Damla'dan
Pencerem hemen bahçeye baktığı için dışarıdan görünme ihtimalim vardı. Beyaz tüller yere kadar uzanıyor, öğlenin ılık güneş ışığı içeri süzülüyordu. Bu aydınlık, dışarıdan görünme ihtimalimi iyice artırmıştı ve içgüdüsel bir saklanma gereksinimi duymuştum. Hemen yatağımın dibine çöktüm, kalbimin sesini duyar gibiydim.
“Ya görürse beni ya göz göze gelirsek ne olacaktı” kalbim deli gibi atıyordu. Sakladığım yerde kalbimi tuttum heyecan gerginlik suçluluk hepsi bir aradaydı şu ana
“Efendim oğlum,” dedi annem, sesi dışarıdan geliyordu.
“Bunları sana getirdim. Sağlığına dikkat etmen gerekiyor.” Sesi, bir kez daha, odanın sessizliğini yırtarcasına kulaklarımı doldurdu.
“Mert oğlum, ne gerek vardı?” diye karşılık verdi yaşlı kadın.
“Sağlığına dikkat etmen gerekiyor, anneciğim,” diye ısrar etti Mert.
“Kim geldi?” diye sordu yaşlı kadının sesi, bu sefer daha şüpheci bir tonda.
“Eslemler geldi. Aysima bizi özlemiş,” diye geçiştirdi annem.
“Anladım anneciğim, ben gideyim o zaman,” dedi Mert.
Adım sesleri uzaklaşmanın habercisiydi sanki . Sonra , önce ana kapının açılıp kapanma sesi, ardından da odamın kapısının önünde duran annemin nefesini duydum .
“Kalkabilirsin , gitti ,” dedi yumuşak ama gergin bir sesle .
Yerden kalkıp salona geçtim . Soğuk zeminden gelen ürperti hâlâ sırtımdaydı .
“Onun burada ne işi var ?” dedim , sesimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak .
Annem , üzerimde dolaşan gözlerini ayırmadan , “Ne kadar kalacaksın?” diye sordu ciddiyetle . Gitmemi ister gibiydi hatta neden geldin der gibiydi hiç mi merak etmiyordu neden geldiğimi bu kadın. Kendimi düzeltip cevap verdim ona :
“Biraz fazla,” diye cevapladım.
“Çok fazla karşı tarafa görünme,” diye tembihledi keskin bir tonla.
“Anne!” diye seslendim, isyan edercesine.
“Damla !” diye uyardı , son bir kez bana bakıp elindeki fileyi mutfak tezgahına bıraktı. O sırada Eslem ve Mina, Aysima'yla birlikte kendi odalarından çıkıyorlardı. Ben ise kendi odama geri girdim, yatağımın üzerine uzandım ve gözlerimi yıldızlarla süslenmiş tavana diktim. O yıldızlara bakarken, geçmişe, 2016'ye doğru savruldum.
---
2015 - GEÇMİŞ Kış
“Mert, yardım et!” diye bağırdım, parmak uçlarımda, rafın en ucundaki kutuya zor yetişiyordum.
“Geliyorum, bekle beni!” dediği anda, çıktığım sandalye geriye doğru kaydı. Dengemi kaybetmemle "Mert!" diye haykırmam bir oldu.
Kendimi, bir sonraki saniye, onun kollarında buldum. Burnuma hafif bir öpücük kondurdu. Yanaklarımı saran sıcaklık, korkumun yerini neşeli bir mahcubiyete bırakıyordu.
“Dikkatli ol,” dedi, alnıma alnını dayayarak. “Ben yaparım, demedim mi sana?”
“Ne yapayım , yıldızları bir an önce koymak istedim Mert” dedim gülerek . Sonra kutudan çıkardığım fosforlu yıldızları ve gezegenleri elime aldım
“Bunlar bizim yer yüzündeki yıldızlarımız olsun mu …? Ve biz hiç ayrılmayalım”
Mert alnıma bir öpücük kondurdu tekrar gözlerimin içine öyle bir bakıyordu ki aştan eriyebilirdim
“Hiç ayrılmayalım” dedi ve ekledi
“Sana bir şey olmasına dayanamam güzelim a önceki tehlikeli düşüşünü unutmadım”
Benim yerime sandalyeye çıkarken…
---
2025 – GÜNÜMÜZ
Yıldızlara doğru elimi uzattım; sanki tavana dokunabilecekmişim gibiydi. Tam o sırada,
"Teyzoşşş !" diye bir sesle odama dalan minik bir fırlamayla göz göze geldim.
“Efendim teyzem ?” dedim , yüzümde zorlanarak oluşturduğum bir gülümsemeyle .
“Hadi dışarı çıkalım ! ”
“canım ben ,” durdum ve ekledim , “biraz uzanmak istiyorum . Sen annenle dışarı çık istersen .”
Odadan çıkıp beni yalnız bıraktı . Sessizlik. . . Ve ben . Biraz daha kendi içime dönmeliydim .
YAZARIN ANLATIMI
Mert , sabaha dinç başlamıştı . Kuşların cıvıltıları ve bahçeden yayılan kiraz çiçeklerinin kokusu burnunu dolduruyordu . Her zamanki gibi erken kalkmış, üstünü giyip hemen dışarı çıkmıştı. Bugün Ayşe Teyze'ye yardım edecekti. Üç senedir buradaydı. Buraya dönmek, gerçekten de kendine dönmekti. Bir yandan kendi mesleğini yapıyor, bir yandan da almadığı sertifika bırakmıyordu. Mahallenin her işine koşardı Mert; kendi işinden çok milletin işiyle uğraşırdı ve bu da ona iyi gelirdi.
Sabahın erken saatlerinde Ayşe Teyze ile tarlaya gitmiş, öğlene kadar çalışmış, ardından hale uğramıştı. Yaz olmasına rağmen Neslihan annesine balık siparişi vermişti; bu aralar vitaminleri düşüktü ve Mert de onları yükseltmeye çalışıyordu. Biraz inatçıydı Neslihan Hanım, kendi annesi gibi değildi. Ama Mert de en az onun kadar inatçıydı. Kasabalılar onlara "ana oğul" derken, Meryem ve Damla için de aynısını söylerlerdi. İki ahretlik, bu durumdan her zaman memnundu.
Neslihan annesinin evine doğru yürürken, yanından 34 plakalı bir araç geçti. Sağ koltukta oturmuş, gözlerini kapamış biri vardı. Eskilerden... Mert, kalbinin bu "tanıdık yabancı "yla sıkıştığını hissetti. "O da mı gelmişti?" diye düşündü. Ya da yanından geçen araçtaki gerçekten o muydu? Adımlarını eve doğru hızlandırdı; yüzmem gerekiyordu. Tam o sıra yakın arkadaşı Ahmet onu durdurdu.
"Gelenleri gördün dimi?" diye sordu merakla, bir yandan da cips paketini açıp yiyordu.
"Gördüm de, kim ki?" dedi Mert, bilmezlikten gelerek.
"Neslihan yengenin kızları ve torunu." dedi ve ekledi : "Bu araç Eslem ablanın ."
Ahmet' in sözleri üzerine Mert başını salladı .
"Anladım . Hoş gelmişler ," diye yanıtladı .
"Sen nereye , elindeki balıklarla?"
"Neslihan anneme vereceğim ."
"İyi , git bari o zaman ."
Tam o sırada, elinde kürekle koşa koşa yanlarına gelen Berkay'ı gördüler. Hafif tombul bir adamdı; güneş tepede olduğu için ter içinde kaldığı her halinden belliydi.
"Ay, Eslem abla gelmiş!" diye soluk soluğa bağırdı, küreği yere atıp ellerini dizlerine dayayarak soluklanmaya başladı.
Hoş gelmişler,” dedi Mert tekrar, içinde oluşan kıpırdanmaları görmezden gelerek.
“Yalnız, yanında Damla da vardı,” dediğinde ise Mert’in kalbi tekledi. Adımları istemsizce Neslihan Teyze'nin evini buldu zaten; karşı komşularıydı. Kapının girişinde durdu. Damla ve diğerleri içeri gidiyordu. Birkaç dakika bekledi, sonrasında içeri girdi.
“Neslihan Anne,” dediğinde gözü, farkında olmadan Damla'nın odasına kaydı. Tam o sırada Damla bir anda yere çökmüştü. Neslihan Teyze ile kısa bir konuştuktan sonra evine girdi. Kapıyı kapatır kapatmaz sırtını dayadı, eli göğsünde, gözlerini sıkıca kapattı.
“Sakin olmalısın , kalbim ,” diye fısıldadı .
O sırada , evinde yatağına uzanmış olan Damla da aynı şekilde mırıldanıyordu :
“Sakin kalmalısın , kalbim .”
