6. Maximillian

1617 Words
Lavender saçlarına veda edeli iki hafta daha geçmişti. Bu süre içerisinde kendisine pantolon ve kazak vermişlerdi. Tedaviye gittiği mahkumlardan biri kuaför çıkınca saçlarını ona düzelttirmişti. Şimdi kızıl dalgalı saçları kısacıktı. Kadın ona istemediği halde kahkül bile kesmişti. Tamamen farklı görünüyordu. İplikleri sökülmüş kazağının koluna sakladığı bıçakla Dorcas'ın savaştığı canavarlara karşı kendini güvende hissediyordu. Arada sırada büyü yapıyor ve kendini içten içe güçlendiriyordu. Dorcas bir iki kere canavarlar yüzünden ağır yaralandığında ve canavarlarla kendisi mücadele etmek zorunda kaldığında acımadan bıçağını savuruyordu. O gün Dorcas yine onu zindan çıkarmıştı. Beraber kavak ağaçlarının olduğu kirli bir alana gitmişlerdi. Lavender bir şifacıdan daha çok savaşçı birine benzerken Dorcas bundan oldukça memnundu. "Bugün karşılaştığımız canavarı yenersen seni buranın meşhur barına götüreceğim." diyen Dorcas neşeliydi. "Neden ben yapıyormuşum." dedi Lavender ruhsuz bir ifadeyle. Zindanlarda kaldığı süreçte daha fazla zayıflamış ve yüz kemikleri ortaya çıkmıştı. "Ne kadar geliştiğini görmek istiyorum." "Biliyorsun değil mi buradan gidince Viserly'de sıradan hastalıkları tedavi edeceğim." "Bunu da nereden çıkardın?" "Çünkü annem öyle yapardı." "Gemma'nın gençliğinde ülke ülke gezdiğini biliyor olmalısın. Sen şifacısın Lavender. Öyle köhne bir kasabada kalmak için fazla kalifiyesin." Lavender göz devirdi. Viserly'e dönmeyi öyle çok istiyordu ki yetenekleri umurunda falan değildi. Jaxon ile beraber kalmak ve babasıyla yaşamadığı zamanı telafi etmek niyetindeydi. "Bana canavarı göster." dedi Lavender bıçağını çıkarıp. Dorcas "Emredersiniz asi şifacı." diyerek ona yol gösterdi. Kavak ağaçlarının ilerisinde ağacın dibinde bir beden yatıyordu. Kolları ve bacakları olmayan insansı beden ölmüş gibiydi. Lavender kaşları çatık bedene doğru ilerledi. Bedene yaklaştıkça siyah bir sis bulutu çıkıyordu. "Bu da neyin nesi?" dedi yüzünü kırıştırarak. "Bir adım daha atma!" Dorcas'ın sözleriyle beraber durakladı. "Zaten halledilmiş." diyen Dorcas Lavender'ın yanına gelmişti. "Öyleyse neden ona yaklaşmıyorum." "Çünkü o... Boş ver." Dorcas kafası karışmış bir halde çürüyen bedene baktı. Lavender anlamsızca önce Dorcas'a ardından bedene baktı. Beden yavaşça siyah bulutlar dağıtarak yok olmuştu. Yerinde hiçbir iz bırakmamıştı. "Halledildiğine göre bara gidiyor muyuz?" "Gidiyoruz." dedi Dorcas. Hala kaybolmuş bedene bakıyordu. Lavender neden böyle tepki verdiğini sorgulamak istemiyordu. Dorcas kendine gelip gülümsedi ve Lavender'a döndü. "Tahta kurusuna bayılacaksın! İğrenç küflü içkileriyle ünlüdür." "Tahta kurusu mu dalga geçiyor olmalısın." Dorcas sesli güldü ve Lavender'ın omzuna elini attı. "Gittiğinde neden adının bu olduğunu anlayacaksın." Lavender her neyse gibi bir baş hareketi yaptığında Dorcas onları barın olduğu pis kasabaya ışınlamıştı. Çamurla kaplı yolda çoktan çizmeleri berbat olan Lavender suratını buruşturdu. Sokaklarda gezen insanlar tuhaf şeyler satıyordu. İnsan kafatasını seyyar bir arabada götüren adamı görünce donakaldı. "Onlar?" "Hayır hayır. İnsana benzeyen canavarlardan arta kalan kemikler. Avladıktan sonra bıraktığım leşi hayvanlar yiyor sonra geriye kemikleri kalınca satıcıların eline düşüyor. Kemik toplayıp satmak burada genel bir geçim kaynağı. Evime gelirsen sana koleksiyonumu gösteririm." "Burası insanın ruhunu çekiyor. Burada nasıl yaşıyorsunuz ki?" "Bizim doğduğumuz topraklar burası Lavender." Seyyar satıcı yanlarına gelmişti. Lavender kollarını göğsünde kavuşturmuş adama ürkmüş bir bakış attı. Kafasında tek tük saç kalmış adamın dişleri sattığı kemiklere benziyordu. Üzerinde kendisine bol geçen çuvala benzer siyah bir giysi vardı. "Almaz mıydınız kızıl şifacı." "Şifacı olduğumu nereden biliyor?" dedi Lavender Dorcas'a fısıltıyla. "Zindanlara düşmüş bir büyük büyücü ve kızıl saçlı. Herkesin ağzında." Lavender anladım dercesine kafa salladı. Alıcı gözüyle seyyar arabanın üzerindeki kemiklere baktı. Bazı kafatasları kırılmış olmasına rağmen yapıştırılmıştı. "Param yok. Almayacağım." dedi bahanesine sığınarak. Seyyar satıcı pekala dercesine önüne baktı ve çamurlu yolda ite kaka arabayı ilerletti. Lavender arkasını dönüp bir süre daha adamı izledi. Yolda bulduğu müşterisiyle tartışmaya başlamıştı. Müşteri nadir bir kemik arıyor satıcı ise var olanları nadir diye yutturuyordu. "Yolumuza bakalım. Wren seni bara götürdüğümü duyarsa bana kim bilir ne yapar?" Lavender önüne dönüp yürümeye devam etti. Az ilerde Tahta Kurusunun tabelasını görmüştü. Çürük bir tahtanın üzerine yazılan yazının etrafına küçük kemik süslemeleri vardı. "Önden bayanlar." diyerek ona yol gösteren Dorcas'la bir adım öne geçti. Barın kapısından içeri girdiği anda herkes ona bakmıştı. Bazılarının ağzından kızıl şifacı lakabını işitebiliyordu. Onları umursamadan ilerledi. Gündüz vakti olmasına rağmen içerisi karanlıktı. Pencere yoktu. Duvardaki kafataslarının içinde yanan cılız ışık doğru düzgün aydınlatma bile sağlamıyordu. Tahta döşemelere her bastığında kulakları tırmalayan gıcırtı sesini duyuyordu. Bazı masaların bacakları diğer üç bacağına göre daha kısaydı. Belli ki tahta kuruları gerçekten mekanı ele geçirmişti. "Şuraya geçelim." Dorcas'ın yönlendirmesiyle köşede sayılabilecek bir masaya geçtiler. Dorcas garsona işaret yapıp masaya ekstra ışık istedi. Lavender oturduğu tahtanın her anın göçüp gideceğinden endişe etmişti. Oturağı sallanıyordu. "Daha önce yüz kere oraya oturdum bir şey olmuyor." diyen Dorcas keyifle güldü. Lavender bir şey demek yerine sahte bir tebessüm etti. "Ben gidip bize güzel birer içecek seçeceğim bir yere ayrılma." "Gittiğin an kaçacağım." dedi Lavender umursamazca. Dorcas bunu espri olarak kabul edip bara gittiğinde Lavender yan masada onu izleyenleri fark etti. Bir sorun mu var dercesine onlara gözlerini dikti. "Sen Tarnish'in efendisi miydin?" Lavender Tarnish'in adını duyduğu anda derin bir iç çekti. Dorcas'ı yaraladıktan sonra bir daha ortalarda görünmemişti. Artık onu ya da Maximillian'ı düşünmüyordu. Her şeyi bırakmıştı. Burada tek tanıdıkları büyük büyücülerdi ve kendini her şeye karşı yabancı hissediyordu. İstediği gibi davranıp istediği gibi konuşuyordu. Onu yargılayacak kimsesi kalmamıştı. "Evet." dedi. Güçlü olmak şu ara tek iyi hissettiren şeydi. "O kadar güçlü müsün?" dedi adam merakla. Lavender alayla güldü. Eski hali olsa güçlü kelimesini kolay kolay kullanmazlardı fakat şu haliyle ilk akıllarına gelen buydu. Buna sevinmişti işte. "Sormaya gerek var mı?" diyerek kafasını salladı. Adam ürkmüş bir halde önüne döndüğünde Dorcas elinde iki kupayla gelmişti. Lavender kupanın içinde yüzen yeşil parçalara baktı. "Bana bunun küf olduğunu söyleme." diyerek içeceği kokladı. Berbat kokuyordu. "İstersen söylemem. Denemeden seni hücrene götürmem." Lavender göz devirdi. Denemekten ne zarar çıkarak içkiyi dudaklarına götürdü. Yoğun kokusu yüzünden burnunu tıkamıştı. Dorcas merakla onu izliyordu. Lavender bir anda içeceğin hepsini kafasına diktiğinde Dorcas kupayı almaya çalıştı. "Dur dur! İçeceğini düşünmemiştim!" Lavender boş kupayı yere attı. Midesi anında bulanmıştı. Karnına giren krampla ağzını tuttu. "Olamaz." diyen Dorcas alt dudağını ısırdı. Lavender sersemce masadan kalkıp kusacak bir yer baktı. Başı hemen dönmeye başlamıştı. Dudaklarında hala küfün tadı vardı. "Sen bittin Dorcas!" dedi dişlerinin arasından tıslayarak. Yalpalayarak kolonlara tutundu ve dayanamayacağını hissettiğinde barda oturan adamın üzerine kustu. Sanki tüm midesi boşalmıştı bir anda. Adamın siyah pantolonunda kendi midesini görüyordu. Feri kaçmış gözleriyle kafasını kaldırıp adama baktı fakat... Fakat bu gerçek olamazdı. Karanlık bar ışığında bile fark edilebilecek yüz hatlarının tanınırlığı. Kocaman olmuş mavi gözlerinin dehşetle parlaması, boynundan yansıyan balıklar... Elini Maximillian'ın dizine koyup destek almak istercesine tutundu. Elleri kendi kusmuğunun içinde yüzüyordu fakat hissettiği şey yoğun bir özlem duygusuydu. Maximillian burada mıydı? Yoksa küf ona hayal mi gördürüyordu. Koyu turkuaz rengi paltosunun altında beyaz tertemiz bir gömlek vardı. Maxi hep böyle giyinirdi değil mi? Sarı saçlarının bir tutamı tek gözünü kapatacak kadar uzamıştı. Çıkık elmacık kemikleri, sarı kirli sakalı heybetli omuzları... "Maxi sen misin?" dedi Lavender sesini bulup konuştuğunda. Gözleri kendinden habersiz yaşları yanaklarına salmıştı. Dudaklarına akan gözyaşının tuzlu tadına küf karışmıştı. Maximillian üzerine kusan kadına şaşkınca bakıyordu. Kısacık kızıl saçlarına, parlak yeşil gözlerine ve burnunun etrafını süsleyen çillere. Feri kaçmış solgun cildiyle bile güzel görünen bu kızıl kimdi? "Benim." dedi şaşkınlığını koruyarak. Dorcas gelip de Lavender'ın ellerini kusmuğun içinden çıkardığında Maximillian bardan aldığı peçeteyle üzerini temizlemeye çalıştı. "Dur hayatım ben yaparım." Bir anda arkadan beliren bir kadın Maximillian'ın üzerini temizlemeye başladığında Lavender elleri titreyerek kadına baktı. Tüm vücudu titremeye başlamadan önce alnından ter damlaları süzülmüştü. Siyah saçlı beyaz tenli kadına hasetle baktı. "Siz kimsiniz?" Maximillian'dan gelen soruyla dikkati tekrar ona döndü. Ne saçmalamıştı. Soruyu kendisine mi yoksa Dorcas'a mı soruyor diye bakındı. Fakat gerçekten kendi yüzüne bakıyordu. Dudakları hayretle aralandı. "Lavender." dedi şaşkınca. Zangır zangır titremeye başlamıştı. Gözyaşları yanaklarında kurumuştu. Dorcas her an bayılacak gibi duran Lavender'ı omuzlarından tuttu ve Maximillan'a döndü. "Kusura bakmayın. İsterseniz masamıza buyurun özür mahiyetinde size birer içki ısmarlayalım. Lavender'ı temizleyip hemen döneriz." Lavender'ı zorla barın tuvaletine soktu. Lavender transa girmiş halde donuktu. Dorcas musluğu açıp Lavender'ın ellerini suyun altına soktu. Lavender girdiği şoktan soğuk su sayesinde çıktı. Ellerine baktı. Aynaya baktı. Dağılmış suratına şu çarptı. Islanan kahkulleriyle hızlı hızlı nefes alırken ağzını çalkaladı. Heyecan tüm bedenini sarmıştı. Maximillan buradaydı. Tam kapıdan hızlı çıkıyordu ki Dorcas onu bileğinden yakaladı. "Seni hatırlamıyor." dediğinde Lavender kızgın gözlerle ona döndü. Bileğini kurtardı. "Çünkü bar karanlıktı! Saçlarım kısacık!" Dorcas bir şey diyemedi. Belli ki Maximillan'da bir terslik vardı. Lavender hışımla lavabodan çıkıp masaya ilerledi. Islak suratındaki damlalar hareretinden kurumaya başlamıştı bile. Tüm vücudu yanıyordu. Masaya oturan Maxi'ye baktı. Yanındaki kadın da masada oturuyordu. Maxi kendisine doğru hışımla gelen kızıl kadına büyülenmiş bir ifadeyle bakarken Lavender oturağa oturdu. Masanın üzerinde duran Maxi'nin ellerine dokundu. Maxi kaşlarını çattı. "Beni hatırlamıyor musun Maximillan Owen." Şaşkın Maxi bir süre daha ellerine baktı. Lavender'ın ıslak ve soğuk eli aynı anda hem ürpertmiş hem de sıcak hissettirmişti. "Hafıza sorunum yok. Sizi tanımıyorum hanımefendi." Lavender hızla ellerini çekti. İnanamaz gözlerle bir Maxi'ye bir de yanındaki aptal kadına baktı. Sonra parmağındaki yüzüğe... Yüzük falan yoktu. "Nasıl tanımazsınız. Lavender Croft Şifacı." Dorcas gelip de böyle söyleyince Lavender ona hırsla döndü. Darmadağındı. Maxi'yi gördüğü anda dudaklarına yapışması gerekirken üzerine kusmuştu. Boynuna atlayıp sıkıca sarılacağı yer de ona adını sormuştu. Bu nasıl bir histi böyle tüm vücuduna elektrik akımı gönderiyordu. Tüyleri ürperdi. Tarnish ona bir şey yapmış olmalıydı. "Ah. Gemma'nın kızı. Kusura bakmayın tahmin etmeliydim. Öyleyse Gemma..." diyerek üzgünce kaşlarını çattığında Lavender hayretler içerisinde olayı izledi. Sarı saçlarını tutup yolmak istedi bir an. Nasıl hatırlamazdı. Bu nasıl mümkündü? "Öldü." dedi Lavender ruhsuzca. Maximillan anladım dercesine açık kalan dudaklarını kapadı. Oldukça zinde görünüyordu. Sağlıklı haline bakılırsa tek sorun zihnindeydi. "İnanılmaz." dedi Lavender. Herkes ona bakmıştı. "Hayatım daha ne kadar mahvolabilirdi ki? Tarnish'e çok büyük bir teşekkür borçluyum." Maxi'nin mavi gözleri duyduğu isimle kısılmıştı. "Tarnish de kim?" Lavender durdu. Ağzı şokla açık kaldı. Dorcas ve siyah saçlı kadın dahi şaşırmıştı. Maxi'de kesinlikle bir sorun vardı. "Ne... Sen... Nasıl? Bu? Hayır saçmalık. Onu öldürdün. Sen küçük büyücüsün." Maximillan aklını çorba eden cümleler karşısında Dorcas'a baktı. Kıyafetinden ötürü onun canavar avcısı olduğunu hemen anlamıştı. Maximillan o an Lavender'ı bir kez daha şoka uğratan o sözleri söyledi. "Ben büyük büyücüyüm. Koruyucu büyük büyücü."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD