Düşüncelerimin kapılıp gittiği su, öylesine derin ve siddetliydi. Kelimeler çırpındıkça, düşüncelerim dibe çekiliyordu. Sonu görünmeyen bir dip... Telefona gelen bildirim sesiyle ellerimi kucağımdaki bal köpüğü saçlardan çekerek telefona uzandım.
"Günaydın Gülüm"
Ekrandaki Çakır yazısını gören gözlerim, dudaklarıma kıvrılması için sebep veriyordu sabahın kör saatlerinde.
"Günaydıın sevgilimm"
"Ohoo gitti yine bizim kız "
Hala dizlerimde uzanan bedenden gelen alay dolu sözler ile gözlerim onu buldu. Eğlenen ifadesini yüzünden bir an bile düşürmeden imalı imalı konuştu.
Kıstığım gözlerimle ona baktığımı gören Bade, ne yapacağımı anlamış gibi büyüttüğü gözleri ile kalkmaya hazırlanırken hızla burnunu parmaklarımın arasına aldım.
"Abla ne yapıyorsun ya" sızlanarak burnunu ovuşturmasına kahkaha attım.
"Bir susmadınız sabah sabah!" annemin daha odaya gelmeden bize ulaştırdığı sesi ile daha fazla beklemeden ayaklandık. Badeyle birbirimize bakarak göz devirmemizin ardından dudaklarımızdan aynı anda sessiz bir kıkırtı döküldü. Kolumun altına aldığım bedeni ile yan yana odadan çıktık.
Sessiz sedasız geçen kahvaltının ardından hazırlanarak dışarı çıktım.
Dökülen yapraklar kırıldı ayaklarımın altında..
Güz yapraklarının çıtırtısını işiterek yürüdüm köhne yollarda.
Ayaklarım beni, mahallenin sonuna getirdiğinde gördüğüm kabası tamamlanmış ev ile tebessüm ettim. Koca bir ağaç vardı evin arkasında, küçük bir salıncak dalında.. Kurulan hayallerin, onlarca anının şahidi koca bir çınar..
İçime çöreklenen sıkıntı ile ellerimi cebimden çıkararak soğuk havayla buluşturdum.
Bazen zihnimde kırk tilki dolanıyor, kırkınında kuyruğu birbirine değmiyordu.
Şu anda o anlardan birinin içindeydim.
Aklımdaki yakıcı düşünceler içime sıkıntıyı yuva yaparken ayaklarıma komut vererek uzaklaşmaya başladım bulunduğum yerden..
....
Kafenin kapısından içeri adımımı atar atmaz beni karşılayan ılık hava yüzümü yalayıp geçti. Kulağa vuran kısık müziğin yanında etrafın dinginliği ruhuma huzur veriyordu. Kafenin nostaljik bir havası vardı. Bir köşeye konumlandırılmış onlarca plak en dikkatimi çekeniydi. Gözüme değen kitaplar ile aklımda Çakır'ın yer edinmesine derin bir iç geçirdim. Masalara kurulmuş iki üç çiftin dışında kimse yoktu. Cam kenarında küçük ahşap masaya oturarak baharı beklemeye başladım.
"Hoş geldin Gülru, bir şey alır mısın"
Ferda ablanın sesi ile ona çevirdim masada olan bakışlarımı
" Hoş buldum abla, bir arkadaşımı bekliyorum-"
Dişlerini göstererek gülümsedi.
Kafasını sallayarak uzaklaştı yanımdan.
Burada garson olarak çalışıyordu Ferda abla. Ali abinin sevdalısıydı. Ali abi, gözünün içine bakardı Ferda ablanın. Bir lafına ömrünü verirdi. Herkes bilirdi, herkes görürdü. Bir Ferda abla kördü. Bence farkında olduğu halde susuyordu. Susmak bir kaçış yoluydu. Düşüncelerimden beni sıyıran ses, Ferda ablanın sıkıntı ile elindeki kutuya bakıyor oluşu ve söylenerek kapıdan çıkan adamın, çarptığı kapıydı. Ayaklanarak Ferda ablanın yanına doğru yürüdüm. Donuklaşmış ifadesi ve mahçup olmuş bir tavır ile bir pakete bir kuryenin çıktığı kapıya bakıyordu.
"Gülru, aşağıya bırakabilir misin?" Bana dönen gözleri duraksamadan, bir şey söylememi beklemeden döktü dudaklarındaki kelimeleri.
"Ali ağa-"
"Evet evet" konuşmama fırsat vermeden paketi ellerimin arasına bırakarak arkasını dönüp mutfağa girdi. Kaşlarım çatıldı. Mecbur olmasa burada çalışmazdı. Ali ağabeyden kaçmasından belliydi. İsmini duyunca bile gözlerine oturan boşluk ele veriyordu kendisini. Kırık bir kadındı Ferda abla. Kendi kendini sarmalamak zorunda olan binlerce kadından sadece biriydi. Bu yüzdendi aralarına örülen duvarların ustası olması.
"Çetin neye bulaştın oğlum sen!"
Ne ara geldiğimi anlamadığım merdivenlerin son basamağından inerek, kıyık kapıdan kulaklarıma dolan seslere yaklaştım. Ali ağabey bağırmıyor fakat ses tonundan hissedilen sinir ortamı geriyordu. Sessizliğimi koruyup, kapıya biraz daha yaklaşarak dinlemeye devam ettim.
"Abi sende karlı çıkacaksın rahat ol, düşündüm ben her şeyi" Çetinin lakayıt sesi odaya dağılırken kaşlarım iyice çatıldı.
"Hayır mı gelir lan böyle işten!" Sessizliğe bıçak atan Ali abinin bariton sesi ile yerdeki eskimiş fayanslarda dolaştı gözlerim.
Merdivenlerden gelen ayak sesleri ile kendimi, hızla önünde bulunduğum aralık kapıyı üstün körü çalarak içeri attım.
Ali abinin ve Çetinin bana dönen gözleri ile yerimde kıpırdandım. Sürüp giden sessizliği bozmaya hazırlanırken Ali abi benden önce davranarak konuştu.
"Hoş geldin, Gülru. Ne zaman geldin? Çakır da burada mı?" Peş peşe sorduğu sorulara dudak kıvırmaya çalıştım.
"Yeni geldim, yok abi ben tek geldim baharı bekliyordum" aklıma yeni gelen kutuyla, elimi havaya kaldırarak kutuyu işaret ettim.
"Sana gelmiş" kutuyu uzatıp devam ettim.
"Ferda abla getirmemi rica etti"
Gözlerine oturan boşluk ile bir süre sessiz kalıp onayladı beni dalgınlaşan bakışları eşliğinde kafasını ağır ağır sallayarak.
Geldiğimden beri gözlerimi değdirmediğim Çetini buldu gözlerim. Gözlerini kırpmadan bizi dinliyordu.
"Sağ ol"
Ali abinin durgunlaşıp elimden almayı unuttuğu kutuyu Çetin elimden aldı.
Çalınan kapı, Ali abinin komutu ile açılırken içeri takım elbiseli iki adam girdi.
"Oo hoş geldiniz, hoş geldiniz buyurun."
Çetin oturduğu yerden fırlayarak adamların önünde el pençe dururken daha fazla burada durmanın anlamsız olacağını düşünerek Ali abiye selam vererek ayrıldım odadan.
Çıktığım merdivenlerin sonunda cam kenarında oturmuş kitapları karıştıran Baharı görmemle ilerleyip oturdum karşısına.
"Hah geldin mi hadi başlayalım hemen" tebessüm ederek kurduğu cümle ile başımı salladım usulca. Bahar kitabı benim görebileceğim bir konuma getirip anlatmaya başladı. Çalışarak bir yerlere gelecekmişiz, İnsanı kendinden başka hiçbir şey kurtaramazmış.. kaderimiz bizim elimizdeymiş. Bunlar Baharın bana kurduğu onlarca cümleden sadece bazılarıydı.. Oysa benim nezdimde bizim bir yerlere gelebilmemiz için yeterli imkanlar yoktu. Ben imkan yok derdim, bahar başarı var derdi. Zıttık.. Her şeyi iyiye yorardı. Onun içindeki küçük kıza bu hayatın gerçekleri fazla acımasızdı bence.
"Gülru"
Baharın sesi ile irkilip bakışlarımı gözlerine çevirdim.
"Sana sesleniyorum iki saattir" sıkıntıyla yüzüne baktım.
"Dalmışım kusura bakma"
"Ne oldu?"
diye sordu elleri, ellerimi avucuna hapsederken. Gözlerinde bir annenin şefkati vardı. "Hadi anlat bana"
Derin ama içli bir nefes çektim içime.
"Eve gittim bugün bitmiş neredeyse.." tebessüm etti önce bu sözlerime sonra anlamayarak kaşlarını çattı.
"Canını sıkan ne?" Ela gözlerine baktım cümlelerimi toparlamaya çalışarak
"Ben hep bir gün kurtulacağımı hayal ettim. Buradan, burdaki insanlardan!" İğrenircesine telaffuz ettiğim kelimeler ile yutkundum.
"Şimdi buraya hapsolacağım, çürüyüp gidecek ömrüm " diye devam ettim düşüncelerimi dile getirmeye, korkularımı dillendirmeye... Bahar kaşlarını çatarak yüzümü inceledi bir süre.
"Gülru..." ne diyeceğini bilmiyormuşcasına bakındı yüzüme.
"Sen çok mutluydun, çok seviyordun hem
Çakır ağabe-" dudakları anlamsız sözleri ortaya dökerken hızla kestim lafını
"Seviyorum.. seviyorum ama burada yaşamak istemiyorum ben Bahar!"
"Her şey o ihtişamıyla göz boyayan ama içi boş hayatlar değil Gülru! Her dört duvar ev değil."
Bir kahkaha serdi ortaya bozulan sinirlerim. Güldüm..
Baharın bu sözlerine çok güldüm. Kafede kahkalarım can buldu. Bahar sadece beni izliyordu. İstediğim hayatın kapısından bile geçemeyeceğimi bildiği için beni teselli etmek için kurduğu cümleler ile daha da bileniyordu hırsım. O hayatı yaşayamayacak olmak hırsımı öyle diri tutuyordu ki...
Bir kez daha kendi kedime yüzüme vurmuş olduğum gerçeklerle ışıltılı hayallerim çatırdayarak etrafa saçtı parçalarını.
"Senin gibi toz pembe hayallere kapılamayacağım." Yaptığım ima ile yüzü asıldı. "Bak bakayım etrafına neresi ev neresi harabe" iğrenerek çıktı sesim sonlara doğru.
"Deme öyle Gülru.."
"Tamam." dudaklarından bir soluk bırakıp gözlerime baktı kırgınca. Özür dilemedim. Bencilliğim bir kenara dursun, artık Baharın da hayal değil de gerçeklerle yaşandığını görmesi lazımdı. Hayal ederek gerçekleri yaşıyorduk.
"Annem tek kaldı yarın okulda görüşürüz olur mu Gülru?" kitapları toplarken konuşuyordu bir yandan da. Kafamı sallayarak onayladım onu. Bahar kapıdan çıkana kadar arkasından baktım. Ben dikenli tellerle çevriliydim. Kim elini uzatsa kanatıyordum. En sevdiklerimi yaralıyordum hep. Bencildim...
İçimi sıkan düşünceleri bir kez daha kapı ardında bıraktım. Her zamanki gibi görmezden geldim..
Tek tük olan insan kalabalığı gitmiş kafe sessizliğe bürünmüştü. Bu ara çok iş yapmadığını duyuyordum. Oysa çok güzeldi. Kenar mahallede olması sonu olacaktı bu güzelim yerin.
Senin gibi mi? irkildim.
Yüzümü sıvazlayarak etrafa bakındım boş ama düşünceli şekilde. Gözüme kitapların orada bir köşe takıldı. Daha önce hiç farketmemiştim. Bir duvar boydan boya aynaydı. Aynanın kimi yerlerinde birkaç satırlık yazılar bulunuyordu. Tavandan sarkan renkli ışıkların ucunda bulunan küçük kağıtlar vardı. Kitapları geride bırakan ayaklarım, salınan ışıklara yöneldi. Elimi uzatarak havada süzülen kağıdı tuttum okuyabilmek için.
"Benim gözlerim yeşildir, ah, onun gözleri kara."
Arkadan belime sarılan kollar ile aynadan göz göze geldik Çakırla. Açıkta kalan boynuma koklayarak derin bir öpücük bıraktı. Yüzünü saçlarıma gömerek gözlerini kapattı. Benim dudaklarımda yarım kalan satırlar, onun dudaklarında tamamlandı.
"Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara."