Sızıntı...

1374 Words
Saat 00.15. Bölük avlusu loş projektör ışıklarıyla aydınlanıyordu. Motor sesleri geceyi yarıyordu. İki Kirpi, bir Kobra-2 hazırdı. Mazot ve toprak kokusu birbirine karışmıştı. Salih yüzbaşı kısa ve netti: - Bu gece kimse o hattan geçemeyecek. Kapılar kapandı. Baybars, üçüncü timle birlikte ilk Kirpi’deydi. Kobra-2 ortalarında olacak şekilde konvoy yola çıktı. 01.10 Asfalt bitti. Stabilize yola girildi. Araçlar farlarını kısarak ilerledi. Komutan telsizden fısıldadı: - İniyoruz, hazırlanın. Kapılar sessizce açıldı. Timler hızlı ama kontrollü dağıldı. Gece ayazdı. Ay ince bir hilal. Üçüncü tim dere hattının ikinci dar boğazına yöneldi. Plan netti: İkinci tim sırt emniyeti. Birinci tim bölükte ihtiyatta. Yasin önde ilerliyordu. Dere yatağı taşlı ve kaygandı. El işareti verdi. Herkes yere çöktü. Termal dürbün açıldı. 01.58 İlk ısı izi. Ferit astsubay fısıldadı: - Sayı? Yasin baktı. - En az sekiz… hayır… on. Arkada yük vardı. Katırlar anlaşılıyordu. Bu basit bir sızma değildi. Ağır yük, mühimmat. Grup dar boğaza girdi. Tam pusu alanına. Salih yüzbaşının sesi kulakta: - Bekle… Adımlar yaklaştı. Mesafe 40 metre. 30 metre. İçlerinden biri durdu. Elini kaldırdı. Baybars’ın içinden bir şey geçti: - Fark ettiler mi? Adam diz çöktü, toprağa baktı. Sonra başını kaldırdı. Ve karanlığa doğru bağırdı: - Temiz! Baybars’ın kaşları çatıldı. Bu kadar rahat olmaları normal değildi. O anda sırt hattından hafif bir taş yuvarlanma sesi geldi. Çok küçük. Ama eğitimli kulak o sesi kaçırmaz. Ve dere yatağının üstünden bir yansıma parladı. Ferit astsubay dişlerinin arasından fısıldadı: - Üstte ikinci grup var! Tuzak. Tam o anda ilk atış geldi. Sırt hattından. Kurşun dere yatağındaki kayanın kenarını parçaladı. Salih yüzbaşının sesi sert çıktı: - Temas! Atış serbest! Gece bir anda aydınlandı. Kobra-2’lerin uzaktan makineli desteği devreye girdi. Baybars hedef aldı. İlk düşen yukarıdaki gölgelerden biri oldu. Ama sayı fazlaydı. Bu sıradan bir sevkiyat değildi. Bu, pusuya karşı pusu planıydı. Ve biri timin gelişini önceden biliyordu. Gece yarılmıştı. İlk temasın şoku atlatılmış, timler pozisyon almıştı. Üst sırt hattındaki grup beklenenden organizeydi. Rastgele ateş etmiyorlardı. Atışlar ölçülü, alan baskısı kuracak şekildeydi. Nusret kayanın dibinde mevzi aldı. - Üst hat sekiz kişi civarı! diye fısıldadı. Ferit astsubay kısa cevap verdi: - Aşağıdakiler dağılmaya çalışıyor. Kobra-2 uzaktan 12.7’lik ile sırt hattına baskı kurdu. Gece, her atışta bir anlığına beyaza çalıyordu. Beş dakika. On dakika. Temas sertti ama kontrol kaybedilmedi. Üstteki grup geri çekilmeye başladı. Ve o anda Baybars’ın gözüne bir şey takıldı. Yukarı kaçanlardan biri el telsiziyle konuşuyordu. Adam bağırdı: - “Dere boğazı… plan değişti!” Baybars’ın zihni kilitlendi. Bu bilgi sadece brifing odasında söylenmişti. Ferit astsubay da duymuştu. Bakışları bir an kesişti. O bakışta aynı soru vardı. Nasıl biliyorlar? Temas kırk dakika sürdü. İki terörist etkisiz. Birinin üzerinde kodlu notlar bulundu. Ağır mühimmatın bir kısmı bırakıldı. Ama asıl mesele başka bir şeydi. Saat 03.10. Alan emniyete alındı. Salih yüzbaşı kısa bir değerlendirme yaptı. - Bu, tesadüf değil. Kimse itiraz etmedi. Ferit astsubay haritaya baktı. - Bu bilgi sadece brifingde vardı. Ömür dişlerini sıktı. - Sızıntı mı? Mahmut ekledi: - Bölükten biri mi? Bu cümle ağırdı. Kimse kolay kolay böyle bir ihtimali dillendirmez. Baybars sessizdi. Zihninde brifing odası dönüyordu. Kimler vardı? Salih yüzbaşı. Ferit astsubay. Diğer tim komutanları. Harita başındaki herkes. Yoksa… Baybars o düşünceyi yarıda kesti. Suçlama için erken. Ama şüphe bir kez düşmüştü. Araçlara binilmeden önce Ferit astsubay Baybars’ın yanına geldi. - Ne duydun? - “Üç tim” dedi komutanım. Ferit’in çenesi gerildi. - Emin misin? Baybars: - Eminim. Ferit birkaç saniye sustu. - Bu konuşma burada kalacak.Bölüğe dönünce kimseye tek kelime yok. Baybars: - Emredersiniz komutanım. Bu artık sadece operasyon değildi. Bu, güven meselesiydi. Şafak sökerken konvoy geri döndü. Baybars aracın arkasında otururken telefonunu kontrol etti. Zehra’dan mesaj vardı: “Her şey yolunda mı?” O mesajı görmek tuhaf bir denge yarattı. Dışarıda pusulu dağlar. İçeride şüphe. Ve artık iki cephe vardı: Biri dağda, biri bölüğün içinde. Şafak söküyordu. Araçlar bölük kapısından içeri girdiğinde herkes yorgundu ama asıl yorgunluk fiziki değildi. Herkes araçtan indi ve içtimaya geçtiler. Salih yüzbaşı ağır bir cümle kurdu: - İçimizde bir zafiyet ihtimali göz ardı edilmeyecek. Bu kelime önemliydi. “İhanet” demedi. “Zafiyet” dedi. Ama Baybars henüz kimseye güvenmemek gibi bir paranoyaya düşmez. O bir asker. Emir alır, görev yapar. Daha çok dikkat etmeye başlar. Kim kime nasıl bakıyor? Kim fazla sakin? Kim gereksiz panik yapıyor? Operasyondan sonraki gün: Bölük yemekhanesinde herkes normal davranıyordu. Şakalaşmalar. Çay bardakları. Herşey rutin. Ama Baybars için hiçbir şey normal değildi. Masada oturan adamlara baktı. Aynı gece sırt sırta çatıştığı insanlar. Aynı masada ekmek böldüğü insanlar. Ve içlerinden biri, belki de birkaç kişi… Baybars çayından bir yudum aldı. Ya yanlış duyduysam? Telefon titreşti. Zehra: “Bugün biraz dalgın gibiydin. İyi misin?” Baybars ekrana baktı. Yazdı. Sildi. Yazdı. “İyiyim.” Gönderdi. Ama değildi. Bir dakika sonra: Zehra arıyordu. Bir an bekledi. Sonra açtı. - Alo. Zehra’nın sesi sakindi ama dikkatliydi. - Müsait misin? Baybars: - Evet. Zehra: - İyi olmadığını düşündüm. Mesajın… sen gibi değildi. Baybars hafifçe doğruldu. — Nesi farklıydı? Zehra: - Kısaydı. Mesafe koymuş gibiydin. Bu bir sitem değil, tespit gibiydi. Baybars birkaç saniye sustu. - Operasyonda beklemediğimiz bir durum oldu. Zehra: - Yaralanan oldu mu? Baybars: - Bizden ciddi yok. Ama planın bilindiğini düşündüren bir şey yaşandı. Zehra sessizleşti. - Nasıl yani? Baybars: - Sanki nereden geleceğimizi biliyorlardı. Bu cümle telefonda ağır kaldı. Zehra hemen konuşmadı. - Bunu düşünmek, insanın içini kemirir. Baybars: - Evet. Zehra derin bir nefes aldı. - "Dışarıdaki düşmanla mücadele etmek başka. İçeride bir boşluk olduğunu hissetmek başka." der abim. Baybars pencereye yürüdü. Avluda nöbet değişimi yapılıyordu. Baybars dikkat kesildi. - Abin başka neler diyor? Zehra: - “Devletin içi temizlenecek” der. “Asıl mesele içeridekiler” der. Ama bunu eleştirel bir yerden değil… farklı bir inançla söyler. Baybars: - Ne inancı? Zehra: - Kendilerinin doğru olduğuna dair bir inanç. Baybars sustu. Zehra devam etti. - Abim son yıllarda çok değişti. Çevresi değişti. Sürekli Ankara’ya gidip geliyor. Bazı siyasetçilerle yakın. Ama bildiğimiz siyasi çevre değil. Daha kapalı bir yapı. Baybars: - Nasıl bir yapı? Zehra: - Dışarıdan bakınca yardım derneği gibi. Eğitim, burs, sohbet toplantıları… Ama konuşmalar başka. Baybars’ın sesi daha temkinli çıktı. - Ne konuşuluyor? Zehra: - “Yakında sistem değişecek” deniyor. “Devlet asıl sahiplerine dönecek” deniyor. Ve bunu sanki olacak bir şey değil de planlanmış bir şey gibi anlatıyorlar. Bu artık sıradan bir aile içi fikir ayrılığı değildi. Baybars: - Abin ne işle uğraşıyor demiştin? Zehra: - Resmî olarak lojistik ve ticaret. Ama sınır hattında kaçakçılıkla bağlantısı olduğunu biliyorum. Herkes biliyor aslında. Korunuyor gibi. Baybars: - Kim tarafından? Zehra kısa bir duraklama yaşadı. - Bazı savcılar. Bazı bürokratlar. Ve o bahsettiğim çevre. Baybars’ın zihninde parçalar istemeden birleşmeye başladı. - Bu çevrenin adı var mı? Zehra sesi kısılmadan ama net konuştu. - Fetullahçılar. Kelime telefonda yankı yaptı. Baybars bir şey demedi. Zehra devam etti. - Ben uzak duruyorum. Açık açık tartıştık. Bana “görüyorsun ama anlamıyorsun” dedi. “Zamanı gelince anlayacaksın” dedi. Baybars: - Sen ne dedin? Zehra: - Ben hastanede çalışıyorum dedim. Yaralı kim gelirse pansuman yapıyorum. Kimin doğru, kimin yanlış olduğunu ideolojiden öğrenmem dedim. Kısa bir sessizlik oldu. Baybars’ın sesi daha ağırdı şimdi. - Zehra… bu anlattıkların ciddi. Zehra: - Biliyorum. Baybars: - Abin bu yapı içinde aktif mi? Zehra: - Evet. Sadece sempatizan değil. Para akışı var. Kaçakçılık var. Sadece ticaret yapmıyor. Bu cümle özellikle ağırdı. Baybars gözlerini kapattı. Operasyondaki sızma hattı. Kaçak geçiş. Sevkiyat. Hepsi zihninde üst üste geldi. - Zehra, sana net bir şey soracağım. Zehra: - Sor. Baybars: - Abin devlet içinde bağlantısı olan insanlarla mı çalışıyor? Zehra: - Evet. Baybars: - Askeri mi? Zehra hemen cevap vermedi. - Bilmiyorum. Ama “asker abiler” diye bahsettiğini duydum. Bu ifade Baybars’ın içini soğuttu. - Bu konuşma burada kalacak, dedi Baybars. Zehra: - Zaten kimseyle paylaşmam. Baybars: - Sen de dikkatli ol. Zehra: - Ben zaten mesafeliyim. Baybars: - Abin senin benimle görüştüğümü biliyor mu? Zehra: - Hayır. Bilmesini de istemem. Bu cümle romantik bir gizlilik değil, güvenliğiyle ilgiliydi. Zehra’nın sesi yumuşadı ama çocuklaşmadı. - Baybars… senin dünyanla benim ailem arasında bir gün bir çizgi çekilirse, ben o çizgiyi görmek istemiyorum. Baybars: - O çizgi şimdiden var olabilir. Zehra: - O zaman birimiz karar vermek zorunda kalır. Baybars derin bir nefes aldı. - Şimdilik sadece dikkatli ol. Zehra: - Sen de. Telefon kapandı. Baybars karanlıkta uzun süre ayakta kaldı ve sigarasını yakıp gökyüzünü izlerken düşüncelerine daldı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD