DAMLA YALINKAYA ANLATIMI
“Ben çıkıyorum kızlar, bugün önemli bir gün. Şans dileyin bana!” diye seslendim kapıdan çıkmadan önce.
“İyi şanslar, teyzeciğim! Daha çok para kazan da bana şu Barbi evini al,” diye karşılık verdi küçük zıpırım.
“Seni küçük cimcime, para basıyor muyum sanıyorsun?” dedim, kollarımı göğsümde bağlayarak ona baktım.
“Tabii ki hayır, teyzeciğim!” diyerek yanıma geldi ve bacaklarıma sarıldı. Yukarıdan ona bakıyordum; kafasını kaldırmış, bana yavru köpek bakışları atıyordu. Ah, ben bu hallerine hiç dayanamazdım.
O sırada Mina, kafasında göz bandanası ve üzerinde ayıcıklı pijamasıyla yanımıza geldi.
“İyi şanslar, dam dam,” dedi her zamanki uykulu sesiyle. Gözlerimi devirdim, eli ağzında mutfağa doğru ilerliyordu.
Yarı uykulu bir şekilde dolaptan suyunu alırken, sanki bir şeyi fark etmiş gibi bize döndü.
“Aysima, bu kadar erken kalkmalı mıydın ya?” diye isyan edercesine sordu. Dudaklarımı sıktım; bu hallerine her seferinde hem gülüyor hem de şaşırıyordum.
“Bugün yüzme kursum var, anneciğim. O yüzden kalktım,” dedi küçük zıpırım.
Önce annesine, sonra bana baktı. Aysima erkenden kalkmış ve hazırlanmıştı. Sabah onun minik ayak seslerini duymuştum; ne kadar sessiz olmaya çalışsa da başaramamıştı.
“Sen uyu, anne. Beni teyzem bırakacak bugün. Babamla görüşeceğim,” diye fısıldadı.
Mina sustu, bir şey söylemedi. Bir an dudaklarını aralayıp kapadı, suyundan bir yudum aldı ve yanımıza geldi. Aysima’nın boy hizasına eğilerek:
“Telefonun yanında, değil mi?” diye sordu.
“Evet, anneciğim.”
“Aradığımda açacaksın, tamam mı? Babanla nasıl bir organizasyonunuz var?”
“Lunaparka gideceğiz. Beni biriyle tanıştıracakmış,” dedi omuz silkeleyerek.
“Anladım, kızım. Dikkatli ol, yanında yedek her şeyin var, değil mi?”
Mina’nın endişesini anlıyordum. Eski eşi Serhat, onu aldatmıştı ve maalesef ülkemizde bu durum neredeyse normalleştirilmişti. Kadına şiddetin bir örneğiydi bu. Kardeşim, yüzbinlerce kadından biriydi. Onu öyle bir halde bulmuştuk ki Serhat’ı, benim ve Eslem ablamın elinden zor alınmıştı polisler tarafından. Sonuç, uzaklaştırma ve boşanmayla neticelendi. Aysima bizimle kaldı; Serhat’ın hafta sonu iki günlük görüşme hakkı vardı. Bu süreçte Mina her zaman tedirgin oluyor, her gece kızı uyuyana kadar görüntülü konuşuyordu.
“Teyze, geç kalacağız! Yüzme kursuna yetişmem lazım!” diyerek elimi çekiştiren yeğenimle kendime geldim ve düşüncelerimden sıyrıldım.
“Hazır mıyız, fıstıklı çıtırtım?” dedim.
“Iyy, teyze ya! Ne o öyle?” diyerek yüzünü buruşturdu.
Evden çıkıp arabama bindik. Normalde yürüyecektim; kliniğim yakındı. Ama bu küçük hanım, her zamanki gibi planlarımı altüst etmişti. Hayat da zaten böyle değil miydi? Plan yaparken yaşadığımız şey…
Aysima’yı yüzme kursuna bıraktıktan sonra, Suadiye’de yer alan iki katlı ofisime geldim. Özellikle bu semti seçmiştim; zenginlerin yoğunlukta olduğu bir bölgeydi ve estetik talepleri oldukça yüksekti. İşleri güçleri, birbirinden daha güzel görünmekti. Benim görevim ise onları daha güzel yapmaktı. Bugün, sosyal medya fenomeni Lara Günsoy gelecekti. Burun kaldırma operasyonu yapacaktık. Hatta kliniğimi çekecek ve beni takipçilerine önerecekti. Sosyal medya hesabımı ablam yönetiyordu; kendisi bir televizyon kanalında editördü ve sosyal medya yönetiminde oldukça başarılıydı. Onun sayesinde yarım milyon takipçiye ulaşmıştım. Sağ olsun, sayesinde oldukça ünlü olmuştum. Gelen reklam teklifleriyle de işimi epey büyütmüştüm.
Şimdi, emekle bu noktaya getirdiğim kliniğimin içine girdiğimde, gururla etrafa baktım. Beyaz ve lila tonlarıyla dekore edilmiş, ferah ve modern bir mekandı burası. Duvarlarda minimalist tablolar, raflarda ise canlı bitkiler yer alıyordu. Her köşe, hastaların kendilerini rahat hissetmeleri için özenle düşünülmüştü. Burası benim krallığımdı. Botoks, dolgu, lazer gibi küçük işlemleri burada yapıyorduk. Ancak büyük operasyonlar için anlaşmalı olduğumuz lüks bir özel hastaneye gidiyorduk. Bugünkü gibi.
“Günaydın millet!” diyerek odama doğru adımlarken, resepsiyon görevlisi Sıla Hanım gülümseyerek bana baktı.
“Günaydın Damla Hanım,baya neşelisiniz bugün,” dedi.
“Ah, evet! Bugün önemli bir misafirimiz var. Biliyorsunuz, birkaç ay önce Lara Günsoy ile anlaşma kararı almıştık,” dedim.
“Aa, evet Damla Hanım!” diye arkamdan seslendi.
Asistanım Eylül ise yanıma gelerek günlük rutinimi sıraladı:
“Öğleden önce göreceğiniz birkaç hasta var,Damla Hanım. Birincisi, geçen hafta gelen hastamızın dikişleri alınacak. Ece Hanım’ın sonrasında Alper Bey gelecek; onunla estetik yapılacak yerleri konuşacaksınız.”
“Sonrası, Eylül?”
“Sonrasında ise hocam, Lara Hanım’ın operasyonu için onun belirlediği özel hastaneye gideceksiniz. Ameliyat saat 15.30’da. Tüm hazırlıklar tamam, dosyası hazır.”
İçimde hafif bir heyecan dalgası kabardı. Bugün sadece bir burun ameliyatı değil, aynı zamanda kliniğim için büyük bir tanıtım fırsatıydı. Her şey kusursuz olmalıydı.
Hastalarımla olan görüşmeleri halletmiş, hepsine kontrol randevularını vermiştim. Nihayet artık hazırdım. Heyecanım giderek artıyordu. Kliniğin kapısından hoplaya zıplaya çıkarken, yanımda sadece Eylül vardı.
“Eylül, bu büyük bir dönüşüm olacak! Bundan sonra film gibi izleyeceğiz, klinik iyice büyüyecek,” dedim, içimdeki coşkuyu gizleyemeyerek.
Bostancı'da yer alan özel hastaneye geldiğimizde, hızla Lara Hanım'ın kaldığı odaya yöneldim. Bu hastane ile ortak çalışıyor, büyük operasyon gerektiren hastalarımı burada ameliyat ediyordum. Ayağımdaki topuklu ayakkabıların koridorda çıkardığı ses, adımlarımla birlikte yankılanıyordu. Şimdiden gözümün önüne binlerce topuklu ayakkabı, lüks tatiller ve yepyeni fırsatlar gelmişti. Ah, paracıklar... Gözlerimin önünde dönen dolar işaretleriyle keyfim daha da yerine geliyordu.
Lara'nın odasına doğru ilerlerken, tam kapıyı açacaktım ki bir adam hızla yanımdan geçip uzaklaştı. İçeri neşeyle girdiğimde, Lara da bana gülümsüyordu.
“Nasılsınız?” diye sordum.
“İyiyim, Damla Hanım! Siz nasılsınız? Ne bu enerji!” dedi.
“Ah, öyle mi?” diyerek şakayla karışık cevap verdim. “Hazırsanız, yarım saate ameliyata gireceğiz.”
“Hazırım! Ama önce sizinle ilgili video çekelim,” dedi.
Lara odasına oldukça hazırlıklı gelmişti; ışıklar, tripod ve ekipmanlar vardı. Hemen canlı yayın açtı ve takipçilerine döndü: “Merhaba, güzel takipçilerim! Bugün ameliyat oluyorum. Size güzel doktorumdan bahsedeyim: Damla Yalınkaya! Kendisi doktorum olacak. Damla Doktorum, selam verin!” dedi.
Ben de gülümseyerek ekrana döndüm: “Merhaba, arkadaşlar! Bugün Lara ile birlikteyiz. Güzel sonuçlar alacağımıza eminim.”
Lara beni öve öve bitiremiyor, adeta çok pis gaza gelmiştim. Canlı yayın bittikten sonra, “Başlayabiliriz,” dedi. Eylül, son prosedürleri hallederken ben de Lara ile sohbet ediyordum. Ameliyathane hazırlıkları için hemşireler geldiğinde, Lara hazırlandı ve ben de onu ameliyathaneye kadar eşlik ettim.
Ameliyat kıyafetlerimi giydim. Ellerimi birkaç kez titizlikle yıkadıktan sonra, ellerime hiçbir yere değdirmeden kuruduklarını hissettim. Steril eldivenlerimi takıp ameliyathaneye geçtim. Hemşire, önlüğümü ve bone-mi düzeltirken, Lara sedyede yatıyordu. Anestezi henüz verilmemişti, gözleri açıktı ve etrafa bakınıyordu.
"Hazır mısınız, Lara Hanım?" diye sordum, sakin ve güven veren bir tonla.
"Hazırım," dedi, sesinde hafif bir gerginlik olsa da genel olarak özgüvenli görünüyordu.
Odanın içindeki asistanlarıma ve hemşirelere kısa bir göz gezdirip herkesin hazır olduğundan emin oldum. Ortamda yoğun bir sessizlik ve odaklanma hâkimdi.
"Anesteziyi verelim, lütfen," dedim.
Anestezi uzmanı, Lara'ya ilacı uyguladı. Birkaç saniye içinde Lara'nın bilinci kapandı ve derin, düzenli bir soluk alıp vermeye başladı. Operasyona başladım. Lara'nın burun yapısını inceledikten sonra, onun istediği şekli vermek için dikkatle çalışmaya koyuldum. İşlem ilerliyor, her şey planlandığı gibi gidiyordu. Tam kapatma aşamasına geçmek üzereydim ki...
Ani bir bip sesi... Monitördeki verilerde bir anormallik fark ettim.
"Doktor Hanım, nabız düşüyor!" diye seslendi hemşire, sesinde belirgin bir endişe vardı.
Kalp atış hızı giderek azalıyordu. Lara'nın tansiyonu da düşmeye başlamıştı. İçimde bir anda yoğun bir adrenalin hissettim.
"Hemen 100 mg epinefrin hazırlayın!" diye emir verdim, sesim sakin ama kararlı çıkmıştı. "Oksijen akışını artırın!"
Asistanlar ve hemşireler hızla hareket etmeye başladı. Ortamdaki gerginlik hissedilir derecede artmıştı. Monitördeki sayıların düşüşünü izlerken, zihnimden olası komplikasyonlar geçmeye başladı: Anesteziye alerjik reaksiyon? Kanama? Hava yolu problemleri?
"Damla Hanım, hasta cevap vermiyor! Kardiyak arrest olabilir!" diye bağırdı bir asistan.
"Defibrilatörü getirin! Hemen CPR'a başlayın!" diye emrettim, soğukkanlılığımı korumaya çalışarak.
Ameliyathane, bir anda hayat kurtarma çabasının yaşandığı bir acil durum alanına dönüşmüştü. Her saniye çok değerliydi...
Lara'nın hayat değerlerini gösteren monitörden yükselen o sabit, rahatsız edici "dııııt" sesi ameliyathanenin steril duvarlarında yankılanıyordu. Bu ses, beyaz gürültüye dönüşüp beynimin derinliklerine işliyordu. Kafamın içinde yükselen çığlıklarımı bastırmaya çalışıyordum. Neşteri tutan ellerim, adrenalin çöküşünün etkisiyle hafif ama belirgin bir titreme yakalamıştı. Bu titreme, sadece yorgunluktan değil, ani gelişen vagal tepki ve derin bir psikolojik şoktan kaynaklanıyordu.
Başhemşire, prosedür gereği soğuk ve duygusuz bir tonda, "Ölüm saati: 16:42," diye beyan ederken, diğer hemşireler steril bir örtü ile Lara'nın yüzünü ve ardından tüm vücudunu örtüyordu. Bu eylem, tıbbi protokolün bir parçasıydı; artık onun bir hasta değil, bir ceset olduğunun sembolik ifadesi.
Ortamdaki her şey bir bulanık film şeridi gibi hızlanmış ve sonra aniden yavaşlamıştı. Dissosiyasyon yaşıyordum; zihnimle bedenim birbirinden ayrılmış gibiydi. Kendimi nasıl dışarı attığımı, ameliyathanenin soğuk koridorlarına nasıl fırlatıldığımı tam olarak hatırlamıyorum. Sadece, sırtımı buz gibi duvara dayamış, ellerim hâlâ titrerken, başımı iki elimin arasına almış bir halde buldum kendimi. Üzerimdeki kanlı ameliyat önlüğü, olanların somut kanıtı gibi duruyordu.
Bu, sadece bir hastanın kaybı değildi. Bu bir malpraktis soruşturmasının, adli bir vakanın, medya linçinin ve hayatımın geri kalanını şekillendirecek bir travmanın başlangıcıydı. Ameliyatın başarısız olmasının olası tıbbi nedenleri zihnimde bir kasırga gibi dönüyordu:
İki Gün sonra
Damla, iki gündür evden dışarı adımını atmamıştı. Sosyal medyadan yağan linçler, tehditler her geçen saat artıyordu. Hayranlıkla bağlı oldukları Lara’ya körü körüne inanan kitle, nasıl olduysa Damla’nın evini bulmuştu. Kapısına birkaç tehdit dolu paket bırakılmıştı bile. Açılan soruşturmayla birlikte kliniği kapatılmış, tüm düzeni altüst olmuştu.
Neyse ki Eslem’in tanıdığı iyi bir avukat vakayla ilgilenmeye başlamıştı. Yine de iki gün boyunca Damla için zaman ağır aksak ilerlemişti. Sosyal medayı takip ediyor kendisi için yağan iğrenç yorumları okuyordu. Nasıl böyle bir duruma gelmişti Damla gözlerinde yaş kalmamıştı. Sabaha kadar düşündü.
Üçüncü günün sabahında Damla, evinin kapısından çıktığında karşısında bekleyen Mina, Eslem ve Aysima’yı gördü. Kadınların gözlerinde hem endişe hem de umut vardı.
“Kasabaya dönelim,” dedi Damla, sesi yorgun ama kararlıydı.
Bu karar, bir sonun değil; yeni bir başlangıcın işaretiydi. Öze dönmek, kendine dönmekti.