---
Mert kendi odasına gitti. Babası daha gelmemişti; kasabada belediyede memurdu. Yatağına uzandı, gözleri tavandaki çizimlere kaydı. Tavanında çizmiş olduğu gezegenlerin arasında, iki yıldız en parlak şekilde yan yana duruyordu. Mert'in gözünde onlar Altair ve Vega'ydı. Ayrı düşseler de yılda bir kez kavuşuyorlardı ‘yıllar sonra ilk kez yan yana geldi yıldızlarımız” diye fısıldadı içinden
Aklına Damla'nın onu terk edişi geldi.
2015 Yılı - EYLÜL
“Damla,” dedi, gözleri dolmuştu.
“İstemiyorum Mert , bitti !” diye karşılık verdi Damla , o da ağlıyordu . Mert , onun kolunu tutup kendine çekerek sarıldı .
“Mert , olmaz !” dedi hıçkırıklara boğularak .
“Damla , bitti deme , seni seviyorum ,” diye yalvardı Mert .
“Mert , benim hayallerim farklı ve ben burada tıkılı kalmak istemiyorum .”
“ Ben şehirde okumak istiyorum , kendi yolumu çizmek istiyorum Mert”
Damla ,Onun kollarından sıyrıldı ve koşarak kendi evine girdi . Demir kapıyı kapattı . Mert , olduğu yerde dizlerinin üstüne çökmüş , dakikalarca ağlamıştı . Kapının diğer tarafında ise Damla , sırtını kapıya dayamış , sessiz çığlıklarını içine gömüyordu . İkisi içinde böyle olması en iyi seçenekti diye düşündü.
Şimdiki Zaman
“Neden böyle atıyorsun?” diye sordu kendi kendine . "Üstünden çok seneler geçti ," diye ekledi Mert . Ama öyle olmuyordu işte . O sırada bir kapı sesi duydu . Odasından çıktığında babasının , elinde ekmek poşetiyle içeri girdiğini gördü.
“Hoş geldin baba.”
“Hoş buldum oğlum ,” diyerek elindeki poşeti mutfağa bıraktı. Evleri Amerikan mutfaklı, küçük, müstakil iki katlı bir evdi ama Mert, babasının sağlık durumundan ötürü aşağı katta yatıyordu. Babası kalp hastasıydı. Annesini kaybettikten sonra onu da kaybetmek istemiyordu.
Mert kollarını sıvayıp mutfağa girdi. Dolabı açtı, içerde pek bir şey kalmamıştı. Dolabı tekrar kapadı; alışveriş için markete gitmesi gerekiyordu ki kapı çaldı.
“Kim o ?” diye seslendi ama cevap gelmedi .
Kapıyı açtığında kimseyi göremedi . Tam geri dönecekken . . .
“Ben buradayım !” diyen sesi duydu ve aşağıya baktı . Aysima , bütün tatlılığıyla ona bakıyor , elinde bir yemek tepsisi tutuyordu .
“Anneannem bunu size gönderdi , Mert Dayı !”
Mert , Aysima' nın elindeki tepsiyi aldı .
“Anneannene söyle , çok teşekkür ediyorum .”
“Söylerim ben ! Bu arada , senin sevdiğin bir yemek daha varmış ; sarma sanırım ,” dedi ve göz kırparak bahçeden çıkıp gitti . Mert , Aysima ' nın karşıdaki eve girmesini bekledi . Kapıyı kapanır görünce , kendisi de içeri girip kapattı .
Elindeki tepsiyi masaya koydu. Küçük bir saklama kabında çorba, diğerlerinde pilav, salata ve yaprak sarması vardı. Ona uzun uzun baktı. Belki de Damla'nın gelmiş olması, ona eski bir maziyi hatırlattığındandı.
Necat Bey banyodan çıktığında, Mert'in sofraya bir şeyler yerleştirdiğini görünce kaşlarını çattı. Yemeklerin yeni piştiğini, üstünden çıkan buhardan anlamıştı. Bu yemekleri bir tek Neslihan gönderirdi.
"Bunları çöpe at, hemen!" diye bağırdı.
Mert, babasını duymazdan gelerek masaya oturdu ve çorbasını içmeye başladı.
"Mert, o kadının getirdiği yemekleri yiyemezsin!" dedi Necat Bey, sesi titreyerek.
"Baba, otur," dedi Mert sakince. Çünkü her an kalp ritmi bozulabilirdi.
"Hayır, at şunları!" dediğinde, göğsünü tutuyordu.
"Açsın ve ilaçlarını içmen gerek," diye ısrar etti Mert sakin ama kararlı bir sesle. Babasına karşı o kadar anlayışlı olmasına rağmen, Neslihan Anne' sini de bir köşeye atamazdı işte.
"Baba, lütfen otur."
Necat Bey, ilaç saatinin geldiğini anlayınca mecbur oturdu. Neslihan, her gün aynı saatte yemek gönderirdi. Necat Bey ne kadar kızsa da o, hiç bu davranışını değiştirmemişti.
Neslihan Hanım'ın evine kız neşesi bulaşmıştı. Kahkahalar duvarları aşıp geliyordu ve bu, yeni bir baharın habercisi gibiydi. Gece Aysima uyuyunca bahçeye çıktılar, ellerinde çaylarıyla.
"Ne iyi oldu gelmemiz," dedi Damla.
"Evet," dedi Eslem, ardından ekledi: "Ama gitmem gerekiyor, benim iki güne."
"Tamam, git. Benim şu davam bir an önce çözülür inşallah," dedi Damla, hüzünlü bir tonla.
Neslihan Hanım, çocuklarına kapıdan bakıyordu. Kendi aralarında sohbet ettikleri belliydi. Yanlarına gitti.
"Ne zaman döneceğinizi mi konuşuyorsunuz?" diye sordu.
"Evet, Eslem iki güne gidiyor," dedi Damla.
"Sen gitmiyor musun?"
"Ben biraz daha buradayım."
"O zaman yarın benimle tarlaya geliyorsunuz," diye atıldı Neslihan Hanım. Sonra hemen Eslem'e döndü, "Sen evde kal Damla," dedi. Onun ortalıkta görünmesini istemiyordu; özellikle de Mert'in onu görmesini.
"Hadi şimdi yataklara! Yol yorgunusunuz," diyerek çocuklarını bahçeden eve aldı. Diğer evin ışıklarına baktığında yanmıyordu. Derin bir nefes aldı ve kendisi de içeri girdi.
O sırada tülün ardından onları izleyen iki kişi vardı.
Yukarıda , Mert, Damla'ya özlemle bakıyordu.
Aşağı katta ise Necat , öfkeyle bakıyordu Damla'ya...
Verilen sözlere ihanetti Necat için damlada verdiği söze ihanet etmişti ….
----
Sabah olduğunda, Damla'nın odasına sızan güneş ışıkları, perdelerin arasından çizgi çizgi süzülüp yüzüne vuruyordu. Yaz olduğu için perdesi ince ve aralıktı. Banyoya girip çıktı. Yatağından çıkmak dahi istemiyordu. Karyolasına tekrar uzanacağı sırada, kapı tarafından bir ses geldi:
"Neslihan Anne!"
Damla ne yapacağını şaşırdı, hemen yan odaya girip kendini içeri attı ve kapıyı kilitledi.
Mert, dün gece çalıştırdığı bulaşık makinesini sabah boşaltmış, Neslihan Hanım'a ait olanları ayırmıştı. Onları bir tepsiye koyup karşı eve geldi. Seslendi ama cevap gelmeyince, demir kapının ipini çekerek içeri girdi.
"Anne?" diye seslendi tekrar.
O sırada, kilidi olmayan esmiş bir kapının arkasına saklanmış olan Damla, nefesini tutmuştu. Hareket edeceği sırada ayağı bir şeye çarptı.
Mert, duyduğu sesle tepsiyi mutfağa bıraktı ve sesin geldiği oda kapısına yöneldi. Kapıyı tıkladı.
"Kim var orada?"
Ses gelmedi. Damla daha da panikledi, odanın içinde dönüp duruyordu, ne yapacaktı? Mert buradaydı. Ayrıldığı, terk ettiği sevgilisi buradaydı.
"Kapıyı açmasan kıracağım !" dedi Mert.
Kapıyı dinledi, ardından koluna uzandı. Tam Mert kapıyı zorlayacakken, Damla içeriden kolu çevirip açıverdi. Burun buruna gelince Damla geriye doğru bir adım attı. Ayağı takıldığı şeye takılıp düşecekken, Mert onu tutup kendine çekti. O kadar hızlı oldu ki, Mert de dengesini kaybetti ve ikisi beraber yere yığıldı.
Zaman sanki o an yavaşladı Altair ile Vega misali … Sanki gökyüzü ayrı düşen iki yıldız, kaderin oyunu ile tekrar yan yana gelmişti .
Damla istemsizce gözlerini açtığında dudaklarının Mert’in dudaklarına değdiğini fark etti. İkiside donup kaldı
Ve Altair ve Vega yan yanaydı yeniden şimdi ne olacaktı
BÖLÜM SONU