Bölüm – Sabah Kahvesi

422 Words
Gecenin ağırlığı yavaş yavaş çekilmiş, doğu ufkunda pembeleşen bir ışık süzmesi belirivermişti. Deniz her zamanki gibi erkenden uyanmıştı. Hafif bir duş alıp, saçlarını dağınık bırakarak mutfağa geçti. Kahvesini yaptı, fincana dökerken yüzünde istemsiz bir gülümseme belirdi. Deniz – iç ses: Dünkü teklif… basit bir kahve gibi ama içimi ısıtan garip bir şey vardı Yiğit’in ses tonunda. Soğuk Yüzbaşı, ‘bir kahve içsek mi’ dedi. Ve ben ‘olur’ dedim. Hâlâ şaşkınım. Fincanı aldı, yavaşça balkona çıktı. Hava mis gibi, hafif serin ama ferahlatıcı. Balkondan başını uzatıp yan tarafa baktığında Yiğit’in balkon kapısının açık olduğunu fark etti. Az sonra o da elinde termos kupasıyla çıktı. Üstünde gri bir tişört ve eşofman vardı. Uykulu ama her zamanki gibi dikkatliydi. Göz göze geldiler. Hafifçe selam verir gibi başını eğdi Yiğit. Deniz de ince bir tebessümle karşılık verdi. Yiğit – hafif sesle: “Sabah kahveni kaçırmayasın diye erken kalktım.” Deniz – gülümseyerek: “Ben kaçırmam. Ama siz geç kalsaydınız soğutur bekletirdim.” Yiğit fincanını kaldırdı, selam verir gibi. Yiğit: “Afiyet olsun. Yanına gelebilir miyim?” Deniz: “Eğer Efe’yi, hamsterı ya da sahte randevuları getirmediyseniz… gelebilirsiniz.” Yiğit hafifçe güldü. Dakikalar sonra Deniz’in balkonundaydı. Yan yana iki sandalye, ortada küçük bir masa. Sessizce oturdular. Kuş sesleri, sabah rüzgârı, kahvenin tütüsü arasında kelimelere gerek kalmadı bir süre. Yiğit – göz ucuyla bakar: “Bu sessizlik… iyi geliyor. Sen de iyi geliyorsun.” Deniz, ona bakmaz ama yüzündeki tebessüm daha belirginleşir. Deniz: “Senin gibi konuşmaya değil susmaya alışkın biri için bu iltifat sayılır mı?” Yiğit – içten: “Sayılır.” Bir süre daha sessizlik. Sonra Deniz başını hafifçe çevirir. Deniz: “Bugün… yine dağa çıkacağım. Hava güzel, manzara güzel. Ruhum dinleniyor.” Yiğit – hemen: “Ben de geliyorum.” Deniz ona döner, hafif bir kaş kaldırışı. Deniz – hafif alayla: “Beni mi koruyacaksın yine?” Yiğit – gözlerini kaçırmaz: “Hayır… bu kez sadece seninle yürümek için. Fotoğraf makineni taşıyabilirim, çay bile demleyebilirim. Ama senin yanında olmak istiyorum.” Deniz birkaç saniye sustu. Sonra gülümsedi. Deniz: “Pekala… Ama sen de dikkatli ol. Sen kameraya yakalanmadığını sanarken, senin birkaç fotoğrafını çektim.” Yiğit – kaşlarını kaldırır: “Gerçekten mi?” Deniz – başıyla onaylar: “Gerçekten. Ama şanslısın… onları silmeyeceğim.” ⸻ Yiğit – iç ses: Bu sabah kahvesi bir milat gibi. Belki de sadece kahve değil. Sessizlikte bulduğumuz o küçük huzur… belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey. Deniz – iç ses: O sustukça içimde bir şeyler konuşuyor. Her geçen dakika… o suskun yüzbaşının kalbimde daha çok yer ettiğini fark ediyorum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD