Ferit Astsubay telsizi masaya bıraktığında karakolun içindeki hava bir anda değişti.
Az önceki belirsizliğin yerini, adı konmamış ama herkesin hissettiği ağır bir hazırlık almıştı. Dışarıdan bakan biri için sıradan bir sevk gibi görünebilirdi belki. Ama içeridekiler biliyordu: bu iş, gece boyunca sınır hattında dolaşan gölgelerden daha tehlikeliydi.
Karakolun avlusunda metal sesleri yankılanıyordu. Kimse konuşmuyordu. Sessizlik, yapılacak işin ağırlığını anlatmaya yetiyordu.
Tam o sırada telefon yeniden çaldı.
Ferit ekrana baktı.
Salih Yüzbaşı.
Açtı, hiç vakit kaybetmeden.
- Ferit.
Karşıdan gelen ses sakindi ama acele barındırıyordu. Sanki söylenen her kelime, gecikirse bir şeyleri geri dönülmez biçimde değiştirecekti.
- Hazırlanın. Karakola iki Kirpi, bir Kobra-2 gönderiyorum.
- Otuz dakikaya orada.
Ferit kaşlarını çattı.
- Komutanım görev ne?
Salih Yüzbaşı bir an sustu. Söyleyeceklerini tartar gibi nefes aldı.
- Serhat’la bağlantılı bir şirket var.
- Lojistik adı altında faaliyet gösteriyor ama para ve mal akışı temiz değil.
- İçeride çözülme var.
- O şirketle bağlantılı şahıslara, PÖH ile birlikte ortak operasyon yapacaksınız.
Ferit’in yüzü sertleşti.
- Silahlı mı?
Salih Yüzbaşı:
- Kuvvetle muhtemel.
- Ama öncelik yakalama.
- Direnirlerse karşılık verirsiniz.
Ferit Astsubay:
- Anlaşıldı komutanım.
Telefon kapandı.
Ferit derin bir nefes aldı. Bir an için gözlerini kapattı. Sonra karakolun içine doğru yüksek sesle konuştu:
- Hazırlığınızı bitirin, yarım saate araçlar burada!
Avluda bir hareketlenme başladı. Şarjörler çıkarıldı, kontrol edildi, tekrar takıldı. Kasklar başlara geçti. Balistik yeleklerin cırt sesleri karakolun duvarlarında yankılandı. Kimse soru sormuyordu. Bu, soruların daha sonra sorulacağı türden bir görevdi.
Baybars kaskını takarken içinden geçen tek cümle şuydu:
Demek ki gecenin gölgeleri, gündüzün kapısını çalmış.
On beş dakika dolmadan motor sesleri duyuldu. Önce ağır, tok bir homurtu, ardından metalin metalle konuştuğu o tanıdık ses. Avluya giren iki Kirpi, arkalarında bir Kobra-2 ile dizildi.
Kobra’dan inen ekipte PÖH personeli vardı. Siyah üniformalar, yüzleri kapalı, hareketleri sessiz ve hızlıydı. Aralarından biri Ferit’e yaklaştı.
- Ferit Astsubay?
- Evet.
- Komiser Murat.
Tokalaşma kısa sürdü. Bu tür işlerde resmiyet uzun tutulmazdı.
Araçlar harekete geçtiğinde dağ yolu ağır ağır arkalarında kaldı. Operasyon yapılacak yer sivil yapıların da bulunduğu bir bölgedeydi. Kağıt üzerinde bir lojistik deposu. Gerçekteyse kim bilir neyin düğüm noktası…
Baybars araç içinde camdan dışarı bakıyordu. Taş evler, yarı yıkık duvarlar, sessiz sokaklar. Buralar sessizdi ama masum değildi. Dağ saklamayı severdi. İnsanları da, sırları da.
Kobra-2 içinde:
Komiser Murat konuştu:
- İçeride üç ana şahıs var.
- Silah ruhsatları mevcut ama yasa dışı sevkiyat şüphesi yüksek.
- Direniş bekliyoruz ama profesyonel değiller.
Ferit başını salladı.
- Çıkışları kapatırız.
Araçlar hedef noktaya yüz metre kala durdu. Motorlar sustu. Herkes sessizce indi. Pozisyon alındı. İki farklı giriş vardı: ana kapı ve yan depo kapısı.
Ferit elini kaldırdı.
Üç parmağını gösterdi.
- Üç…
- İki…
- Bir…
Kapı koçbaşıyla kırıldı.
- Jandarma! Yat yere!
İçeride bir anlık kaos yaşandı. Sandalyeler devrildi. Bir bağırış yankılandı. Ardından ilk silah sesi…
Baybars refleksle çöktü. Kurşun Hüseyin'in başının üstünden geçip duvara saplandı. Beton parçaları yüzüne sıçradı. O an zaman yavaşladı.
Karşılık verildi. Kısa, kontrollü atışlar. PÖH ekibi odadan gelen atışları bastırdı. Ferit, Baybars ve Nusret sağ koridoru temizledi.
- Silahını bırak! diye bağırdı Baybars.
Bir adam kapının arkasından ateş etmeye çalıştı tereddüt etti. O tereddüt, her şeyi bitirdi. Nusret adamı yere yatırdı, plastik kelepçe ile kelepçeledi.
İki dakika bile sürmemişti.
Direniş kırılmıştı.
Son silah sesi yankılandıktan sonra içeride sadece ağır nefesler kaldı. Üç şahıs da yaralı değildi ama yüzleri bembeyazdı. Silahlar yere bırakılmıştı. Eller başlarının üstündeydi.
Komiser Murat etrafa baktı.
- Bu kadar mı?
Ferit başını salladı.
- Evet. Ama mesele şimdi başlıyor.
Şahıslar dışarı çıkarıldı. Kirpi’lerin yanına dizildiler. Birinin dudakları titriyordu. Diğeri göz temasından kaçıyordu. Üçüncüsü ise gereğinden fazla sakindi.
Baybars o sakini süzdü.
En tehlikelisi bu diye aklından geçirdi.
Araçlar geri dönerken hava kararmaya başlamıştı. Operasyon temizdi. Kayıp yoktu.
Esendere karakoluna varıldığında şahıslar ayrı ayrı odalara alındı. Kayıtlar tutuldu. Silahlar, belgeler, telefonlar masaya dizildi. Bir telefon özellikle dikkat çekiyordu. İçinde son arama kaydı yoktu ama silinecek kadar temizdi.
Ferit, Salih Yüzbaşı’yı aradı.
- Şahıslar bizde komutanım. Direndiler ama kısa sürede teslim oldular.
Salih Yüzbaşı:
- Güzel.
- Şimdi ifadeler önemli.
- Kimle bağlantılılar, ne zamandır, kimden emir alıyorlar…
- Özellikle Serhat kısmı.
Ferit Astsubay:
- Emredersiniz komutanım.
Telefon kapandı.
Komiser Murat içeri girdi.
- Komutanla mı konuştun? diye sordu doğrudan.
Ferit başını kaldırdı.
- Evet.
Murat sandalyeye oturmadı. Ayakta kaldı.
Bu, sohbet etmek için gelmediğinin işaretiydi.
- Bizim çocuklar dışarıda merak ediyor, dedi.
- Bu adamlara neden bu kadar hızlı girildi?
- Normalde böyle lojistik operasyonlar haftalar sürer.
Ferit dosyayı eline aldı, kapağını çevirdi ama açmadı.
- Şartlar normal değil, dedi.
- O yüzden.
Murat dudaklarını büzdü.
- Anladım…
- Peki bu üçü neyin parçası?
Ferit gözlüğünü çıkardı, masaya bıraktı.
- Bir yapının, dedi kısa bir cümleyle.
Murat:
- Ne yapısı?
Ferit Astsubay:
- Henüz adı yok.
Murat hafifçe gülümsedi.
- Biz bu şirketi üç aydır takip ediyoruz.
- Mali akış, sahte fatura, sınır hattında garip hareketler…
- Ama bugüne kadar askeri taraf hiç bu kadar net devreye girmedi.
Ferit Murat’a baktı.
- Siz ne zamandır takiptensiniz?
Murat:
- Resmi olarak üç ay.
- Gayriresmi olarak… dedi kısa bir duraksamayla, altı aydan fazla.
Ferit başını salladı.
- Bizim için o kadar eski değil.
Murat’ın bakışları keskinleşti.
- Ne zamandır biliyordunuz?
Ferit cevap vermeden önce birkaç saniye durdu.
Bu duraklama, Murat’a cevaptan daha çok şey söyledi.
- Yeterince, dedi Ferit sonunda.
- Ama gereğinden fazla değil.
Murat bir adım yaklaştı.
- Kime çalışıyorlar?
Ferit’in yüz ifadesi değişmedi.
- Henüz belli değil.
- Ama tahminimiz var.
Murat:
- Söylemeyecek misin?
Ferit dosyayı masaya bıraktı.
- Söyleyemem.
Murat kaşlarını çattı.
- Peki bu adamlar yakalanmasaydı ne olacaktı?
Ferit hiç düşünmeden cevap verdi.
- Bir süre daha işlerine devam edeceklerdi.
Murat:
- Ne işine?
Ferit Murat’ın gözlerinin içine baktı.
- Görünmeyen işlerine.
O an Murat anladı;
Ferit bildiğinden az konuşmuyor, bilerek susuyordu.
- İfadede bir isim beklemeli miyiz? diye sordu Murat.
Ferit başını hafifçe salladı.
- Bekleyin.
- Ama duyduğunuz her isme de inanmayın.
Murat geriye çekildi.
- Anladım, dedi.
- O zaman biz dinleyeceğiz.
Ferit kapıya yöneldi.
- Dinleyin, dedi.
Ferit kapıyı açarken durdu.
- Bu sefer, alışık olduklarınızdan biraz farklı olabilir dedi.
Kapı kapandı.
Murat içeride yalnız kaldı.
Bir an boş masaya baktı.
Ve içinden geçirdi:
Demek ki bu operasyon birçok yerden rahatsızlık yaratacak.
Ferit odadaki herkese baktı.
- İfadeler başlayacak.
- Ama dikkatli olun.
- Bu insanlar konuşurken sadece ağızlarını değil bizi de tartacaklar.
Baybars sandalyeye yaslandı. Yorgundu ama zihni açıktı. Kapalı kapının ardında biri vardı. Birazdan konuşacaktı. Ya da susacaktı.
Ve bazen susmak, konuşmaktan daha tehlikeliydi.
İfade odasının kapısı açıldı.
İlk şahıs içeri alındı.
Ferit dosyayı açtı.
- Başlayalım.
Adam başını kaldırdı.
Gülümsedi.
- Ben anlatırım, dedi sakin bir sesle.
- Ama bazı isimleri duyduğunuzda şaşırabilirsiniz.
Baybars’ın içinden soğuk bir his geçti.
Kapı kapandı.
Ses kayıt cihazı çalıştı.
Ve herkes biliyordu:
Bu ifadeler, sadece bir operasyonun değil
bir zincirin başlangıcıydı.