Acı haber...

1031 Words
Dere yatağındaki sessizlik ağırdı. 2 saat önce kurşun sesleriyle yırtılan gece şimdi kendini güneşin ilk ışıklarına bırakmıştı. Ferit astsubay elini kaldırdı. - Kontrollü yaklaş! Tim hilal şeklinde daraldı. Baybars geride ama hazırdı. Bu kez yaralı yoktu. Bu iyiye işaretti. Etkisiz hale getirilenlerden biri diğerlerine göre daha donanımlıydı. Üzerindeki teçhizat farklıydı. Tüfeği keleş değildi, telsizi daha gelişmiş modeldi. Ömür diz çöktü. - Komutanım… bu sıradan biri değil. Serkan kancalı iple cesedi çevirdi. Göğsündeki plaka dikkat çekiyordu. Ferit birkaç saniye sustu. - Bu… Faruk mu acaba? Kısa bir sessizlik. Baybars içinden geçirdi: Faruk… gri listeden… Ferit devam etti. - Kod adı Faruk. Bölge sorumlusu. Uzun süredir aranan isim. Galiba bu o! Nusret üst araması yaparken eline su geçirmez bir evrak poşeti geldi. - Komutanım, burada bir şey var. Poşet açıldı. İçinden katlanmış haritalar, koordinat listeleri ve notlar çıktı. El yazısı karışık ama baya korumaya uğraşılmış. Ferit haritayı açtı. Kırmızı işaretler. Dağ etekleri. Dere içleri. Mağara ağızları. Yanına not düşülmüş kelimeler: “Sığınak 1 – 6 kişi” “Erzak depo – 3 ay yeterli” “5000 adet 7.62 Mühimmat – 4 RPG, 2 BKC, 40 el bombası” Mahmut ıslık çalar gibi oldu ama kendini tuttu. - Bu adam sadece saldırıya gelmemiş komutanım. Bölgeyi yönetiyormuş. Ferit’in yüzü sertleşti. - Bu liste… en az on nokta var. Esat haritaya eğildi. - Komutanım şu hat… Yüksekova güney sırtı. Bizim pusu attığımız alanın arka yamacı. Baybars haritaya bakarken içinden soğuk bir şey geçti. Demek o kadar yakındılar. Ferit düşünüyordu. - Sığınak, erzak, mühimmat. Uzun süreli plan. Ömür başını kaldırdı. - Karakol baskını dikkat dağıtma olabilir mi? Ferit gözlerini kısarak haritaya baktı. - Olabilir. Baybars içinden geçirdi: Herşey üst üste geliyor. Bu tesadüf değil. Faruk’un cebinden küçük bir not defteri daha çıktı. İçinde kodlu isimler ve tarihler vardı. Bir tarih özellikle dikkat çekiyordu. “28 Haziran” Altında tek kelime: “Hazırlık tamam” Gece bir anda daha da ağırlaştı. Ferit defteri kapattı. - Bu iş bitmedi. Telsize uzandı. - Burası temiz. Ancak gri listede olduğunu tahmin ettiğimiz bir leş var. Üzerinde bölgesel lojistik dokümanlar var. Teyit edilmesi gerekli. Cümleyi kurarken sesi sakindi ama gözleri kararlıydı. Baybars dere yatağından yukarı baktı. Bu belge demekti ki… İşimiz daha yeni başlıyor. Baybars’ın içinden bir düşünce geçti: Hazırlık tamam… diye yazmıştı Faruk. Ama neyin hazırlığı? Diğer tarafta: Dere hattı emniyete alındıktan sonra Salih yüzbaşının sesi telsizde net duyuldu: - İkinci tim benimle. Karakola giriyoruz. İçeri kontrol edilecek. Baybars ve üçüncü tim dış hatta kalırken, Salih yüzbaşı ikinci timle birlikte karakol girişine ilerledi. Duvarlarda roket izleri vardı. Beton parçalanmış, nöbet kulesinin bir kısmı çökmüştü... Salih yüzbaşı kısık sesle: — Dikkatli ilerle! Kapıdan girdiklerinde ilk dikkat çeken şey sessizlik oldu. Çatışma bitmişti ama havada hâlâ barut ve duman asılıydı. Nöbet kulesinin önünde bir asker yerdeydi. Kolundan ağır yaralıydı. Roket nöbet kulesine isabet etmiş, şarapnel parçaları kolunu parçalamıştı. Üniforması kana bulanmıştı. Turnike uygulanmamıştı. Asker baygındı. Salih yüzbaşı hemen diz çöktü. - Nabız? Tim sıhhiyecisi kontrol etti. - Zayıf ama var komutanım. Çok fazla kan kaybetmiş. Salih yüzbaşının yüzü sertleşti. - Hemen adrenalin vur. Tahliye hazırlığı. İçeri ilerlediklerinde iki teröristin etkisiz halde yattığını gördüler. Karakol içindeki son temasta düşmüşlerdi. Silahları yanlarındaydı. Tim öncüsü cesetleri kontrol etti. - Temiz komutanım. Tehdit yok. Tam o sırada Büyükçiftlik karakol komutanı, yüzü is içinde, gözleri kan çanağı gibi yanlarına geldi. Selam verdi ama sesi titriyordu. - Komutanım… Salih yüzbaşı gözlerinin içine baktı. - Durum ne? Karakol komutanı yutkundu. - İki şehidimiz var komutanım. Cümle havada asılı kaldı. Kimse konuşmadı. Gece bir kez daha ağırlaştı. - Nöbet değişiminde roket geldi. Birini kulede kaybettik… diğerini ilk temas anında. Salih yüzbaşı başını hafifçe eğdi. - Mekânları cennet olsun. Kısa ama içten. Sonra tekrar komutan moduna geçti. - Yaralı bir. İki şehit. İç tehdit temiz. Doğru mu? - Doğru komutanım. Salih yüzbaşı telsizi eline aldı. — Şafak, konuşan Pars 1. Bir ağır yaralı personel. İki şehit. Acil helikopter tahliyesi talep ediyorum. Piste iniş mümkün. Koordinatları teyit ediyorum. Rüzgâr kule enkazının arasından uğulduyordu. Yaralı asker sedyeye alındı. Solgundu. Kan kaybı yüzünden nabzı zayıflamıştı. Salih yüzbaşı sedyenin başında kısa bir an durdu. Tutun evlat, pes etme. Sonra şehitlerin bulunduğu odaya geçti. Üzerleri örtülmüştü. İsimleri biliniyordu. Salih yüzbaşının çenesi kasıldı ama gözleri dolmadı. Bu, komutanlık yüküydü. - Uğurlayacağız. Hazırlayın. Helikopter sesi uzaklardan duyulmaya başladı. Dış hatta bekleyen Baybars, helikopter sesini duyduğunda içinden bir şey çöktü. İki şehit… Az önce dere yatağında etkisiz hale getirilen Faruk’un defterindeki “Hazırlık tamam” cümlesi zihninde yankılandı. Bu sadece bir saldırı değildi. Bir mesajdı. Ve bedeli kanla yazılmıştı. Helikopter piste inerken rüzgâr bayrak direğini salladı. Salih yüzbaşı son kez karakola baktı. Bu gece kazanılmıştı. Ama kayıpsız değil. Karakolun avlusunda geçici tören alanı hazırlanmıştı. İki naaş… İki bayrak. Türk bayrağına sarılı şehitler yan yana konuldu. Nöbete gönderilen birkaç personel hariç, Bölük tam kadro içtimadaydı. Salih yüzbaşı en önde duruyordu. Yüzü sertti ama gözleri uykusuzdu. Geceyi komutan olarak geçirmişti, şimdi bir ağabey gibi duruyordu. - Rahat… Hazır ol! Bot sesleri aynı anda sertçe yere vurdu. Baybars bilinçli olarak ön safa geçmişti. Tabutların önünde durduğunda göğsünün içinde bir baskı hissetti. "Ailelerine Allah sabır versin, çok acı bir his." diye içinden geçirdi. İsimleri okundu. Memleketleri söylendi. Biri Tokat. Biri Adana. Sesler tek tek yankılandı. Salih yüzbaşı kısa bir konuşma yaptı: - Bu vatan, onların cesaretiyle ayakta. Nöbeti devralıyoruz. Bir adım öne çıktı. - Şehitlerimiz, görevlerinin başındayken, son nefeslerini bu topraklarda verdi. Biz onların emaneti olan bayrağı yere düşürmeyeceğiz. Sesi titremedi. Ama rüzgâr bayrakları hafifçe dalgalandırırken herkesin boğazı düğümlenmişti. Silahlar omza alındı. - Saygı atışı… Hazır! Üç el. Ses dağlara çarpıp geri döndü. Baybars gözlerini kapatmadı. Her atışı duydu, her yankıyı hissetti. Bu iş bitmeyecek. Tabutlar omuzlara alındı. Helikopter pistine taşındı. Oradan askeri araçla havaalanına…oradan da kargo uçağıyla memleketlerine. Pistte son bir sıra yapıldı. Salih yüzbaşı tek tek tabutlara dokundu. - Hakkınızı helal edin. Tim hep bir ağızdan: - Helal olsun! Helikopter havalandığında kimse konuşmadı. Ama herkes aynı şeyi düşünüyordu. Bu gece sadece bir operasyon değildi. Bir sınavdı. Baybars gökyüzüne baktı. Helikopter yükselirken içinden bir cümle geçti: Hayat bir yerde devam ediyordu, önden gidenlere and olsun ki öcleri alınacak. Ama burada, Büyükçiftlik’te, Haziran artık daha ağırdı. Salih yüzbaşı timleri topladı. - Dinlenme yok. Faruk’un dokümanları incelenecek. Bu şehitlerin hesabı sorulacak. Gür bir sesle: - Emredersiniz komutanım! Rüzgâr sertti. Ama bu komandolar daha sertti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD