2. Wren ve Dorcas

2609 Words
Yağmur toprağı delip Viserly’yi bataklığa çevirmeye ant içmişti. Yangının izlerini yok etmek istiyor gibi hırçınca yağıyordu. Lavender verandada oturmuş karşı evin bahçesindeki demir tenekeye bakıyordu. Yağmurun hızla tenekeye çarpışını ve ondan çıkan sese odaklanmıştı. Şurada kucağında Zaria ile oturduğu günleri düşünüyordu. Koşarak gelen Gemma siyah yağmurluğu verandaya varır varmaz üzerinden attı. Sırılsıklam olmuştu. “Amma da yağmur yağdı… Milly’lerin evinde çıkan zehirli sarmaşıkları kesmekten ellerim uyuştu. Ah delicesine yağıyor soğuk çok soğuk… Ateşi yaktın mı?” Tahta kapıyı açıp eski eve girdi. Derme çatma olan o eve döndüklerinden beri sanki her şey eskiye dönmüş gibiydi ama Rony yoktu… Maximillian yoktu… “Lavender ateşi yakmamışsın! Ben gidip Glen’den taze tereyağı alayım. Geçen hafta tedavi ettiğim çıbanın ücretini hala ödemediler. Karşılığında tereyağını almam iyi olur.” Gemma kendi kendine konuşuyor kendi kendine karar verip hareket etmeye devam ediyordu. Lavender artık sadece küçük bir yara izi olan karnını tutuyordu. Annesinin onu teselli etmesine bile izin vermemişti. Umurunda değilmiş gibi yapmıştı. Güçlü görünmek istemişti ama şimdi de içine attıkları yüzünden gözüne uyku girmiyordu. “Yağmur bir an önce dinse iyi olur hafta sonu Oswald bizi sahile götürecekti. Jaxon bir kafede işe başladı biliyorsun değil mi? Harika kekler yapıyor.” Siyah yağmurluğu tekrar giyindi ve koşarak gözden kayboldu. Lavender çaresizce derin bir nefes aldı ve parmağında duran yüzüğe baktı. “Neredesin?” Oturduğu sallanan sandalyeden kalkıp odunların bulunduğu ahıra girdi. Kovaya doldurduğu odunları eve taşırken kaç aydır Maxi’den haber alamıyor olması canını sıkmıştı. Savaş bittiyse neredeydi? Tarnish gerçekten ölmüş müydü? Ölmüş olmalıydı çünkü defalarca denemesine rağmen hiçbir emir onu buraya getirememişti. Şömineye attığı odunları tutuşturduğunda kapı çalmıştı. Gidip kapıyı açtığında kimseyi göremedi. Etrafına iyice baktı fakat kimse yoktu. “Şimdi de gaipten sesler mi duyuyorum?” Ensesini kaşıdı ve kapıyı kapattı. Şömineyle beraber ısınmaya başlayan evde kendini yapayalnız ve hastalıklı hissediyordu. Son zamanlarda başladığı örgüsünü eline aldı ve minderlerin üzerine oturdu. Gelecekteki çocuğuna bir şeyler örüyordu fakat Maximillian ortalarda olmadıkça o günün geleceğinden emin değildi. Kapı tekrar çaldığında bu defa örgüyü hızlıca kenara attı ve kapıyı açtı. Karşısında yağmurdan sırılsıklam olmuş çekik gözlü biriyle siyahi bir adam duruyordu. Lavender tanımadığı bu iki yabancı adama sorgularcasına baktı. “Merhaba hanımefendi ben yargıç Wren bu da Canavar avcımız Dorcas.” Siyahi adam kendilerini tanıttığında Lavender’ın ağzı beş karış açık kalmıştı. “İçeri girebiliyor muyuz? Her ne kadar canavar avcısı olsam da soğuk beni de etkiliyor.” dedi Dorcas. Çekik gözlerini daha da kısmıştı. Beyaz teni, geniş bir burnu ve ince dudakları vardı. Siyah saçları yağmurdan alnına yapışmıştı ve çenesinde tek tük sakalı vardı. Üzerinde zırha benzeyen bir kıyafet ve kılıç taşıyordu. Lavender bir an ürktü. “Tabi içeri geçin…” dedi şaşkınca kenara çekilerek. Beş büyük büyücüyü de artık resmi olarak tanıyordu. Daha önce yargıçla ve canavar avcısıyla tanışmamıştı. Wren yağmurluğunu köşeye bırakıp çamurlu ayakkabılarından kurtuldu ve ateş yanan şöminenin başına gitti. Saçlarını kazıtmıştı ve kalıplı güçlü bir yapısı vardı. Siyah takım elbisesiyle Viserly’ye tezat duruyordu. Üstelik şu an için Viserly’daki tek siyahi adamdı. Dorcas kılıcını somyaya bırakıp Wren’in yanına geçti. Lavender yanlarına gidip yapabildiği kadar sıcak bir gülümseme yaptı. “Ben Lavender. Gemma’nın kızıyım.” “O kadarını biliyoruz. Namınız aldı başını gidiyor hanımefendi.” Dedi Wren küstah bir bakış atarak. Lavender nasıl yani demek istedi fakat bu kabalık karşısında konuşamamıştı. Dorcas onunla yaşıt gibi görünüyordu fakat Wren Gemma’nın yaşlarında olmalıydı. “Tarnish.” Dedi Dorcas gözlerini belerterek. Daha sonra da yapmamalıydın der gibi kafasını hayır anlamında salladı. Ellerindeki deri eldivenlerden kurtulup yara bere içindeki ellerini gözler önüne sermişti. Lavender yaralara ruhsuzca bakarken alt dudağını ısırdı. Ne yani Wren şimdi onu tutuklamaya mı gelmişti. “Ben… Ben Tarnish… Ben. Gemma için yaptım.” Dedi gözyaşlarını hissederek. O kadar ağır bir bunalımdaydı ki bazen çok ruhsuz bazense tamamen duygusal olabiliyordu. “Kendinizi mahkemede savunursunuz Lavender Croft.” Wren’in sözleriyle bir damla yanağına süzüldü. Dorcas bir anda kahkahayı patlatınca Lav sıçramıştı. “Kızı amma korkuttun Wren. Önce bize sıcak bir çay yapmasına izin verseydin be adam.” Wren haklısın dercesine ah çekti. Daha sonra da şöminenin yanında duran eski minderlerden birini alıp oturdu. Dorcas minderin üzerindeki örgü bebek patiğine takılmıştı. Lavender’a bakıp karnını kontrol etti. “Bebek patikleri ne için?” dedi merakla yere oturarak. Lavender yutkundu. O an içinden yalan söylemek geçmişti. Karnında bir bebeği olduğunu düşünürlerse belki de yargılanmazdı. “Evliyim.” Diyebildi. “Ahh Koruyucumuz Maximillian ile evli olduğunuz söyleniyor tabii fakat kendisini göremedim. Birkaç aydır da meclise uğramıyor.” Wren’in sorgulayıcı bakışları altında ezildiğini hissediyordu. Dorcas minderi işaret etti. “Oturun lütfen. Bugün uzun bir gün olacak.” Dedi tek kaşını kaldırarak. Lavender istemsizce eteğini tuttu ve mindere oturdu. Eliyle eteklerini sıkarken gerilmişti. “Savaştan sonra haber alamadım.” Dedi. Sesi çatlamıştı. “Suratınızdaki ifadeden anlaşılıyordu aslında.” Dedi Dorcas ve derin bir nefes aldı. Wren ona yargılayıcı bir bakış attı. Lavender kirpiklerini kırpıştırıp yanan ateşi seyrediyordu. “Dorcas geçen yıl terfi etti. Canavar avcısı olan babasını kaybettikten sonra üç kardeşin arasından mucizevi bir şekilde seçildi ve şimdi tüm canavarların canına okuyor. Biliyor musunuz Dorcas üç kardeş arasında en çelimsiz olanıydı.” Lavender bundan bana ne dercesine Wren’e döndü. “Yaşayan bir kahin olduğunu duyduk. Bu kahinden gelen habere göre Gemma…” durdu. Lavender’ın göz bebekleri titreşiyordu. Lavender kahinin kim olduğunu elbette anlamıştı. Yaşayan tek kahin Tarnish’ti… İçinde eksik kalan parçalardan biri bir anda doluvermişti. Merak duygusuyla yanıp tutuşmaya başlamıştı. Maximillian’ın ölmediğini zaten biliyordu. Belki de gidip onları aramalıydı. Her ne deliğe girdilerse de bulmalıydı. “Gemma’nın yakında öleceğini söyledi değil mi?” dedi adama bakarak. Adamın siyah teninde parlayan gözleri onu doğrular nitelikle kısıldı. Kalın büyük dudaklarını birbirine bastırmıştı. “Siz bunu nereden biliyorsunuz?” dedi Dorcas tek kaşını kaldırarak. “Yaşayan tek kahin bir zamanlar benimle beraber yaşardı çünkü…” dedi. Wren ve Dorcas şaşkınca birbirine baktı. “Kimdi?” Lavender elbette onlara Tarnish demeyecekti. “Aizel’ın kızı.” Dedi sadece. Wren ve Dorcas tekrar anlamsızca baktılar. 400 yıl önce yaşamış birinin adını bilmelerine imkan yoktu. “Gemma’nın iki gün sonra öleceği haberini aldık. Anma töreninin ardından iki kardeşten biri büyük büyücü seçilecek. Bunun için buradayız. Büyük büyücü seçildikten sonra tutuklanacaksın.” Lavender yutkundu. Büyük büyücü olabilecek miydi ki? Ayrıca iki gün diyordu… Sadece iki gün… Gemma şu an her neredeyse bir an önce gelmeli ve evden asla ayrılmamalıydı. Hafta sonu sahile gideceklerdi daha… Kalbi acıdı. Çektiği tüm eziyeti bir hiç uğruna dönüşecekti. Sadece iki gün sonra her şey bitecekti… “Peki ya kaçarsam?” dedi Lavender. Dorcas istemsizce gülmüştü. “Dorcas buradayken hiçbir yere kaçamazsınız Lavender Croft ya da Lavender Owen.” Dedi küstah adam. Lavender derin bir nefes aldı. “Tüm bunları o çok kıymetli zincir kırılmasın diye yaptım! Sizi kurtardım fakat gelmiş beni tutuklamaktan bahsediyorsunuz!” Wren gözlerini devirdi. “Biliyor musunuz Lavender Croft. Cezanız idam olabilirdi eğer şu beş büyük büyücü olma olasılığınız olmasaydı. Belki de o gün orada ölmediğinize pişman bile olabilirsiniz.” “Haklısınız. Ölseydim şimdi Jaxon büyük büyücü olurdu annem ardında bırakacağı bir kızı olmadan rahatça ölürdü ve Maximillian’ın da zaten ruhu duymazdı ama ölmedim. Çektiğim bir sürü şeye rağmen hala yaşıyorum. Bebeğimi kaybettim. Maxi’yi kaybettim Tarnish’i kaybettim şimdi iki gün sonra annemi de kaybedeceğim. Tutuklansam ne olacak ki? Gemma’da gittikten sonra yapayalnız kalacağım.” “Bu sözleriniz canavar avcısı beni bile az kalsın duygulandıracaktı.” Dedi Dorcas alay edercesine. Lavender burnunu çekti. Gerçekleri böyle seslice dile getirmek canını yakmıştı. “Biliyor musunuz Lavender. Maxi gelse dahi bir bebeğiniz olmayacak.” Wren’in sözleriyle hızlıca ona dönen Lav gözlerinden ateş püskürtüyordu adeta. Tam ağzını açmıştı ki Gemma içeri girdi. Elinde poşete sarılmış tereyağı tutuyordu. Wren’i görünce şaşkınca kalakalmıştı. Dorcas’ı ise tanıyamamıştı. Geçen seneki anma törenine hastalıktan dolayı gidememişti ama giydiği zırhtan onun canavar avcısı olduğunu tahmin edebiliyordu. “Wren…” dedi üzerindeki yağmurluğu bırakarak. Wren ayağa kalktı ve uzaktan selamlaştılar. Gemma şaşkınlığını korurken kızı iyi mi diye kaçamak bir bakış attı. Lavender kızgın görünüyordu. “Bizi tutuklamaya mı geldiniz?” dedi yutkunarak. “İki gün sonra cenaze törenin yapılır yapılmaz Lavender Croft’u götüreceğiz.” Gemma’nın dili tutuldu. Lavender bağırdı. “Bir insana bu yapılır mı! Acımasızsınız!” “Sen de bir sürü suçluyu ve canavarı görsen bu soğukkanlılığa sahip olurdun Lavender.” Dedi Dorcas. Gemma titreyerek kızının yanına geldi. “Lavender… İyi misin?” “Değilim.” Dedi sesi çatlamıştı. Bir anda ağlamaya başlamıştı. Yarım saat sonra gözyaşları dindiğinde ve ateşin üzerinde güzel bir yemek piştiğinde Wren’le eski günlerden konuşur olmuşlardı. Dorcas kenardaki sütuna sırtını yaslamış kollarını göğsünde kavuşturmuş uyuyordu. Lavender bir müddet onu izledi. Yüzünde yara izleri vardı ve çelimsiz olmasına rağmen büyük büyücü seçilmişti. Wren bunu söylemeye getirmişti lafı. Lavender’da seçilebilirdi. Lavender’ın tek umudu büyük büyücülüğe kalmıştı şimdi. “Duyduğum habere göre Maximillian evli değilmiş.” Dorcas’ın mırıldandığını duyduğunda Lavender kaşlarını çattı. Gözlerini açan Dorcas kaşlarını kaldırdı ve bilmişçesine gülümsedi. “Tıpkı bekar biri gibi ortalıkta dolanan bir büyük büyücü olduğu söylentisi var. Maximillian’ı görenler onun 32 yaşında biri değil de 18’inde bir delikanlı olduğunu düşünmüşler. Evlisiniz öyle mi?” Lavender hayretler içerisinde dinlemişti onu. Bu da ne demekti böyle? “Pardon kimse düğünden haberdar değil de acaba adama tutulup kendi kafanızda bir düğün ve bebek uydurmuş olabilir misiniz?” Lavender yok artık dercesine Dorcas’a bakarken Dorcas ona alaycı bakışlar atmaya devam ediyordu. “Bugünlerde büyük büyücülerin yakasında çok kız oluyor anlarsınız ya.” Dedi kendini beğenmişçe saçını arkaya atarak. “İsterseniz cezanız bittiğinde benimle evlenebilirsiniz.” Bu bardağı taşıran son damla olmuştu artık. “Maximillian ile evliyim!” Lavender parmağındaki yüzüğü Dorcas’ın suratına doğru tuttu. Dorcas inanmış gibi durmuyordu. “Evet onlar evlendiler Dorcas. Küçük sade bir törendi ve Lavender aylar önce savaşta Tarnish tarafından aldığı darbeyle karnındaki bebeği düşürdü.” Dorcas şimdi inanmış gibi duruyordu. Gözlerini devirdi. “Şansımı deneyeyim dedim.” Diye ağzında gevelediğinde Lavender dudaklarını sıktı. Dorcas’ı kullanıp Wren’den kurtulma ihtimali var mıydı acaba? Hayır dedi kendi kendine. Zaten dalaverelerden bıkmıştı sürdüremiyordu bu saçmalığı. Bitkin bir ifadeyle kafasını eğdiğinde Gemma ile göz göze geldiler. Kadının kahverengi gözleri titriyordu. Dudaklarında acı bir tebessüm vardı. Yutkundular. Sadece iki gün sonra tamamen ayrılacaklardı. Gözleri dolmaya başladığında ateşin üzerindeki yemek fokurdamış ve dikkatleri dağılmıştı. Dorcas deri eldivenini giyip sıcak tencereyi aldı ve tahtanın üzerine bıraktı. Tepsideki kaşıklardan birini alıp hızlıca yemeğe daldığında Lavender hala kendini toparlayabilmiş değildi. “Ben canavar değilim.” diyebildi sessizce. Takım elbisesini kirletmeden yemeye odaklanmış Wren onu duymadı. Dorcas ise duymuş ve elinde kaşıkla kalakalmıştı. Tutuklanmak üzere bir canavar avcısıyla gelmiş olmaları Lavender’a kendini canavar gibi hissettirmişti. Dorcas yutkundu. Annesi iki gün sonra ölecek olan kıza fazla yüklenmiş olabilirler miydi? Fakat hayır yüzlerce insanın Tarnish yüzünden ölmesine sebebiyet veren bu kız göründüğü kadar masum değildi. Sirkelendi ve derin bir nefes alıp yemeye devam etti. Gece olduğunda yağmur tekrar başlamıştı. Lavender odasında oturup camdan dışarıyı seyrederken Maximillian hakkında söylenenleri düşünüyordu. Ne demek evli gibi değildi. Ne demek 18’inde biri gibi davranıyordu? Yoksa başka kızlarla mı yatıp kalkıyordu. Karnından yukarı doğru çıkan yanma hissiyle nefesini tuttu. Burnunun direği sızlıyordu. Ağlamamak için kendini zor tutmuştu. Hızlıca yatağından kalktı ve yeşil pelerinini giyindi. Salona geçtiğinde Wren’in gazete okuduğunu Dorcas’ın ise kılıcını temizlediğini görmüştü. Gemma kara kara öleceği saati düşünüyordu. “Nereye Lavender?” dedi Gemma düşüncelerinden sıyrılarak. “Jaxon’a haber vereceğim. Bu iki günü beraber geçirmeliyiz anne.” Gemma’nın nutku tutuldu. Bir şey diyememişti. Dorcas kılıcı kınına koyarak ayağa kalktı. “Bu saatte yürüyerek gitmeyi mi düşünüyorsunuz Lavender?” Lavender cevap vermedi. Neyle gideceğini ne yapacağını bilmiyordu. Sadece biraz hava alması gerekiyordu o kadar. “Sizi Jaxon’a ışınlayabilirim.” Dediğinde Gemma kendine gelip bir şeyler mırıldandı. “İyi olur Lavender bu saatte gidecek bir şey bulamazsın zaten. Lavender sana emanet Dorcas.” “Beni gidecek bir şeyim olmadığı için değil de kaçmayayım diye götürüyor olmayasın sakın büyük büyücü?” dedi Lavender ruhsuz bir ifadeyle. Dorcas güldü. “Bilmem iki sebepte makul.” Lavender bir şey diyemeden yanına gelmiş ve elinden tutmuştu. Anında Altemur’a ışınlandıklarında Lavender’ın nefesi karışmıştı. Kendini bir an boşlukta gibi hissettikten sonra buradaydı işte. Tarnish ve babasının mahvettiği Altemur, yağmurlu bir günün ardından ıssızlaşmıştı. Evlerin bacalarından duman tütüyordu. “Kafesi az ileride. Kendim gidebilirim. Eve dönseniz iyi olur. Babam ile eve geri dönerim.” “Üç kişiyi birden ışınlayabiliyorum merak etmeyin. Sizinle gelmek zorundayım.” Lavender ısrar etmedi. Dikkat çekmek de istemiyordu. Şüpheli bir hareketinde evden bile çıkamayabilirdi. Dorcas ile caddede sessizce yürürken Maximillian’ın söylentilerini düşünmeye devam etti. “Ne demek 18’inde biri gibi… Nasıl evli olmaz?” dedi isyan edercesine. Dorcas derin bir nefes aldı. “Belki de sizden sıkılmıştır.” Lavender aniden durduğunda Dorcas da durakladı. “Belki de…” diyebildi sadece fakat kendi söylediği şeye inanmamıştı. “Hayır benim Tarnish’i dirilttiğimi bilmesine rağmen bana geri döndü. Beni affetti. Benden sıkılmasına imkan yok.” “Başka bir şey olmalı…” dedi yürümeye devam ederken. Jaxon’ın kafesine gelmişlerdi. Küçük şirin kafenin önünde yağmurdan ıslanmış bir kedi yatıyordu. Tentenin altında huzurla uykuya dalmıştı. Dorcas eldiveni çıkarıp kedinin başını okşadığında kedi mırlamaya başlamıştı. Jaxon camekanın ardında onları gördüğünde hemen yanlarına geldi. “Lavender! Bu saatte ne işin var tam da kafeden çıkacaktım.” Lavender’ın boğazı düğümlendi. Jaxon hem şaşkın hem de mutlu bir ifadeyle kardeşinden cevap beklerken Dorcas hala kediyle uğraşıyordu. “İçeri geçelim Jaxon. Oturmaya ihtiyacın olacak.” Jaxon’ın kaşları çatıldı. Uğursuz bir şeyin geleceğini anlamıştı. Beraber yuvarlak masalardan birine oturduklarında Dorcas göz ucuyla onları kontrol ediyordu. “O adam kim?” dedi Jaxon huysuzca. “Beş büyük büyücüden biri. Beni iki gün sonra tutuklamak için geldiler.” “Ne?” Jaxon’ın gözleri faltaşı gibi açıldı. Büyük bir gerginlikle oturduğu yerde dikleşti ve masanın üzerinde ellerini birleştirdi. “Neden iki gün sonra?” Lavender tekrar ağlamaklı olmuştu. Elleri titredi. Dudaklarını açıp bir kelime daha etse gözyaşları gözlerinden firar edecekti. Dorcas içeri girip duvara yaslandığında Lavender hala konuşamıyordu. “Gemma’nın cenaze törenini bekledik.” Jaxon bir an öylece donakaldı. Gözleri masanın üzerindeydi. Duyduklarını sindirmek için birkaç dakikaya ihtiyacı vardı. “Na… Nasıl…” “Kahinin söylediğini hatırlıyor musun? Gemma’nın cenaze törenini gördüğünü söylemişti. Yakın bir zamanda…” “Ama onun üzerinden aylar geçti…” “Muhtemelen bir yıl içinde olacağından bahsediyordu.” Dedi Lavender yutkunarak. Kardeşinin ellerini kavradı ve birbirlerine bakarak ağlamaya başladılar. Dorcas gözlerini devirmişti. “Bir an önce toparlan Jaxon. Gideceğiz yasınızı bekleyecek zamanım yok.” Jaxon öfkeyle masadan kalkıp Dorcas’ın yakasından kavradığında Lavender ufak bir çığlık atmıştı. Dorcas ile burun buruna gelen Jaxon ağzından tükürükler saçıyordu. “Laflarına dikkat et!” “Hadi ama ne dedim ki?” diyen Dorcas kılını dahi kıpırdatmamıştı. Lavender kalkıp Jaxon’ın ellerini Dorcas’tan kurtarmaya çalıştı fakat başaramamıştı. En sonunda Dorcas elini Jaxon’ın göğsüne koyduğunda ve Jaxon birden birkaç adım geriye sürüklendiğinde rahat bir nefes alabilmişti. Jaxon’a zarar vermeden bunu yaptığı için minnettardı. “Babanızı da getirin gidiyoruz.” Diyen Dorcas yakasını düzeltti ve kafeden çıktı. Jaxon gidip Oswald’a haber vermişti. Oswald ağlayarak kafeye geldiğinde Lavender uyuyan kediyi seyrediyordu. Oswald gelir gelmez Dorcas hepsiyle bir şekilde temas kurup Viserly’ye ışınlandı. Gece uzayıp gidiyordu. Şöminenin ateşi söndüğünde tekrar ahırdan odunlar getiriliyordu. Lavender dikkatini dağıtmak için bebek patiği örerken Jaxon Wren ile Lavender’ın cezası hakkında konuşmaya başlamıştı. Oswald ve Gemma el eleydi. Bütün gece o şekilde kalacaklarını biliyorlardı. Uyku vakti geldiğinde Gemma ve Lavender, Lavender’ın yatak odasına çekilmişti. Erkekler salonda beraber uyuyorlardı. “Gidiyorsun demek…” dedi Lavender annesine bakarak. Gemma birden tebessüm etti. “Belki de doğru zamanı gelmişti Lavender. Ben bu dünyadaki görevimi yerine getirdim… Sıra sende…” “Biliyorsun Jaxon da var. Büyük büyücü olmayabilirim.” “Hayır sen olacaksın bunu hissediyorum.” Lavender’ın gözleri yine doldu. “Yeter artık ağlama gözlerin şişti.” Lavender burnunu çekti. “Maximillian geri dönecek mi sence?” demişti istemsizce. Belki de annesine sorduğu bu soru bencilceydi ama merak etmeden duramıyordu. “Onu bulacaksın. Büyük büyücü olduktan sonra onu aramaya çık. Gerekirse dünyanın öbür tarafında olsun yine de git.” “Gideceğim.” Diyebildi kırılmış sesiyle. Gemma gülümseyip kızının alnına bir öpücük kondurdu ve elini Lav’ın karnına koydu. “Torunlarıma beni anlat.” Lavender güldü. “Anlatacağım.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD