Herhalde aklımı meşgul etmek daha hızlı yürümemi sağlıyordu. Okulun kapısına geldiğimde daha dersin başlamasına 15 dakika olduğunu gördüm.Tabiki bu benim için bir şey ifade etmiyordu.Yine gidip sırama yayılacaktım.Kapıdaki bekçi amcaya günaydın diyip bahçeyi yürümeye koyuldum.Her zamanki gibi insanlar banklarda,çardaklarda oturuyordu. Gözlerimle daha detaylı bir inceleme yaptığımda Mete ve çetesinin burada olmadığına karar verdim.Umrumda da değildi kesinlikle.Sonuçta takmayacaktım. Okulun içine girdiğimde merdivenlere yönelip basamakları tek tek çıktım.Sabah sabah bu kadar yürümek beni yormuştu.Aslında bu kadar yorulmazdım.Sportif bir vücudum vardı ama herhalde hamlamıştım. Sınıfa girip kimlerin olduğuna baktım.Duvar kısmında adını bilmediğim bir kız ve erkek vardı.Bir ara adlarını öğrenmeliyim diye beynimin bir köşesine not ettim. Gözlerimi orta sıraya kaydırdığımda Ceyda ve kuyruklarının bana öldürecekmiş gibi baktıklarını gördüm.Eee,haklıydı. Beni de biri öyle rezil etse ben de böyle bakardım.Ben de ona "hayırdır kardeş"bakışı gönderdim.Cam kenarı olan harika sırama yöneldim. Çantamı yere atıp montumu askılığa asmaya üşendiğim için sıramın altındaki yere tıktım.Ellerimi çenemin altına koyup dışarıyı izlemeye başladım.Sınıfımız tam olarak bahçeyi görüyordu.Ne şanslı kızdım!Sanırım okuldaki tek şansımı buraya kullanmıştım. Daha bir dakika bile geçmeden Özge sınıfa giriş yaptı.Yanıma gelip "Günaydın!" diye bağırdı. "Günaydın."dedim sakince.Çantasını sıranın yanına asıp montunu çıkardı.Bağırması insanları rahatsız etmiş olmalıydı ki kaşları çatık buraya bakıyorlardı. "Ee nasılsın bugün?"diye sordu cıvıldayarak. "İyiyim.Sen?"diye cevapladım. "Bomba gibiyim.Bugün alışverişi unutmadın değil mi?"diye sordu tek kaşını kaldırarak. "Sen dediysen nasıl unuturum? "dedim ve ona gülücük gönderdim. Montunu askılığa astıktan sonra gelip yanıma oturdu. "Ee dans hazırlıklarına başladın mı?"diyerek bana bir hatırlatmada bulundu. "Aaa!Ben onu tamamen unutmuşum." dedim. Gerçekten unutmuştum.Dansı düşünecek zamanım bile olmamıştı. "Nasıl unutursun?Teneffüste gidip adını yazdıracağız."dedi despot biçimde. "Nasıl isterseniz efendim."diyip güldüm.Bana yaklaşıp fısıldayarak "O değil de Ceyda'nın sana nasıl baktığını gördün mü?Seni öldürmezse iyidir."dedi. "Aman,bana bulaşmadıkça bulaşmam.Şu an en küçük sorunum o sanırım."dedim dürüstçe. "Ne sorunu anlamadım."dedi kafası karışık bir şekilde.Sanırım ona anlatma zamanım gelmişti.Anlatmazsam içim rahat etmezdi. "Bak şimdi."diyip olayları anlatmaya başladım. "Oha!"dedi Özge ses tonunu biraz aşırı kaçırarak.Sınıftakiler anlık olarak bize bakıp eski hallerine geri döndüler.Sabırlarını sınıyorduk. "Evet,böyle oldu işte.Ben artık takmıyorum.Canı cehenneme."dedim kaşlarımı çatarak.Mete yüzünden yaşlanınca alnım kırışacaktı. "Ay inanamıyorum.Psikopat olduğunu biliyorum ama bu kadar da beklemezdim.Sen bulaşmasan da o kafasına taktığı kişiyi kolay kolay bırakmaz.Senin tek yapman gereken şey gözüne gözükmemek."diye bir öneride bulundu. "Biliyorum ama ben öyle biri değilim.Hayatımı ve hareketlerimi bir kişiye göre değiştirmem.Hiç böyle biriyle karşılaşmamıştım.Yani bazen ben bile ne yapacağımı kestiremiyorum."dedim oflayarak.Beni sıkıntıya sokanlar utansındı! "Evet.Biricik kankişkoma zarar gelmesini istemem."dedi ve başını omzuma koydu.Ne tatlı kızdı ya! Biz konuşurken öğrenciler yavaş yavaş gelmeye başlamıştı.Hoca da birazdan gelirdi.Ama hangi hoca diye düşünüp Özge'ye sordum. "İlk ders ne acaba?"dedim. "İngilizce."dedi hayattan bıkmış bir ifadeyle.Ben de oflayıp başımı sıraya koydum.Sanırım biraz hızlı koyduğum için acımıştı.Gözlerimi kapayayım demiştim ki hoca daha 10 saniye geçmeden gelmişti.Kafamı kaldırıp hocaya baktım.Klasik bir ingilizce hocasıydı. "Good morning."dedi masasına yürürken.Aynı şekilde ben ve tüm sınıf karşılık verdik.Hoca yoklamayı alırken Mete'nin sınıfta olmadığını anladım.Bu sefer sadece Mete değil, arkadaşları da yoktu. "How was your holiday?"diyerek dersi başlattı hoca. Derslerle dolu güzel bir gündü.Hiçbir şey olmamıştı.Mete ve arkadaşları okula gelmemişti.Bu nedenle bugün güzel bir gün tadında olmuştu.Ayrıca adımı dans yarışmasına yazdırmıştım.Bu da demek oluyordu ki artık kareografi hazırlamaya başlamalıydım.Bunu aklımın bir köşesine not ettim. "Hadi,çabuk hazırlan!"diye bağırdı sınıf kapısının yanında bekleyen Özge. "Tamam,geliyorum."diye bağırarak karşılık verdim.Çantamın önüne kalemimi koyup fermuarı çektim. Çantamı omzuma atıp Özge'ye doğru koşar adımlarla yürürken ayağım birbirine takıldı.Neyse ki düşmemiştim.Yan taraftan cırtlak bir sesle cadı gülüşü duymuştum.Ceyda bu fırsatı kaçırmayıp alaylı bir şekilde gülmüştü.Açıkcası bu akılsız tavırlarına alışmaya başlamıştım fakat içimdeki nefret asla alışmıyor,aksine büyüyordu.Ona atabileceğim en ters bakışı attım. "Kerem amca bizi bekliyor."dedi Özge'nin yanına gelince. "Kerem amca kim?"diye aklımdaki soru işaretine cevap aradım. "Şoförüm.Elli beş yaşında tontiş biri."diye cevapladı. "Kerem amcanın kendisine tontiş denmesinden hoşlanacağını sanmıyorım."diyip güldüm.Yaşlı olsam ve biri bana "tontiş" dese 'mal mısın' bakışımı atardım. Merdivenleri hızlı hızlı inip bahçeye geldik.Şu bitmeyen merdiven ve patikadan çekeceğim vardı.Arabaya doğru giderken Özge'ye doğru döndüm. "Bu arada avm uzak mı?"diye sordum.Uzun yollar midemi bulandırırdı. "Akasya'ya gidiyoruz.Yaklaşık 15 dakika sürer."diyince rahatladım.Midemin çalkalanmasını istemiyordum. "Bak orada."diyip beni çekiştirdi. Siyah büyük bir arabanın önüne gelmiştik.Arabanın kapısının hemen yanında gri bir takım elbise giymiş hafif yaşlı bir amca vardı.Muhtemelen bu amca,Kerem amcaydı. "Akasya'ya götürebilir misin bizi Kerem amca?"dedi Özge tatlı bir ses tonuyla. "Tabi yavrum.Binin siz hadi."dedi Kerem amca yaşlanmanın verdiği yorgun bir sesle. Kapıyı açıp içeri geçtik.Çantamı çıkarıp ayağımın ucuna koydum.Özge de aynısını yapıp yanıma oturdu. "Ee nasıl bir şey alacaksın?"diye sordu. "Bilmem.Fazla dikkat çekmek istemiyorum."dedim dürüstçe.En iyisi olmalıyım kompleksi yoktu bende. Bu kompleks sadece derslerimde geçerliydi. "Kızım sende bu güzellik varken bu mümkün değil."diyerek kıkırdadı Özge.Yani,güzelsem de güzelliğimi kullanmaktan nefret ederdim.Güzel olana bakarlar,akıllı insanı görürlerdi.O yüzden insanların karakterim nedeniyle benimle konuşmasını isterdim. "Pek sanmıyorum.Sen ne alacaksın?" diye sordum. "Benim aklımda bir şey yok.Rastgele takılacağım." dedi elini havada sallayarak.Tam benim kafaydı. Salla gitsin. "En iyisi."dedim ve başımı cama yasladım. Yanımızdan geçen arabaları izlerken aklıma bir şey geldi. "Bu hasta ruhlu şahısla sevgilin geliyor mu?"diye sordum.Özge,önce kaşlarını çattı. "Birincisi Emir benim sevgilim değil.Keşke olsa ama neyse...İkincisi tabiki geliyorlar.O akşam yataklarına atmalık kız bulmak için bu fırsatı kaçırmazlar."dedi sonlara doğru hüzünlenerek.O an içimden kusma isteği geldi.Hay başlayayım bunların yataklarına! "Şuraya kusacağım şimdi.Bu arada dikkatimden de kaçmadı ben sana sevgilin demiştim.Hemen de aklına Emir geldi."diyip göz kırptım.Veya göz kırptığımı sandım çünkü ben göz kırpmayı beceremezdim. Hafif yanakları kızarmış bir şekilde "Yok ya ne alakası var.Sen de ya...Allah allah! "diyip iyice dibe batmayı başardı.Bu kızı utandırmak çok zevkliydi.Şaka bir yana sevdiği kişiye kavuşmasını umut ediyordum.Aşk nedir bilmezdim fakat birini çok sevmek nedir bilirdim. "Özge bu pazar bizim eve gelsene. Birlikte hazırlanırız.Ben pek böyle şeylerde tek başıma hazırlanabilme yeteneğine sahip biri değilim, sıkılıyorum."diye yakındım.Şu hayatta nefret ettiğim bir diğer şey ise tek başıma hazırlanmaktı.Birinin beni hazırlaması gerekiyordu.Ben üşengeç bir insandım. Bana sinsice bakıp "Tamam ama baştan anlaşalım, ne istersem yapacağım.İtiraz etmek yok!" dedi. "Abartmadığın sürece sorun yok."diye karşılık verdim.İçimden ise süs bebeğine çevirmemesini umut ettim. "Tamam."diyip sinsice gülmeye devam etti.Ben bu gülüşün ardından neler olacağını bilirdim. Bir iki dakika sonra alışveriş merkezine ulaşmıştık.Kerem amcaya teşekkür edip Özge'nin koluna girdim.Birlikte giriş kapısına doğru yürümeye başladık. "Sence burada bulabilecek miyiz?"diye sordum. "Buluruz buluruz.Kıyafetleri aldıktan sonra yemek yiyelim mi?Ben acıkırım muhtemelen."diyerek karnını tuttu. "Yeriz."diyip onayladım.Yemek canıma minnetti zaten.Yeter ki yemek olsundu. Giriş kapısına gelip güvenlikten geçtik.Asansöre binip 1.kat düğmesine bastık.Asansörde bütün parfümü üstüne boşaltmış bir erkek bulunuyordu.Bu yapay kokulardan nefret ediyordum.Genel olarak parfümden nefret ederdim ve bu durum nefes almamı zorlaştırıyordu.Özge'nin kulağına yaklaşıp"İmdat!Boğuluyorum."dedim kısıkça. "Ben de"diyerek kaşlarını çattı. 1.kata geldiğimizde inip gözümüze kestirdiğimiz ilk mağazaya girdik.Özge girdiği anda elbiselere yöneldi ve bir dedektif edasıyla araştırmaya başladı. Gören de cinayet mahallinde kanıt arayıyor sanardı. "Hey!Bakmaya başlasan diyorum." diye seslendi bana.Put gibi mağazanın girişinde bekliyordum. "Tamam."dedim ve onun tam tersi tarafına gidip göremeyeceği bir koltuğa oturdum.Alışverişi seviyordum ama aynı zamanda yorulmuştum da.Bu da demek oluyor ki önceliğim dinlenmekti.Şu oturma yerleri olan mağazaların gözünü seveydim. Ben dinlenirken Özge'nin yanıma doğru geldiğini gördüm.Hemen ayağa kalkıp koltuğun yanındaki elbiselere bakmaya başladım. "Tüh ya.Burda da yok bir şey."dedim yakınmaya çalışarak.Oyunculuğum kötü olmalı ki Özge alayla bakıyordu. "Hadi ama.Sence farketmedim mi?"diye kıkırdadı. "Tamam tamam ya.Ne yapayım yorulmuşum.Ayrıca gözlerimle taradım ve kendime uygun bir şey bulamadım."dedim etrafıma bakarak.Gerçekten de bulamamıştım. "Neyse ki benim gibi arkadaşın var.Senin tarzına uygun mu bilemedim ama bunları deniyoruz."dedi. Bana uzattığı elbiseye bakınca bunu asla denemeyeceğimi anladım.Pembe ve benim için oldukça kısa bir elbiseydi. "Özge!Bu elbisenin devamını getirmeyi unuttun herhalde.Ben bunu denemem.Hem bu pembe.Ben pembe asla giymem."dedim iğrenerek bakarak. Özgüven eksikliğinden midir nedir kısa elbiseler giyemiyordum.Benim gibi dikkatsiz biri için ise biraz tehlikeliydi. "Sen bilirsin.Pembeye kurban ol sen.Ben denerim."dedi ve elbiseyi elimden alıp kabine doğru gitti.Onun çıkmasını beklerken küçük bir dolabın üstüne oturdum.Dinlenmek önemlidir! Özge bir anda üstünde kırmızı bir elbiseyle çıktı.Göğüs dekolteli olan elbise kalın askılıydı ve gerçekten onda çok iyi durmuştu.Yani,gerçekten baya iyiydi. "Aman Allah'ım!Kabinden bir alev fırladı."dedim göz kırparak.Fiziği oldukça yerindeydi ve bu elbiseyle daha da yerine oturmuştu. Özge aynada kendine bakıp "Gerçekten mi?"diyip güldü. "Bak,her şeyin üstüne yemin edebilirim."dedim hayranca bakışlar atarak. "Hmm.Bunu alabilirim ama hemen karar vermek istemiyorum." dedi kendini bir kez daha süzerek. "Ben seni azıcık tanıdıysam dönüp bu elbiseyi alacaksın."diyip noktayı koydum.Bundan daha iyi bir elbise dünyada bulamazdı. "Daha bakacak çok fazla mağaza var."dedi ve kabine geri döndü.Üstüne kıyafetlerini giymiş bir biçimde çıktı.Elindeki elbiseye seni seviyorum bakışı atıp elbiseyi kabinde bıraktı.Ben biliyordum ki şu andan itibaren geziceğimiz her yer zaman kaybı olacaktı. "Hadi şu mağazaya girelim."dedi ve beni kolumdan çekiştirerek başka mağazaya soktu. Yaklaşık 2 saattir mağazaları en ince ayrıntısına kadar incelemişti Özge ve sonunda ilk baştaki kırmızı elbiseyi almaya karar vermişti.Ben biliyordum böyle olacağını.İki saatimiz çöp olmuştu. Bu zaman içerisinde sadece bir mavi elbise denemiştim,onu da beğenmemiştim.Özge elbisesini almaya gitmişti ve ben de amaçsızca dolaşıyordum.Acilen bir elbise bulmam gerektiğini farkına vardım.Daha fazla zaman kaybetmek istemiyordum.Bu yüzden en iyi taktiğimi uygulayıp rastgele bir mağazaya girdim.Bir saat önce bu mağazaya girmiştik ama ben her zamanki gibi bakmamıştım.Niye mi?Çünkü üşengeç bir ayıydım. Mağaza oldukça güzel duruyordu aslında.Sol tarafı daha açık ton elbiselerle doluyken sağ tarafında koyu renkler vardı.Renklere göre dizayn edilmişti. İçten içe mağazanın tasarımcısını tebrik ettim. Yavaş yavaş gezerken gözüme kısa bir elbise takıldı.Alt tarafa doğru koyu kırmızıdan ten regine geçişi vardı.Zarif bir elbiseydi.İlk görüşte aşk bu olsa gerekti.Elbisenin yanına gidip bedenine baktım ve kaptığım kabine gittim.Üstümü çıkartıp dikkatle giyindim.Kabindeki aynadan kendime baktım ve şaşırdım.Ben bu kadar yakışacağını düşünememiştim.Yani olmuştu baya bence. "Maşallah bana."dedim kendi kendime.Daha fazla düşünmeye gerek görmeden üstümü çıkarıp elbiseyi aldığım gibi kasaya gittim.Parasını ödeyip mağazadan çıktım.Altına nude bir ayakkabı giyerdim.Evde olacağını düşünüp almaya gerek görmedim. Telefonumu cebimden çıkarıp Özge'yi aradım ve beni elbisesini aldığı mağazanın önünde beklediğini öğrendim.Mağazadan çıkıp yanına hızlı adımlarla gitmeye başladım. "Hey!Neredeydin?O elindeki ne?"dedi Özge merakla gözlerini büyüterek. "Elbisemi buldum ve aldım.Ama bakamazsın sürpriz."dedim haince gülerek.İnsanlara meraklandırmak hobilerimden biriydi. "Yaa!Ben meraktan çatlarım göster bana."dedi yavru köpek bakışı yaparak.Ben bunları yemezdim canım! "Hayır."dedim gülmeye devam ederek. "Yaaa!"diyip dudaklarını aşağı doğru sarkıttı. "Valla beni çok yordun bugün.Hiç ısrar etme.Bu senin cezan."dedim.Ne acımasız biriyim ya diye düşündüm kendi kendime. "Aman,tamam be.Açım ben.Yemek istiyorum. "dedi.Bir anda aç bir aslana dönüşmesi beni güldürmüştü.Aynı bendi. "Ben de acıktım.Hadi gidelim."dedim ve yemek katına doğru çıktık.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD