3. Ölümü Beklemek

1937 Words
Yağmurun ardından Viserly güzel bir güne uyanmıştı. Lavender elinde sepetiyle pazarda geziyordu. Gemma’ya güzel kekler çörekler pişirmek için malzeme alması gerekmişti. Bir metre uzağında yürüyen Dorcas ile beraber pazarda gezmek sinirini bozsa da gülümsemeye çalıştı. Kızıl saçlarını yandan örmüş güzel açık mavi bir elbise giymişti. Yerler hala ıslak olduğu için hafif topuklu çizmeleri vardı ayağında. Güneş gören çilleri hemen kendini belli etmişti. Elmaların olduğu tezgâha bakarken Dorcas yanına gelmişti. “Bir tane alıyorum.” dedi tezgahtar kadına bakarak. Tezgahtar kadın onun büyük büyücü olduğunu anlayınca sevinmiş ve hepsi senin dercesine elmaları eline tutuşturmuştu. “Bir tane yeterli.” Diyen Dorcas’ın kucağı yeşil elmalarla doluydu şimdi. Lavender istemsizce tebessüm ettiğinde Dorcas kaşlarını çattı. “Sen gülümseyebiliyor muydun?” dedi şaşkınca. Lavender gözlerini devirip Dorcas’ın kucağından birkaç elmayı aldı ve sepetine attı. “Ne saçma sorular soruyorsun.” Pazarda ilerlemeye devam etti. Dorcas “Hey baksana şu sepeti bana ver elmalar düşüyor…” Lavender ona dönüp sepeti açtığında bir şey sırtına çarpmıştı. Dorcas’a doğru düştüğünde Dorcas refleksle elmaları bıraktı ve Lavender’ı kollarından tuttu. Çekik gözleri şaşkınca büyümüştü. Lavender hızla kendini toparlayıp arkasını döndüğünde şapkalı bir adamın sırtını gördü. Kalbi hızla çarpmaya başladığında dudakları açık kalmıştı. Elinde tuttuğu sepeti hissedemiyordu. Adamın ensesinde gördüğü sarı tutamları, geniş omuzları, krem rengi paltosunu ve bağcıkları açık kalan çizmeleri… Bir el kalbini sıkıştırıyordu sanki. Nefesi kesilmişti. Adamın koluna yapıştığında kalbi ağzında atıyordu. Dorcas şaşkınca ona bakarken elmaları sepete yerleştirdi. Adam kolunu hızla ondan kurtarıp önünü döndüğünde hayal kırıklığı Lavender’ın yüzündeydi. Sıradan bir adam nasıl olur da Maximillian’a bu kadar benzeyebilirdi. Canı sıkılmış gözleri dolmuştu. “Pardon çekilebilir misiniz?” diyen adama donmuş halde bakarken dudakları titriyordu. “Şu Maxi sarışın mıydı?” diye soran Dorcas giden adamın arkasından baktı. “Birkaç ay daha gelmezse ondan nefret edeceğim.” Dedi Lavender eteğini sıkarak. Ne çörekler umurundaydı ne de Dorcas’ın elinde kalan sepeti. Hışımla pazarı terk ettiğinde Dorcas hızına zor yetişmişti. Beraber eve geldiklerinde Jaxon çoktan yemek yapma işini devralmıştı bile. Bir şeyleri kırıp parçalamak istiyordu ama şu an önemli olan Maximillian değildi. Gemma birkaç gün sonra dünyadan ayrılacaktı. Kalbi sıkışmıştı. Derin bir nefes alıp ağlamamak için dudaklarını sıktı. Oysa pazarda o adamı görmeseydi boşu boşuna ümitlenmeyecekti… Yarım saat sonra piknik sepeti hazır olduğunda bir at arabası evlerinin önünde onları bekliyordu. Gemma at arabasıyla gitmek istemişti. Viserly’yi son kez görmek veda etmek istiyordu. Bulutların ardına saklanan güneşin eşliğinde yavaş yavaş gidiyorlardı. Dorcas pazardan aldığı elmaları ekibe dağıtmıştı. Hep beraber kütürdeterek elma yemeleri Lavender’ın sinirini bozuyordu. Yanında oturan Jaxon’a baktı. Jaxon uzaklara dalmış nemli gözlerle denize yansıyan güneşi izliyordu. Kızıl saçlarına vuran güneş saçlarını pasparlak gösteriyordu. Maximillian’ın ona yaptığı iltifatı hatırladı. Saçlarım böyle mi görünüyordu diye düşünmeden edememişti. O an Gemma öldükten sonra anılarının geri geleceğini hatırlamıştı. Jaxon’ın elini tuttu. Önce derin bir nefes alan Jaxon yavaşça Lavender’a baktı. “Tüm bunlar çok saçma.” Diyen Jaxon alt dudağını dişliyordu. “Tarnish’i annemizi iyileştirsin diye dirilttin fakat o yine de ölüyor. Ne doğru düzgün bir anımız var ne de ilişkimiz…” dedi. İkisinin de gözleri dolduğunda ağlamamak için dudaklarını birbirine bastırdılar. Lavender aynı hareketleri yapıyor olmalarına karşın gülümsemesini bastıramadı. “Gerçekten ikiz olmalıyız.” Dedi. Jaxon da tebessüm ettiğinde Dorcas onlara doğru bir elma fırlatmıştı. Sahile geldiklerinde Wren at arabasını durdurdu ve hep beraber denize yakın bir yere sofra kurdular. Rüzgar esiyordu. Güneş kumları ısıtmıştı. Lavender ayakkabılarını çıkarıp sıcak kuma dokunurken kumun altına gömülü olan deniz kabuklarını yüzeye çıkardı. Ellerinden kayıp giden kum tanelerinin arasından parlayan beyaz deniz kabuğunu elbisesinin cebine atarken Gemma’nın kahkahasıyla ona döndü. Mutlu görünüyordu. Belki de acı çektiğini yansıtıp son günlerini mahvetmek istememişti. “Böyle olmaz buraya kadar geldikten sonra suya girmezsek ayıp olur!” Oswald Lavender’ı kolundan tuttuğu gibi denize sürükledi. Lavender güçlü bir direnişle karşı çıksa da babası ondan daha güçlü çıkmıştı. Su dizlerine kadar geliyordu. Ayağı boşluğa denk gelip suya battığında küçük bir çığlık atmıştı. Oswald rahattı. Lavender’ın suya batmasıyla kahkahalara boğulurken Jaxon da üstünü çıkarıp suya girmişti. Wren, Dorcas’a baktı. “Yaşıtların eğleniyor Dorcas. Sen de onlara katılmak ister misin? Ne de olsa bir gün sonra yine canavarlarla uğraşman gerekecek.” Dorcas tereddütle Wren’in kara gözlerine baktı. Haklıydı ama onlar arkadaşları değildi. Kendini Lavender’ın yanında kötü hissediyordu. Onu tutuklamaya gelmiş biri nasıl olur da onunla beraber eğlenmeye çalışırdı ki? “Hadi ama düşünmene gerek yok git işte.” Dorcas’ı zorla ikna edip gönderen Wren bir baba gururuyla Dorcas’ı izledi. Büyük büyücü olmadan önce öyle çelimsiz ve korkaktı ki… Üzerini çıkardığında sırtındaki yara izlerini gördü. Bazısı henüz yeni açılmış yara izleriydi bazısı bir yıl öncesine ait derin izler… Üzerindeki zırhı çıkardığı anda zapzayıf ve cansız kalmıştı. Ona ait ne varsa zırhta saklıydı sanki. Derin bir iç çekti. Belki de en zahmetli görev canavar avcılarına aitti. Lavender tutuklandıktan sonra Tarnish’in izini sürmesini isteyecekti. Bir canavar olan Tarnish’i ancak bir canavar avcısı alt edebilirdi. Şimdiden buna üzülmüştü bile. “Kadersiz çocuk.” “Büyük büyücü olmak bence de bir kadersizlik.” Dedi Gemma Wren’in aklını okumuş gibi. “Düşünsene, seçildikten sonra bir zincirin içine giriyorsun. Görevlendirildiğin şeyi yapmak zorundasın. Kaderine aykırı bir şekilde ölürsen zinciri bozup herkesin hayatını mahvediyorsun…” “Bu kural büyük büyücülerin birbirlerini kollamaları için konuldu Gemma. Sense bunu Tarnish’i canlandırmak için fırsat bildin.” “Hayatını mahvetmemi mi yeğlerdin Wren.” Wren bir süre sessiz kaldı. Gemma öyle düşünmüştüm der gibi tebessüm etti. “Benim hayatıma karşılık binlerce insanın hayatı gitti. Bunu bu açıdan düşündün mü peki?” Gemma konuşamadı. Tarnish geri döndüğünden beri bir sürü kişi ölmüştü. Rony, Suzy ve zavallı oğlu Luke’u hep özleyecekti. Savaş meydanında sivil halkı öldürüp öldürmediğinden emin değildi ama bu Tarnish’ti. Onun sebep olduğu iblis istilasında bir sürü insan ölmüştü. “Tüm bunlar kaderin bir oyunuydu Wren.” “Bu da ne demek şimdi?” “Rowen Tarnish’i diriltmemiz için beni ve kızımı seçti. Tarnish babasının planları sayesinde hayata döndü. İnce yapılmış bir planla amacına kavuştu fakat bu defa kızı da büyük büyücülerde ondan daha güçlüydü. Rowen kendi kazdığı kuyuya düştü ve ben bir şeye inanıyorum.” Oswald merakla eski karısını dinlerken Wren denizi izliyordu. Kulağı Gemma’daydı. “Ben öldükten sonra Lavender şifacı büyücü olacak ve Tarnish’i alt eden kişi o olacak.” “Hadi ama! Lavender’ın onu öldürmek için binlerce fırsatı vardı Gemma. Yapmadı. Tarnish henüz güçsüzken bunu yapabilirdi. Büyüyene kadar neredeydi?” “Tarnish’i şahsen tanıdın mı sen hiç?” “Şimdi bana burada o canavarı savunmayacaksın değil mi? Eğer ölmüyor olsaydın çoktan zindanlara gitmiştin.” Gemma bilmiş bir edayla tebessüm edip derin bir nefes aldı. “Tarnish küçüklüğünden beri doğru düzgün yetiştirilmemiş biri. Babası yeraltından kaçan bir iblis ve katil… Ellerini kana bulamadan Tarnish sayesinde yüzlerce insandan kurtuldu. Anlamıyor musun Tarnish sağlıklı biri değil.” “Lavender onu iyileştirdiğini mi düşünüyordu. İyileştirecek ve öldürmeyecek miydi? Hah ne komik?” “İster inan ister inanma ama Tarnish insanlığa yaklaşmıştı. Lavender’a asla kötülük yapamadı. Onu yıllar öncesinde kavanoza hapseden küçük büyücüyle bile aynı ortama soktu fakat Tarnish ona dokunamadı.” “Çok duygulandım doğrusu.” Dalga geçen Wren umursuzca keklerden birini ısırdı. Gemma onu Lavender’ı tutuklamaktan vazgeçiremeyeceğini fark etmişti. Yine de denemeye değerdi. Wren bu kadar kalpsiz olamazdı. “Öyleyse bebeğini kim öldürdü Gemma?” Gemma sustu fakat diyecek son bir sözü vardı. Keşke bunu onlara anlatmasaydım diye düşünse de pişman olacak vakti kalmamıştı. “Amaç bebeğini öldürmek değildi bilseydi yapmazdı da. Öldürmek isteseydi Lavender’ı kalbinden vururdu karnından değil.” “Yarın cenazeniz var Bayan Croft. Boşa nefes tüketmeyin.” Gemma gözlerini devirip suda eğlenen çocuklarına baktı. Dorcas suya girip Jaxon ve Lavender’a yanaştığında ikisi de birden gerilmişti. Lavender ıslak saçlarını gözünün önünden çekip üzerine yapışan elbisesini çekiştirdi. Oswald gerilen ortamı fark edip Dorcas’ın üzerine su attığında Dorcas önce şaşırmış ardından gülümsemişti. “Kaç yaşındasın sen? Canavar avcısı olmak için fazla küçük ve zayıf duruyorsun!” Jaxon memnuniyetsiz bir suratla Dorcas’ı süzerken Dorcas sırtındaki yaraları göreceğinden bir tutam endişe duymuştu. Daha bir yıldır büyük büyücüydü fakat yaraları yıllarca oluşmuş gibiydi. Acemi olmasının bedelini vücuduyla ödemişti. “Büyük büyücü seçilmek için bir beden ve yaş kalıbına ihtiyacın yok. Bunu en iyi küçük büyücüden biliyor olman gerekirdi.” Lavender’ın suratı anında asılmıştı. Neden şimdi ondan bahsetmek zorundaydı ki? Sinirlenip sudan çıkmaya karar verdiğinde Jaxon Dorcas’a küçümseyici bakışlar atıyordu. Bir şeyler söylemek için hışımla dönen Lavender Dorcas’ın sırtındaki yaraları görerek bütün laflarını yutmuştu. Yutkundu ve yara izlerine baktı. Kocaman bir çizik omzundan başlayıp belinden daha aşağılara iniyordu. Sonunun nerede bittiğinden emin olamamıştı. Sol kürek kemiğindeki el büyüklüğünde bir morluk, belinde delinmeye benzer yuvarlak bir iz vardı. Bazı çizikler yeni olmuştu ve kabuk bağlamış gibi duruyordu. Ensesinde dahi izler ve çizikler vardı. Dorcas arkasını dönüp Lavender’ın kendisine baktığını görünce hızla bedenini suya gömdü ve kıyıya kadar su altında yüzmeye devam etti. “Öyle bakmamam gerekirdi.” Diye söylenirken Dorcas’ı incitmiş olabileceğini fark etti. Sudan çıkan Dorcas ıslak olmasını umursamadan zırhını ve kıyafetlerini hızlıca giyindi. “Artık büyük büyücü olmak istemiyorum galiba.” Dedi Jaxon. Lavender ona katılıp katılmama konusunda kararsız kalmıştı zira son dönemlerde uğraştığı şeylere insani güçler yeterli gelmiyordu. Sudan çıkıp morali bozulan Dorcas’ın yanına yürüdü. İnsanlar için üzülmekten sıkılmasına rağmen hala birilerini umursamaya devam ediyordu. Lanet vicdanı yüzünden ne hallere düşmüştü yine de akıllanmıyordu. Dorcas’ın yanına kumlara oturduğunda ayaklarına yapışan sıcak kumlarla biraz daha iyi hissetti fakat titremeye devam ediyordu. Dorcas ufuk çizgisine doğru bakarken Lavender derin bir nefes çekti içine. “Yarın tutuklanacağım nasılsa… Bir mahkumun son gününde ona kırılmak haksızlık olur.” Dorcas istemsizce güldü. “Sana kırılmadım.” Dedi ona dönerek. Islak saçları alnına yapışmıştı. Tek gözünde çift göz kapağı vardı ve şakak damarlarında kum taneleri kalmıştı. Lavender tebessüm etti. Kırılmadığını öğrenmesi vicdanını susturmuştu. “Titriyorsun.” “Birazdan ısınırım.” Diyen Lavender kollarını göğsünde kavuşturdu. Dorcas onun ıslak kızıl saçlarının koyu rengine baktı. Birazdan güneş, kızıl saçlarını eski ihtişamına kavuşturacaktı fakat neden bunu yapması için güneşi bekliyordu ki? Neden güneş gelmeden önce bir hamle yapmayı denemiyordu. Ne kaybedecekti? Elini kaldırıp Lavender’ın çenesinden tuttuğunda Lavender donakaldı. Yüzünü kendi yüzüne çevirip kızın yeşil gözlerine bakarken derin bir iç çekti. Canavarlar arasında kala kala belki de kızları ihmal etmişti. Lavender gözüne o yüzden bu kadar cazip görünüyor olabilir miydi? Uzaktan onları seyreden Gemma ve Wren ne olacağını çatık kaşlarla seyrediyordu. Dorcas ne yapmaya çalışıyordu? Gemma sesini çıkarmadı. Eğer bu Lavender’ın zindanlardan kaçış yoluysa ona karışmayacaktı. “Birazdan ısınacağını beklemek yerine neden şimdi ısınmıyorsun?” Dorcas’ın sözleriyle şaşkına dönen Lavender şimdiden Maximillian’ı aldatmış gibi hissediyordu. Dorcas’ın dudaklarına sadece santimler vardı. Kendini geri çekmezse ihanetle bir kez daha yerin dibine girecekti. Kendini geri çekeceği an Dorcas’ın elinden çenesine gelen sıcaklıkla gözleri kapandı. Islak saçlarının kuruduğunu, üzerine yapışan elbisenin hafiflediğini hissetti. Dorcas, Lavender’ın gözlerini kapamış olmasından güç alarak ona biraz daha yaklaştığında Lavender kafasını hızla denize çevirdi. “Bu inanılmaz!” dedi sahte bir heyecanla elbisesini tutarak. Az önceki yakınlaşma hiç yaşanmamış gibi rol yaparken Dorcas’ın yüzüne bakamıyordu. Dorcas alt dudağını ısırarak kafasını yana çevirdi ve kendi yerine çekildi. “Belli ki zamanını bekleyerek harcamak senin hobin.” Dedi ağzının içinde. Lavender duymazdan geldi. “En azından beni baştan çıkarıp zindanlardan kurtulmaya çalışmıyorsun. Bu sırtımdakilerden daha yaralayıcı olabilirdi.” Lavender huzursuz derin bir nefes aldı ve Dorcas’a döndü. “Artık yalan yok, kandırmak yok. Yeni yalanlara gücüm yetmez ya da yeni ilişkilere…” Sadece bir kez birine aşık olmuştu onda da alabileceği en büyük yaraları almayı başarmıştı. Bir kez daha birine aşık olabileceğini zannetmiyordu. Maximillian’ı aklından çıkarabildiği bir saniye bile yokken başkasının zihnine girmek acımasızca olurdu. “Zindanlarda baş başa geçireceğimiz vakitler elbet olacaktır Lavender Croft. Zindanlarda başka kızlar olmayacağı için şansımı sende denemeye devam edeceğim.” Lavender istemsizce güldü. “Zindanlara gireceğimden o kadar eminsin ha Dorcas?” Dorcas şaşırdı. “Ne demek istiyorsun? Bir planın mı var?” Lavender bir şey demeden sustu. Bir planı yoktu fakat içinden bir his zindanlara girse bile o kadar uzun kalmayacağını söylüyordu. Şimdilik bu hisse sıkıca tutundu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD