4. Dünyanın Öbür Ucu

1545 Words
Taştan yapılmış eski bir harabenin içinde ayakta dikiliyorlardı. Taşların arasından fırlayan sarmaşıklar arasında ötüşen kuşlardan başka ses yoktu. Eski bir masanın önünde öylece boşluğa bakarlarken Lavender konuşacak gücü kendinde bulamıyordu. Üzerinde kırmızı düz bir elbise vardı. Yakasına Gemma’nın en sevdiği çiçeklerden takmıştı. Saçlarını yasa uygun şekilde tepesinde toplamıştı fakat birkaç tutamı gözleri önünde salınıyordu. Gemma, eskiden tapınak olan bu yerde olmak istemişti. Tepedeki harabeye dönmüş tapınağa artık kimse uğramıyordu. Bazı geceler aşıkların mekanına dönüşen tapınak bazı geceler sarhoşların evi oluyordu. Şimdiyse Gemma’nın ölüm yeri olma görevini üstlenmişti. Masasın üzerindeki mumlar sıcak yaz gününde esen hafif rüzgarla titreşirken Jaxon gergince ağlamamaya çalışıyordu. Oswald Gemma’nın elinden tutarken Wren ve Dorcas sessizdi. Gemma ne zaman öleceğini bilmiyordu ama korkuyordu. Her an ölebilirdi fakat neden bu durgun günde ölmesi gerektiğini anlayamamıştı. Ortam öyle gergin ve sessizdi ki ruhu daralmıştı. “Kalp krizi mi geçirmem gerekiyor?” dedi Gemma dayanamayarak. Wren derin bir nefes çekip ona döndü. “Kahin nasıl öleceğinden bahsetmemiş fakat burada ölebileceğin bir neden göremiyorum Gemma.” “Ben de onu diyorum.” Diyen Gemma kaşları çatık etrafına baktı. Taş duvarların arkasında büyüyen ağaçlara, sarmaşıklara, tepedeki güneşe… Olağandışı hiçbir şey yoktu. Bu onu daha fazla korkutmuştu bir anda. “Saat kaç?” dedi Dorcas Wren’e bakarak. Wren kolundaki yadigar saate bakıp saati söylemek üzereyken masadaki tüm mumlar ani bir rüzgarla sönmüştü. Lavender rüzgarla gözlerini kapattı ve masaya tutundu. Masanın arka tarafında bir toz bulutu havaya doğru yükseldiğinde Gemma kalbini tuttu sancıyla. Oswald Gemma’yı omuzlarından kavrarken Lavender kısık gözlerle masanın arkasındaki toz bulutuna bakmaya çalışıyordu. Masaya yapışık mumlar sağa sola fırlarken Wren ve Dorcas olası bir saldırı için pozisyon almışlardı. Güneş bir anda bulutların arkasına geçtiğinde harabeyi gölge sarmıştı. Toz bulutunun arasından yükselen simsiyah tül bir elbise görebilmişti Lavender. Tül bedenin arasında uçuşup duruyordu. Upuzun beyaz saçları bedeniyle beraber etrafında salınırken toz bulutları yavaşça gitmişti. Hızla dönen kadın bedeni yavaşlayıp da kafası önüne eğik halde durduğunda Gemma’nın tüyleri diken diken olmuştu. Uzun boylu kadının kim olduğunu gayet iyi biliyordu. Wren ve ikisi şaşkınca ona bakarken Lavender Gemma’ya döndü. Gemma’nın gözlerinden düşen damlalarla annesinin canlı bedenine son kez baktığını anladı. Gemma kalbini tuttuğu elini daha fazla sıkarken bedeni zangır zangır titriyordu. “Tarnish.” Dedi Gemma korkuyla fısıldayarak. Lavender tekrar kadına dönmüştü. Tarnish kafasını kaldırmış ona bakıyordu. İliklerine kadar korkuyu hissetti. Gerçek bedeniyle duran Tarnish tam karşısındaydı. Masmavi gözleri hedefine yeşil gözlerini almıştı. Yok denecek kadar az olan sarı kaşları, soluk pembe dudakları, çıkık elmacık kemikleri, zayıf ve sivri çenesiyle insan olamayacak kadar muhteşem duruyordu. Dümdüz beyaza çalan sarı saçları neredeyse dizlerine kadar geliyordu. “Rowen formülü en başından beri biliyordu.” Diye fısıldadı gerçek sesiyle. Öyle tiz ve rahatsız edici bir sesi vardı ki Lavender karşısında duran kişinin Tarnish olduğuna inanmak istemedi. O kadar farklı o kadar tuhaf biriydi ki onunla aylar geçirmiş olabildiğini hazmedememişti. “Dorcas yakala onu!” “Durun!” Oswald bağırdığında Dorcas’ın eli kınında kaldı. Gemma kapalı gözlerle yere yığıldığında Lavender’ın kalbi ağzında atıyordu. “Görevimi başarıyla yerine getirdiğime göre. Hoşça kal eski sahip.” Lavender tekrar Tarnish’e bakamadan toz bulutu ortaya çıkmış ve Tarnish kaybolmuştu. Gemma’nın yanına koştu. Beyninde Tarnish’in sesi uğuldarken gözleri ondan bilinçsizce yaşlar döküyordu. Jaxon annesinin beline sarılmış ağlarken Oswald sessizce Gemma’nın elinden tutuyordu. “Tarnish’in gerçek bedenini görmeyi kaldıramadı.” dedi Oswald. “Onu gördüğümde benim bile bir saniyeliğine kalbim durmuş olmalı…” dedi sonlara doğru kısılan sesiyle. Lavender bu olanlara inanamıyordu. Tarnish yine hayatlarındaydı ve Gemma’nın ölüm sebebi olmuştu. “Gençliğimizde bize neler çektirdiğini bilemezsin Lavender. O uzun zayıf bedeninin gölgesini dahi görsek korkudan titrerdik.” Lavender konuşamıyordu. Damağına tünemiş bir yumru tüm kelimelerine zincir vurmuştu. Gemma’nın hala sıcak olan alnına bir öpücük kondururken elinden hiçbir şey gelmiyor oluşunun acısıyla yüreği sızladı. Tüm vücudu ateşler içine atılmış gibi yanıyordu. Elleri titriyor zihni karmakarışık görüntülerle gidip geliyordu. Kolunda hissettiği yanmayla geriye çekildiğinde elbisesini sıyırıp koluna baktı. Gözyaşları yanaklarında kururken ağzı açık kalmıştı. Bir simge kolunda yayılarak kendine yer bulmaya çalışıyordu. “Bu…” dedi şaşkınca ize bakarak. Herkesin dikkati bir anda ona çevrilmişti. Bir yandan bedeni yanıyor bir yandan zihnine kaybettiği anıları doluşuyordu. Oswald’ın onu kucağında salladığı hatta ters çevirip saçlarıyla evi süpürdüğü, Jaxon ile şömine başında okuma öğrenmeye çalıştıkları anı, hep beraber pazarda gezerken babasının omuzlarında tüm pazarı seyrettiğini… Oswald ve Gemma’nın mutlu bir şekilde salondaki somyada uyuduklarını ve Jaxon ile muziplik yapmak için üstlerine hopladıklarını… “Bu haksızlıktı…” diye fısıldadı. Vücudundaki yanma geçtiğinde anılarını bir kenara bırakıp koluna baktı. Beş kuyruklu balık tam orada parlıyordu… “Lavender Croft. Sıradaki Şifacı büyücümüz sensin.” dedi Wren. Jaxon ile göz göze geldiğinde Jaxon’ın memnuniyet dolu gözlerini fark etti. Annesini bırakıp Lavender’ın yanına geldi ve ona elini uzattı. “Her şeye rağmen ayağa kalkmalısın büyük büyücümüz.” Lavender gözleri dolarak Jaxon’ın elini tuttu ve ayağa kalktı. Gemma ölümüyle beraber onlara iki şey bırakmıştı. Kalbindeki boşluğun anılarıyla dolmasıyla daha huzurlu hissediyordu. “Hatırlıyor musun? Çamur banyosu yaptığımız o günü…” diyen Jaxon burukça gülümsedi. Lavender sadece kafa sallamıştı. Biraz sonra ikisi birbirine sıkıca sarıldığında Oswald, Gemma ölmüş olmasına rağmen gülümsedi. “Gemma’yı güzelce yollayalım. Ardından zindanlara.” diyen Wren iki kardeşi birbirinden ayırmıştı. Lavender büyük büyücü güçlerini henüz fark edecek durumda değildi fakat yine de kendini daha iyi hissediyordu. Uzun zamandır taşıdığı yükten kurtulmuşçasına hafifti oysa Gemma gitmişti. Böyle hissettiği için suçladı kendini. “Merak etme büyük büyücü olan herkes senin gibi hissetti. Güçlerine kavuşmak böyledir. Sanki biri onu senden çalmıştı ve sen onlara kavuştuğun için artık mutlusundur.” Dorcas’ın sözleriyle biraz olsun suçluluğunu bastırdı. Gemma’yı güzelce gömmüşler ve mezarına çiçekler dikmişlerdi. Viserly mezarlığına en son Rowen yüzünden gelmişti şimdiyse annesi sonsuz uykusunda huzurla yatıyordu. Beraber dua ettikten sonra annesinin mezarından aldığı bir avuç toprağı cebine attı Lavender gizlice. Zindanlara gitmeden önce Gemma’nın en çok giydiği atkısını ve küçük iksir şişelerinden almıştı. Gözyaşları kurumuş, akşam vakti gelmişti. Gece kuşları mezarlığın arkasında kendini belli etmeye başlarken Jaxon ve Oswald, Lavender’la vedalaştı. “Bir yolunu bulacağım.” diye kızının kulağına fısıldayan Oswald ona kendi özel eşyalarından birini verdi. Eski bir kol saatiydi. “Zamanı kolla.” dedi göz kırparak. Lavender saati cebine attı. Jaxon ona küçük bir kek vermişti. “Oysa büyük büyücü olmanı sarhoş olarak kutlamalı bütün gece dans etmeliydik. Sabaha kadar komşular kapımızı çalmalı gürültüyü kesmemizi söylerdi.” “Yapamazdık Jaxon. Bugün benim kutlama değil yas günüm.” dedi mezarı göstererek. Jaxon acı bir tebessüm etti. “Biliyorum. Oradan kurtulacağını da biliyorum. Sen oradayken Maximillian’ı bulacağım bundan emin olabilirsin.” Lavender samimiyetle kafa salladı ve keki alarak Jaxon’dan uzaklaştı. Dorcas ve Wren Lavender’ın iki tarafına geçip koluna girdiler. Lavender Jaxon ve babasına bakarken aniden her şey karardı ve kendini hiç bilmediği kapkara bir dünyanın içinde buldu. Caddelerdeki evlere baktı önce. Pencerelerinde demir parmaklıklar vardı. Çatıların üzeri sağlam bir malzemeyle kaplanmışa benziyordu. Taş duvarların arasında ne bir ağaç ne de güzel bir bitki vardı. “Dünyanın öbür ucuna hoş geldin Lavender.” dedi Dorcas şehri takdim eder gibi reverans yaparak. Lavender aldığı derin nefeste çürümüş bir hayvanın kokusunu aldı sanki. Gözleri direk yanındaki evin su kuyusuna gitmişti. “Kuyuda bir şey ölmüş olmalı…” dedi tiksintiyle burnunu tutarak. “Büyük büyücü özelliği artı bir.” diyen Wren güldü. Dorcas gidip kuyunun içine baktığında anında geri çekilmişti. “Lanet olsun su örümcekleri yine kuyularda hayvan yemiş.” “Su örümceği mi?” Dorcas kendini beğenmiş bir ifadeyle saçlarını geriye attı. “Bildiğin örümceklerden değildir. Eski büyücülerin yanlışlıkla yarattığı mutant bir örümcek. Sakın ha zindanın göletinde suya girmeyi deneme aksi takdirde köpek büyüklüğünde bir su örümceğinin avı olabilirsin.” “Bu iğrenç.” dedi Lavender. Örümceklerden nefret ederdi bir de köpek büyüklüğünde olanları varsa ondan ödü kopardı. “Bekle… Zindan da bir gölet mi var?” “Böylesine cahil bir büyük büyücü… Çok yazık.” Wren ve Dorcas kendi bölgelerinde olmanın gururuyla övünürlerken Lavender Tarnish’i düşündü. Ona eski sahip demişti… Bir gün tekrar karşılaşacaklar mıydı peki? Neden Gemma’yı düşünüp de ağlayamıyordu sorguladığı bir diğer şeylerden biriydi. “Neden kendimi turp gibi hissediyorum Wren?” Wren güldü. “Vücudun büyüyle yaralarını sarıyor. Seni mental olarak büyük büyücülüğe hazırlıyor. Tam dönüşümünü geçirmen bir hafta sürecek. O zamana kadar hem fiziksel hem de psikolojik güçlü bir hale geleceksin. Biz büyük büyücülere verilmiş en güzel mükafatlardan biri budur. Yaralarımızı ne kadar çabuk sararsak o kadar hizmet ederiz.” Lavender anladım dercesine kafa salladı. Yeni doğmuş bir bebek kadar huzurlu hissediyordu. Gemma’nın uyuduğu yerde rahat olduğunu farz edip en azından 25 sene onunla olduğu için mutluydu. Gittiği için üzgün değil ona armağan bıraktığı için memnundu. Tuhaftı. “Kuyudaki leş muhtemelen yarın bana şikayet olarak gelecektir. O yüzden bu gece bununla uğraşmayacağım. Evimize gidelim Wren.” Wren ile beraber cadde boyunca yürüdüler. Wren caddedeki ışıkları büyüyle açtığında Lavender buna anlam veremedi. “Bunu neden sen yaptın?” “Canavarların ani saldırıları yüzünden kesintiler çok oluyor. İnsanlara bir yardımım dokunmalı.” Lavender anladım dercesine kafa salladı. Sonra caddenin ilerisinde yanıp sönen bir sokak lambası olduğunu görerek denemek istedi. Nasıl büyü yapıldığını bilmiyordu fakat istemesi muhtemelen yeterli olacaktı. Yanıp sönen ışığa doğru ilerlemeye devam ediyorlarken ona öyle çok odaklanmıştı ki lambanın ampulü bir anda patlayıp etrafa kıvılcımlar saçtı. “Hey hey o da neydi?” diyen Dorcas refleks olarak Lavender’ın önüne geçti. “Ampul patlamış. Zaten bozuktu.” diyen Wren umursamazca yola devam etti. Lavender ampulü patlatanın kendisi olduğunu hiç kimseye söylemedi. Bu ilk büyüsüydü ve ölene kadar onunla beraber kalacaktı. Gülümsedi. Yakamamıştı ama yok etmeyi başarmıştı. Bu da bir şeydi…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD