Haziran’da Kan Kokusu
O sabah barut kokusunu ilk kez gerçekten hissettim...
2016 Haziran’dı.
Yüksekova’da güneş erken doğar
ama huzurdan uzaktır.
Komando bölüğü daha kahvaltıya oturmadan gelen istihbarat haberi hepimizi ayağa kaldırdı.
Köy kırsalında tek katlı taş bir ev;
İçeride iki silahlı terörist...
Teslim olmayacaklardı,
Biz de geri dönmeyecektik.
Baybars uzman komutanın odasında ayakta dururken, bunun artık bir tatbikat olmadığını anladı.
Masadaki uydu görüntüsünde ev küçüktü
Ama bazen en küçük evler
en büyük kayıpları saklar.
Ferit astsubay konuşurken ses tonu ne yükseldi ne düştü.
“Yaklaşma sessiz olacak. Çevre emniyeti alınacak. Teslim çağrısı yapılacak. Ateş gelirse karşılık anında verilecek. İçeride tuzak ihtimali var. Dikkatli olun.”
Ömür ve Mahmut başlarını hafifçe eğdi.
“Emredersiniz komutanım.”
Baybars o kelimeyi içinden tekrar etti. Aklımda ise görevin ciddiyeti vardı.
İntikal zırhlı araçla başladı. Köy yolu tozluydu. Ev diğer yapılardan biraz uzaktaydı; bu hem avantaj hem riskti. Çevrede birkaç ahır ve kuru ot yığını vardı. Pencereleri küçük, duvarları kalındı.
Araçtan indiklerinde Baybars’ın kalbi ilk kez bu kadar net duyuluyordu. Bu ilk, dedi içinden. İlk görev unutulmaz.
Ferit astsubay el işareti verdi. Hat açıldı.
Kapıya yaklaşanlar: Kalkan ile Şakir, koç başı ile nusret ve Tim komutanı Ferit.
Mahmut ve Ömür makineliyle çevreyi kapattı.
Esat arka yükseltiye yöneldi.
Uğur'un roketi hazır.
Baybars, girişe yakın ama emniyetli bir şekilde izliyordu.
Evin çevresi sessizdi. Bu iyi değildi.
Ferit astsubay yüksek ama kontrollü bir sesle seslendi:
“Jandarma! Aç kapıyı! "
"İçeridekiler teslim olun!”
Cevap gelmedi.
İkinci çağrı yapıldı.
Tam o an pencerenin içinden ani bir namlu parladı. İlk mermi duvara çarptı. İkinci mermi toprakta iz bıraktı.
“Temas!”
Ömür makineliyle pencere hattını bastırdı.
Mahmut ve Mustafa sağa doğru iki adım sıçradı, yan açı aldı.
Şakir kapı hattına yaklaşmaya çalıştı.
Baybars bir taşın arkasına çöktü ama gözleri timdeydi. İçinden geçen cümle kısaydı: Şimdi biri düşebilir.
Ev içinden seri atış devam etti. Kurşunlar kapı kasasını parçaladı. Ahşap kıymıklar havada uçuştu.
Ferit astsubay emir verdi:
“Mahmut, pencereyi döv! Ömür, baskıyı artır! Şakir, kapıya yaklaş ama kör noktada kal!”
“Emredersiniz komutanım!”
Ferit içeriye el bombası attı. Evin içindeki iki kişi yerini değiştirmeye çalışıyordu. Esat arka yükseltiden net açı buldu.
Tek atış.
Pencere hattındaki silah sustu.
Ama kapı içinden ikinci bir tarama geldi. Şakir geriye savruldu.
Baybars düşünmeden koştu. Şakir’in kolundan kan akıyordu. Giriş yüzeyseldi ama kas dokusu açıktı. Onu yeleğinden çekerek kapıdan uzaklaştırdı.
“Bana bak devre, sadece sıyrık.” dedi sertçe.
Bandaj bastı, kanamayı kontrol altına aldı. Şakir dişlerini sıktı ve:
“Devam edebilirim devre.” dedi.
Baybars içinden düşündü: Kimse ilk görevinde geri çekilmek istemez.
Ferit astsubay kısa bir değerlendirme yaptı.
“Uğur, kapıyı vur.”
Uğur:
“Emredersiniz komutanım.”
Roketin çıkış sesi köyün sessizliğini yırttı. Kapı patladı, iç duvar sarsıldı. Toz bulutu yükseldi.
“İleri!”
Nusret ve Mehmet kapıya yaklaştı. Ferit arkalarındaydı. Baybars bekledi; gözleri içerideydi.
"Herkes ölmüştür herhalde."
İçeriden iki el daha silah sesi geldi. Sonra sessizlik.
Ferit’in sesi duyuldu:
“Şimdi temiz.”
O kelime evin içindeki barut kokusuna karıştı.
Baybars içeri girdiğinde duvarlarda taze kurşun izleri vardı. Bir kişi pencere dibinde, diğeri iç odada etkisizdi. Ev darmadağındı. Yerde çocuk ayakkabısı vardı; ev boşaltılmıştı ama yaşam izleri kalmıştı.
Baybars Şakir’in kolunu tekrar kontrol etti. Kanama durmuştu. İçinden geçen düşünce yavaşça şekillendi: Bu ilk görevdi. İlk defa gerçek bir kapıya gerçek mermiyle girdik.
Ferit astsubay timi süzdü. Kimseyi eksik görmemek onun ilk kontrolüydü. Dışarı çıktıklarında köy yine sessizdi. Ama artık o sessizlik farklıydı. Bir şeyler değişti.
"2 leş ile döneceğiz."diyerek gururlanıyordu, Baybars.
10 dakika sonra Hastane:
“ Çatışmada bir jandarma personeli vurulmuş. Acil tıbbi tahliye talebi var. Koordinatlar iletildi, acele edin. ”
Zehra ambulansa binerken içinden yükselen o tanıdık ürpertiyi bastırmaya çalıştı. Bu ürperti korku değildi. Korkunun kardeşi olan bir şeydi. Sorumluluktu. Bir insanın yaşam çizgisinin birkaç dakikalığına onun ellerine emanet edilmesi…
"Allah’ım, bu gece beni mahcup etme." diye geçirdi içinden.
Araç engebeli yolda sarsılarak ilerlerken Zehra kontrollerini yaptı. Turnike. Sargılar. Serum seti. Monitör. Hepsi yerindeydi. Dışarıda köyün üstüne çöken sessizlik, çatışmanın az önce bittiğini ama gerilimin hâlâ havada asılı kaldığını hissettiriyordu.
Tim köy girişinde karşılamıştı onları. Ferit’in sesi sertti ama gözlerinin arkasında başka bir şey vardı.
“Yaralı içeride. Kan kaybı fazla.”
Zehra başıyla onayladı ve eve doğru koştu. Kapının eşiğinde barut kokusu hâlâ tazeydi. Duvarlara çarpıp dağılan mermilerin izleri, biraz önce yaşanan ölüm kalım mücadelesinin sessiz tanıklarıydı.
Şakir sedyenin üzerine alınmıştı. Bilinci dalgalıydı.
“Beni duyuyor musun?” Zehra diz çöküp hızlıca değerlendirme yaparken sesi sakindi. Parmakları alışkın bir hızla çalışıyordu.
Ve tam o anda onu gördü.
Kapının hemen yanında, sırtı duvara yaslı, tüfeğini hâlâ bırakmamış bir asker… Yüzünde kar maskesi, gözlerinde ise tarif edilemeyen bir şey vardı. Sertlik değil. Öfke değil.
Yorgunluk.
Ve derinlerde bir yerlerde saklanan kırılgan bir sessizlik.
Baybars.
Zehra’nın eli bir anlığına duraksadı. Kalbi, görev temposunun dışında bir ritimde atmaya başladı.
Bu ne şimdi? diye geçirdi içinden. Saçmalama Zehra. Yaralıya odaklan.
Ama gözleri istemsizce tekrar ona kaydı.
Baybars geri çekildi, rapor verdi:
-"Sağ omuz giriş. Çıkış yok. Bası uygulandı. Vital stabil ama düşüş var."
Zehra'nın bakışı bir an Baybars’ta kaldı
“O mu yaptı müdahaleyi?” diye geçirdi içinden.
Baybars ise devresinin çektiği acıyı düşünüyordu.
“Gözlerin niye takıldı şimdi? Odaklan Baybars. İşine bak.”
Zehra’nın iç sesi fısıldadı: Onu ilk defa görüyorum… ama sanki uzun zamandır tanıyormuşum gibi.
Baybars ise bakışlarını hemen kaçırdı.
"Saçmalama." diye geçirdi içinden. Bu bir operasyon. Konsantre ol.
Ama kalbi, emir komuta zincirine bağlı değildi.
Şakir sedyeye alındığında Zehra ayağa kalktı. “Tahliye için hazır. Hızlı hareket etmeliyiz.”
Baybars sedyenin bir ucunu tuttu. Ambulansa kadar birlikte koştular. Sedyeyi yerleştirirken elleri bir an temas etti.
Zehra’nın içinden sıcak bir his geçti. "Bu neydi şimdi, bilerek mi yaptı?"
Ambulansın kapıları kapanmadan önce Baybars bir adım geri çekildi. Gözleri Zehra’da kaldı.
Zehra ise kapı eşiğinde bir saniye durdu.
“Merak etmeyin,” dedi yumuşak ama kararlı bir sesle. “Elimden geleni değil… gerekeni yapacağım.”
Kapılar kapandı.
Ambulans hareket etti.
Baybars arkasından baktı.
Bir hemşire işte… diye geçirdi içinden. Neden bu kadar etkilendin?
Cevap vermedi kendine.
Çünkü cevap kalbinde yeni atmaya başlamıştı.
Zehra ise ambulansın içinde Şakir’in nabzını kontrol ederken kendi nabzını susturmaya çalışıyordu.
Bu bir görev. dedi içinden. Ama az önce… başka bir şey başladı.
Ve o gece, bir kurşun sadece Şakir’i yaralamamıştı.
İki kalbin kaderine de sessizce dokunmuştu.